Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Elhamdülillah, Hak üzere olan bir “taife” her devirde vardır ve kıyamete kadar da var olacaktır.
Soru, Bidat ehlinin yazdığı bozuk kitaplar gittikçe çoğalıyor. Dinimizi bozmaları mümkün müdür?
<!--[endif]-->

Cevap; Bir toplum ne kadar bozulursa bozulsun, içinde hak üzere olan bir taife bulunur. Nitekim hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

”Ümmetimden bir taife, hak üzere cihad dadır. Kıyamete kadar galip olarak devam eder.” (İbni Asakir)
<!--[endif]-->

”Hakkın yardımı ümmetimden bir taife üzerine Kıyamete kadar devam eder. Bunları terk edip ayrılanların bu taifeye bir zararı olmaz.” (İbni Mace)

”Ümmetimden bir taife, düşmanlara galip olarak hak üzere cihad ederler. Hatta sonuncu taife, Deccal ile savaşır.” (Ebu Davûd)
<!--[endif]-->

”Ümmetimden bir taife, Allah (Azze ve Celle)’ın emriyle hak üzere hareket etmekte devam eder.” (Buhari)
<!--[if !supportLineBreakNewLine]--><!--[endif]-->

1. Şiarları; “Sadece ben bilirim”

Reformcu diyor ki: “Eğer benim sözlerim, hadislere uymuyorsa, o hadisler uydurma demektir. Din hakkındaki sözlerim, Kur'anın açık emirlerine uymuyorsa, Peygamberin ve âlimlerin bunu yanlış anlamışlar demektir.” Herkes bilir ki; bir ihtilal yapıldığında, hemen şöyle bir bildiri yayınlanır: “Yayınladığımız bildiriler, daha önceki mevzuattan; yönetmeliklere aykırı ise, yönetmelik değişikliği, kanunlara aykırı ise, kanun değişikliği, anayasaya aykırı ise, anayasa değişikliği kabul edilecektir.”

Aynı mantık, dini değiştirmek isteyen reformistler için de geçerli. Haydi diyelim, ihtilal, olağanüstü bir hâldir, böyle bir mantığı anlamakta insan zorlanmaz. Zaten bir müddet sonra da, normal düzene, yürürlükteki mevzuata dönülür. Fakat bozulan din geri gelmez. O hâli, artık din kabul edilir. Bu da insana yapılabilecek en büyük kötülüktür. Onları sonsuz cehennem azabına atmaktır, bundan daha büyük felaket olur mu?
2. Şiarları; Sözleri, sanki her şeyin üzerinde

İslâmiyeti içerden yıkmak isteyen dış güçlerin temsilcileri, Prof, Doçent, tarikat şeyhi vs. gibi unvanlarını da “unutmadan” ekrana yansıtıp, ihtilal mantığı ile diyorlar ki:

“Din hakkında söylediğim sözler, verdiğim fetvalar, geçmiş âlimlerin fetvalarına uymuyorsa, bu âlimlerin cahil, sözlerinin yanlış olduğu, bu işi bilmedikleri anlaşılır. Eğer benim sözlerim, hadislere uymuyorsa, o hadisler uydurma demektir. Din hakkındaki sözlerim, Kur'anın açık emirlerine uymuyorsa, Peygamberin ve âlimlerin bunu yanlış anlamışlar demektir.”

Hemen arkasından, hiçbir kitapta, hadiste yeri olmayan herzelerini başlıyorlar sıralamaya:

“Kur'anda kadere iman diye bir şey yoktur. Dolayısıyla, imanın şartı olarak ondört asırdır bildirilen, kaza kadere iman şartı bir safsatadır. Ey müslümanlar! Kitaplarda geçen, peygamberlerin sıfatları olarak bildirilen, “İsmet” sıfatının, yani peygamberlerin masumluğuna, günahsızlığına inanmayın. Başta Hz. Âdem olmak üzere, Hz. Davûd, Hz. Musa ve diğer peygamberler, günah işlemiştir.

Hind felsefesinde olan, tenasuh (reenkarnasyon) yani rûhun insan öldükten sonra bir başkasına geçme olayı, Müslümanlıkta vardır. Bunu cahil âlimler anlayamadı. Buna dair birçok ayet vardır. Bu sizin bildiğiniz ayetlere uymazsa, benim yorumumu esas alın. Bunu ancak ben anladım, zaten benden başkası anlayamaz. Başkalarının anladıkları, benim anladığıma uygunsa doğrudur, değilse yanlıştır. Ondört asırdır, dini benim gibi doğru anlayan, anlatan olmadı.”

Aslında, Reenkarnasyon, ahiret hayatının inkârının bir kılıfıdır. Ruh ondan ona, ondan ona devam eder gider. Aristo'nun ve diğer felsefecilerin, “Dünya böyle gelmiş böyle gider, dünyanın sonu yoktur, ahiret hayatı yoktur.” batıl inancının değişik ifadeyle söylenişidir.

Adamın niyeti başka olunca, bir bakıyorsun, Yunan felsefesini savunuyor, bir bakıyorsun, Yahudi inancını, bir bakıyorsun Hıristiyan inancını, bir bakıyorsun Moon inancını savunuyor... Bir bakıyorsun, Vehhabi, bir bakıyorsun, Şii... Ne olduğunu bilene aşkolsun. Fakat çok az da olsa, doğru din bilgisi olan kimse, böylelerinin dini içeriden yıkmaya çalışan sinsi biri olduğunu hemen anlıyor...

3. Şiarları; Düşmanımın düşmanı dostumdur

“Düşmanımın düşmanı dostumdur, dostu düşmanımdır.” prensibine, bu tür insanlar çok sadıklar. Amerika'da, Reşat Khalife diye biri çıkıyor, peygamberliğini ilân ediyor. İlk destek, tebrik bunlardan geliyor. Adam öldürülüyor; üzüntüsünden yemeden, içmeden kesiliyor. Sahte peygambere rahmet üzere rahmet okunuyor. Aynı düşünce ile, Eflatun, Sokrat, Eflatun, Buda ve Konfüçyus'a sahip çıkılıyor. Bunlar diyor, peygamber olabilir. Adamların zihniyeti belli... İslâm dışı olsun da, ne olursa olsun, yeter ki müslüman olmasın...

“Dinde zorlama yoktur.” ayeti kâfirler içindir. Peygamber (sallalahu aleyhivesellem) Efendimiz, âlimler, bu ayeti, “Kâfirler müslüman olmaya zorlanamaz.” şeklinde anlayıp bildirmişler. Fakat bu adamlar, bu ayeti Müslümanlara tatbik etmek istiyor. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)in bildirmesi adamı ilgilendirmiyor. Genel prensibini yukarıda bildirmişti: Sadece benim anladığım doğru, diğerlerininki yanlış... Velev ki peygamber de olsa bile...

“Peygamberin, Kur'ana aykırı hüküm vermeye hakkı yok. Recim cezasında olduğu gibi, Peygamber Kur'ana aykırı hareket etti” diyorlar.

Peygamber Kur'ana aykırı iş yapar mı? Kur'ana aykırı olup olmadığını sen mi bileceksin, yoksa Hz. Peygamber mi? Peygamberin bildirdiğinden şüphe eden, Kur'an-ı kerimden de şüphe eder. Çünkü, Kur'an-ı kerimi bildiren O’dur.

Adama sormazlar mı, Kur'an-ı kerim sana mı indirildi; yoksa Hz. Peygambere mi? Sen mi iyi anlarsın, O mu? Ne demiş atalarımız, “Allahtan korkmayandan korkmak lazım.” diye. İnsan başka diyecek şey bulamıyor!


4. Şiarları; Kendini büyük görme hastalığı

Kibir, kendisini başkasından üstün görmektir.

Hadisi şeriflerde buyruluyor ki:

“Kibir, hakka, razı olmamak ve insanları küçük görmektir.” [Müslim]


“Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez.” (Müslim)

“Yiyin, için, giyinin ve sadaka verin, fakat israftan ve kibirden sakının.” (İ. Mace)

“Hz. Nûh, ölürken çocuklarına, “şirk ile kibirden çok sakının” buyurdu.” (Hakim)


“Kibir, İblis’i Hz. Âdem’e doğru secde ettirmemiştir.” (İ. Asâkir)

“Kibirliler kıyamette zerre gibi ayakaltında kalır. Herkes onları çiğner.” (Tirmizî)

“Kendisine el pençe divan durulmasını isteyen Cehenneme hazırlansın!” (İ. Ahmed)

“En şerliniz, katı kalbli ve kibirli olandır. “ (İ. Ahmed)

“Kibirli, ahirette Allahı gazaplı bulur.” (Buhârî)


“Kibir, hıyanet ve borçtan temiz olarak ölenin gideceği yer Cennettir.” (Nesâî)

“Allah-u Tealâ buyurdu ki: Kibriya ve azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı hiç acımadan cehenneme atarım.” (Müslim)

Kibir, diğer günahlardan niçin daha büyüktür? Çünkü kibir, yani büyüklük ancak Allah-u Tealâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın bir emrini yapmayarak suç işlemekle, hükümdarlığına sahip çıkmak arasında elbette büyük fark vardır. İşte kibirlenmek, Allahın emrini yapmamak gibi bir suç değil, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor!

Bu suçun biraz daha aşağısı ilahlığa ortak olmaktır. Hükümdarın maiyetine hakaret eden, onlara üstünlük taslayan ve onları kendi idaresine almak isteyen kimse, bir noktada hükümdara ortak olmuş sayılır. Her ne kadar bunun tahtına oturmak gibi değilse de ona yakındır. Bütün yaratıklar, Allah-u Tealânın kullarıdır. Bunlar üzerinde büyüklük, hâkimiyet, yalnız Ona mahsustur. İnsanlara bu şekilde kibirlenen, Allah-u Tealâya ortak olmuş sayılır.

Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir. Büyüklenerek ben demek Allah-u Tealâ ve dostlarından feyz ve bereketi keser. Hz. Ebu Bekir buyuruyor ki: Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi, bugün var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır.

Büyüklenmek üç çeşittir; Kibir, kendini başkasından üstün görmektir. Yapıldığı yerlere göre üçe ayrılır:

1- Allah-u Tealâya karşı kibirdir: Kibrin en kötüsü budur. Nemrud, Firavun böyle idi. İlahlık iddiasında bulundular. Bazı dinsizler de imanı, ibâdeti, namaz kılmayı aşağılık, gericilik sanarak kibirlenirler. Allah-u Tealâ buyuruyor ki: “Büyüklenerek bana ibadet etmeyenler alçalmış olarak cehenneme girecektir.” (Mümin 60)

2- Peygamberlere karşı kibirdir: Bazıları, peygamberleri kendileri gibi bir insan gördükleri için, kibirlenerek onlara uymayı kabul etmediler. Mesela Peygamber (sallalahu aleyhivesellem) Efendimiz için dediler ki: “Bu da sizin gibi bir insan. Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, hüsrana uğrarsınız.” (Müminun 33, 34)

3- İnsanlara karşı kibirdir: Herhangi bir hususta kendini başkasından üstün gören kibirlidir. Kibrin sebepleri şunlardır: İlim, ibadet, soy, güzellik, kuvvet, servet, mevki, yakınların çokluğu.

İlim: İlim silah gibidir. Düşman elinde zararı, dostun elinde faydası olur. Yani ilim, kibirlinin kibrini, tevazu ehlinin tevazuunu artırır. İlmi ile kibirlenmek, büyük felakettir. Hadis-i şerifte: “Âlimin afeti, kendini büyük görmesidir.” buyruldu. (İ. Gazalî)

İbadet: İbadeti sebebiyle kibirlenmek de büyük felakettir. Bunun için “Çok ibâdet edenin, kibirden kurtulması zor olur” buyrulmuştur.

Soy: Soyu ile övünmek ahmaklıktır. Kabil, Hz. Âdem’in oğlu idi. Babasının Peygamber olması, bunu küfürden kurtaramadı. Hadis-i şerifte, “Atalarınız ile övünmeyi terkedin” buyuruldu. (Ebu Dâvud)

Bir gün iki kişi birbirine üstünlük taslayarak biri, “Ben falancanın oğlu filanım. Ya sen kimsin?” dedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam buyurdu ki: “Hz. Musa’nın yanında iki kişi birbirine karşı övünmeye başladı. Biri ecdadını 9 göbek geriye doğru saydı. Allah-u Tealâ, Hz. Musa’ya, “Ona söyle, iftihar ettiği 9 kişi Cehennemdedir. Kendi de onuncusudur” diye vahyetmiştir. (İ. Ahmed)

Güzellik: Bu daha çok kadınlarda görülür. Başkalarını ayıplamaya, küçük düşürmeye ve gıybete vesile olur. Hâlbuki güzellik, insanda kalıcı değildir, er-geç gider. Geçici olan şeyle kibirlenmek, ahmaklıktır. Kibredenin güzelliği, gübrelikte biten gül gibidir


Kuvvet: Kuvveti ile zayıflara üstünlük sağlar. Gücü, kuvveti ile kibretmek de, cahilliktir. Çünkü hayvanların kuvvetleri, insanlardan çok fazladır. Mesela bir insan fil kadar kuvvetli olamaz. Kaplan gibi koşamaz. Kuş gibi uçamaz. Hayvanlar, bir bakımdan insandan üstündür. Hayvanlarda da bulunan üstünlüklerle kibirlenmek elbette uygun olmaz.

Servet: Çok zengin olmak da üstün olmayı gerektirmez. Karun’un çok malı vardı. Malı ile beraber kahrolup gitti. Geçici olarak sahip olunan servet ile, mal ile kibirlenmek, çok çirkindir


Mevki: Gelip geçici olan makam, mevki de üstünlük sebebi değildir. Birçok krallar, derebeyler, Firavunlar mevki sahibiydi. Hepsi gitti. Ancak iyilerin iyiliği, kötülerin kötülüğü söylenmektedir. Kötü birinin mevkii, makamı ile övünmesi neye yarar?

İlim: Tahsil edilen ilim dahi insanları kibre düşürebilir. İlmi artıp da ameli ve tevazusu artmayan bir kimsede hayır yoktur. İlmi ile amil olan mütevazi ulema için sık sık verilen başak örneği çok manidardır. Kemâli ve ilmi artan her insan, hiçliğini ve gerçek ilim sahibinin Rabbimiz olduğunu daha iyi kavrayan ve bilen insan demektir


Bu insanlar, öğrendikleri ile amel ederler ve hiçbir riya ve gösterişe kaçmadan da başaklar misali tevazuda bulunûrlar. Başkalarının hiçbir meselede akıllarının ermediğini, akledemediklerini, anlama problemleri olduğunu, tasavvuratlarının isabetsiz olduğunu söylemezler, sadece kendi örnek yaşam ve yaşantılarını ortaya koyarlar. Avam-ı nas da (sıradan insanlar da) bunların bu numûne yaşantılarını görerek kendilerini düzeltir. Çünkü, onlar kendilerine iki cihân serverini kılavuz etmişler ve O’nu örnek almışlardır. Bu sebeple, ilimleri hep aynı kaynağa bağlıdır ve aynı kaynaktan almaktadırlar.

Bu bağlamda Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz; “Allah (Azze ve Celle)’tan faydalı bir ilim isteyiniz. Faydasız ilimden de Allah (Azze ve Celle)’a sığınınız.” (İbn-i Mâce) “Ya Rabbi ! Fayda vermeyen ilimden sana sığınırım.” buyurmuşlardır.

Bu noktada Yunus Emre Hazretleri “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsin, bu nice okumaktır? Okumanın manası, kişi Hakk’ı bilmektir! Çün okuyup bilmezsen, ha bir kuru emektir!” buyurarak asıl gayenin Hazret-i Allah (Azze ve Celle)’ı bilmek olduğunu, bu gayeye ulaştırmaya yarar sağlamayan çalışmaların ve ilimlerin faydasız olduğunu işaret buyurmuşlardır. İşte bu yüzden tasavvuf bütün ilimlerin özüdür. Gaye varlık perdelerini yırtmak, benlik putlarını parçalamak ve hakiki Var’ı bulmaktır.

Yakınların çokluğu: Akraba ve tanıdıklarının çokluğu ile üstünlük taslamak da yanlıştır. Bir kimsenin kendisi iyi değilse, bütün dünya onun akrabası olsa ne çıkar?

Sonuç Olarak;

Kur’ân-ı Kerim, Allah (Azze ve Celle) kelâmıdır. Muhammed aleyhisselâmın kendi düşünceleri ve felsefecilerin, tarihçilerin sözleri değildir. Muhammed aleyhisselâm, Kur’ân-ı kerimi tefsir etmiştir. Ya’nî açıklamıştır. Bu açıklamalara, “Hadîs-i şerîf” denir.

İslâmiyet, “Kur’ân-ı kerîm” ile “Hadîs-i şerîf”lerdir. Dünyanın her yerindeki, milyonlarca İslâm kitâbı, “Kur’ân-ı kerîm” ile “Hadîs-i şerîf” lerin açıklamalarıdır. Muhammed aleyhisselâmdan gelmeyen bir söz, islâm kitâbı olamaz. Îmân ve islâm demek, “Kur’ân-ı kerîm” ve “Hadîs-i şerîf” lere inanmak demekdir. Onun bildirdiklerine inanmayan, Allah (Azze ve Celle) kelâmına inanmamış olur.

Muhammed aleyhisselâm Allah-u Tealânın bildirdiklerini Ashabına bildirdi. Onlar da, talebelerine bildirdi. Bunlar da, kitaplarına yazdılar. Bu kitapları yazan âlimlere (Ehl-i sünnet âlimi) denir.

Ehl-i sünnet kitaplarına inanan, Allah (Azze ve Celle) kelâmına inanmış olur. Müslüman olur. Elhamdülillah, biz dinîmizi Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından öğreniyoruz. Dinde reformcuların, masonların ve zındıkların uydurma kitaplarından öğrenmiyoruz.

Yazar; Metin ÇETİN
 

hazan mevsimi

İdi Amin Dada
 
Üyelik Tarihi
6 Eki 2009
Mesajlar
3,271
Aldığı Beğeniler
20
Konum
Baş Kurdistan
Takım
Galatasaray
Allah cc razı olsun kardeşim ben sürekli ben ben diyen birini tanıyorum ...
Rabbim onu ve onun gibi kibir hastalığına yakalanmışları doğru yola iletsin inşAllah ...
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Ben” den “O” na, “Ene” den “Hû” ya geçmektir "kulluk"
 
Üst Alt