- Üyelik Tarihi
- 8 Nis 2013
- Mesajlar
- 951
- Aldığı Beğeniler
- 1,270
- Takım
- Galatasaray

Bir baba düşünün ki; "Allah'ın takdirine karşı elden ne gelir, ey İbrahim!"
Diyordu süt kokulu yavrusu can çekişirken.. Öyle yanıyordu ki kalbi, o yüce dağlara dönüp gözyaşları süzülürken; "Ey dağlar..
Eğer, bende ki bu üzüntü sizde olsaydı, muhakkak paramparça olurdunuz" diye gözyaşı döküyordu daha süt kuzusunun mezarı başında...
Oysa en sevgili değil miydi O...
Habibi değil miydi "Ol" deyince "Oluverenin" Neden her istediği olmuyordu peki?
Neden kalbine yeryüzünde kimseye yüklenmemiş her türlü acı ve hüzün yüklenmişti, bu kadar çok seviliyorsa madem niye Rabbi hem yetim, hem öksüz koymuştu onu bu dünyada? Aslında cevap tamda son kelâmda gizli..
Çünkü O,
"Çok seviliyordu!" ... Aleyhissalatu ves selam..
Bizler dünyayı
"atın ölümü arpadan olsun, bidaha mı gelicez canım" diye nitelendirdiğimizden beri ne mutlu olabildik, nede huzuru bulabildik.. Burada zevk içinde yaşayıp, dertsiz kedersiz televizyon dizilerindeki gibi bir hayat yaşamayı misyon edindik. Oysa dünyanın "ceza yeri" olduğunu Rabbi Rahmanımız bildirmişti her birimize çok evvelce..
Hatırlamıyoruz değil mi? Cennetten kovulan ilk babamız nereye sürgün edildi? Nereye yollandı cezalandırılmak için? -Uğruna kendimizi paraladığımız ama Mevlamızın indinde sinek kanadı kadar kıymeti olmayan "dünyaya."
Oysa şunu diyemedik nefsimize: -Peygambere sürgün olan bize ne verecekti ki? Ne umduk yani? -"Ben kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum" diyen o Resulün midesine bağladığı taşlar dile gelse utanacak mıyız acaba dert sandığımız dertlerimizden?
Sahi ne sanıyorduk ki biz bu işleri?
Bugün dahi birilerinin gözüne girebilmek için kırk takla atan bizler, Allah'ın rızasını kazanabilmek için nasıl bir çaba koyuyoruz ortaya?
Hani nefsimize zor gelen ameller varya; Sabretmek, sebat etmek, Allah için ben ümmete "Musa" yetiştireceğim diyebilmek!
Sorsak her birimizin niyeti tamda bu! Kucağımızda Kudüs'e Selahaddin büyüsün istiyoruz.
Ama üşendiğimizden yavrularımızı tek tek yahudiye kurban ediyoruz..
Ne umuyorduk ki? Bugün doğar doğmaz vurulan aşılar israilden, bezi israilden, şampuanı israilden, maması israilden..
Ama adı Müslüman işte.. İnanın benim misyonum "sağlıklı yaşam" değil.. Ve bunu hiçbir zaman iddia etmedim.
Benim anlatmak istediğim eğrimle, doğrumla, hatalarımla, günahlarımla "Müslümanca yaşam, Müslümanca ölüm." Zaten bizler sünnetullaha tutunabilsek, Peygamberimizin kaçtıklarından kaçabilsek Medine'de tedavi edecek hasta bulamayan yahudi doktor misalini yaşayacağız.
Ben "ellerimizle yaptıklarımız yüzünden başımıza bu işlerin geldiğini" izah etmek istiyorum..
Doğumla başlayan hatalar silsilesi çocuklarımızı Ümmeti Muhammede hizmetten alıkoyuyor.
Nasıl mı?
Zaten en fazla 2 sene bezlenecek kullanmayın şu necisleri 2 sene sabredin yıkanabilir bez kullanın emmesin yavrularımızın mahrem organları bu kimyasalları diyoruz.. Zor geliyor!
Kolay mıydı peki Musa Aleyhisselamın annesine?
Kolay mıydı süt emen bebeğini bir sandığa koyup nehirin derin sularına tek başına salmak!
Kolay mıydı?
"Benim Rabbim emrediyorsa beni zayi etmez"dedi o ana!
" İşte onun oğlu Musa oldu. Kolay mıydı Hacer annemize çölün ortasında süt emen yavrusuyla susuzluktan kavrulmak!
"Bunu sana Allah emrediyorsa; git İbrahim ardına bakma" diyerek kocasını yollarken kime sığındı ki? İşte o ananın oğlu bıçağın altına yatan İsmail oldu! Bu üşentiyle, bu tembellikle dönüp bir bakalım bizim çocuklarımız ne olmuş.. İsmi Muhammed olan gençlerimiz ne hale gelmiş..
Biz öyle bir millet olduk ki kazıyamadılar Muhammed ismini sinelerimizden, ama Muhammed'lerimizi teker teker aldılar ellerimizden, benzettiler kendilerine.. Derdimiz bu iken, haykırışımız bu iken, davamız bu iken; hala "ama" kelimesi ile esneyemeyiz kardeşlerim.
Hak ve batıl böylesine keskin bir şekilde ayrılmışken aması yok bu işin..
Evladlarımıza yedirip içirdiklerimiz için tevil peşinde koşarken, "ayakta su içen kussun" emrini ne yapacağız?
Bu işler bu derece hassasken işimize geldiği yerden tutunamayız bu dine. Elbette dileyen dilediğini yapmakta özgürdür.
Ama "ben Mehdi aleyhisselamı doğurmaya adayım" diyebilecek bir Mümin kadın;
"Ben Mehdi aleyhisselamı büyütmeye adayım" diyecek bir Mümin erkek kılı kırk yarmak, üşenmemek, dişleriyle bu davaya tutunmak zorunda.
Korkmayın! Şüpheliden kaçtıkça, faydasızı terk ettikçe Allah bizlere haramı zorlaştırıp, helali kolaylaştıracak.. Bir teheccüd vakti seccade üzerinde; Tüm hatalarımıza, eksiklerimize tevbe edip; -Ey Rabbim; Ben bundan sonra İslam için ekmeğimi yapacağım, tıpkı öz annem gibi bende kendi evladımın bezlerini yıkayacağım ama asla kafirin elini sürdürmeyeceğim yavruma bunu bana kolay et ne olur.. diye dua eden bir kul Mevlanın indinde bir çok melekten daha sevimli değilde nedir Allah aşkına?
Şimdi silkelenip bu cihada dahil olma zamanı..
Umutsuzluk yok.. Çünkü ecdad diliyle bizi yerimizden kaldıracak bu kelam yeter Biiznillah tebessüm edip, düştüğümüz yerden kalkmaya..
-Sefer bizden, zafer Allah'tan...
????
Bismillahi Teala...
-Yağmur İbiç Mirzayeva/19.04.2019-
Diyordu süt kokulu yavrusu can çekişirken.. Öyle yanıyordu ki kalbi, o yüce dağlara dönüp gözyaşları süzülürken; "Ey dağlar..
Eğer, bende ki bu üzüntü sizde olsaydı, muhakkak paramparça olurdunuz" diye gözyaşı döküyordu daha süt kuzusunun mezarı başında...
Oysa en sevgili değil miydi O...
Habibi değil miydi "Ol" deyince "Oluverenin" Neden her istediği olmuyordu peki?
Neden kalbine yeryüzünde kimseye yüklenmemiş her türlü acı ve hüzün yüklenmişti, bu kadar çok seviliyorsa madem niye Rabbi hem yetim, hem öksüz koymuştu onu bu dünyada? Aslında cevap tamda son kelâmda gizli..
Çünkü O,
"Çok seviliyordu!" ... Aleyhissalatu ves selam..
Bizler dünyayı
"atın ölümü arpadan olsun, bidaha mı gelicez canım" diye nitelendirdiğimizden beri ne mutlu olabildik, nede huzuru bulabildik.. Burada zevk içinde yaşayıp, dertsiz kedersiz televizyon dizilerindeki gibi bir hayat yaşamayı misyon edindik. Oysa dünyanın "ceza yeri" olduğunu Rabbi Rahmanımız bildirmişti her birimize çok evvelce..
Hatırlamıyoruz değil mi? Cennetten kovulan ilk babamız nereye sürgün edildi? Nereye yollandı cezalandırılmak için? -Uğruna kendimizi paraladığımız ama Mevlamızın indinde sinek kanadı kadar kıymeti olmayan "dünyaya."
Oysa şunu diyemedik nefsimize: -Peygambere sürgün olan bize ne verecekti ki? Ne umduk yani? -"Ben kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum" diyen o Resulün midesine bağladığı taşlar dile gelse utanacak mıyız acaba dert sandığımız dertlerimizden?
Sahi ne sanıyorduk ki biz bu işleri?
Bugün dahi birilerinin gözüne girebilmek için kırk takla atan bizler, Allah'ın rızasını kazanabilmek için nasıl bir çaba koyuyoruz ortaya?
Hani nefsimize zor gelen ameller varya; Sabretmek, sebat etmek, Allah için ben ümmete "Musa" yetiştireceğim diyebilmek!
Sorsak her birimizin niyeti tamda bu! Kucağımızda Kudüs'e Selahaddin büyüsün istiyoruz.
Ama üşendiğimizden yavrularımızı tek tek yahudiye kurban ediyoruz..
Ne umuyorduk ki? Bugün doğar doğmaz vurulan aşılar israilden, bezi israilden, şampuanı israilden, maması israilden..
Ama adı Müslüman işte.. İnanın benim misyonum "sağlıklı yaşam" değil.. Ve bunu hiçbir zaman iddia etmedim.
Benim anlatmak istediğim eğrimle, doğrumla, hatalarımla, günahlarımla "Müslümanca yaşam, Müslümanca ölüm." Zaten bizler sünnetullaha tutunabilsek, Peygamberimizin kaçtıklarından kaçabilsek Medine'de tedavi edecek hasta bulamayan yahudi doktor misalini yaşayacağız.
Ben "ellerimizle yaptıklarımız yüzünden başımıza bu işlerin geldiğini" izah etmek istiyorum..
Doğumla başlayan hatalar silsilesi çocuklarımızı Ümmeti Muhammede hizmetten alıkoyuyor.
Nasıl mı?
Zaten en fazla 2 sene bezlenecek kullanmayın şu necisleri 2 sene sabredin yıkanabilir bez kullanın emmesin yavrularımızın mahrem organları bu kimyasalları diyoruz.. Zor geliyor!
Kolay mıydı peki Musa Aleyhisselamın annesine?
Kolay mıydı süt emen bebeğini bir sandığa koyup nehirin derin sularına tek başına salmak!
Kolay mıydı?
"Benim Rabbim emrediyorsa beni zayi etmez"dedi o ana!
" İşte onun oğlu Musa oldu. Kolay mıydı Hacer annemize çölün ortasında süt emen yavrusuyla susuzluktan kavrulmak!
"Bunu sana Allah emrediyorsa; git İbrahim ardına bakma" diyerek kocasını yollarken kime sığındı ki? İşte o ananın oğlu bıçağın altına yatan İsmail oldu! Bu üşentiyle, bu tembellikle dönüp bir bakalım bizim çocuklarımız ne olmuş.. İsmi Muhammed olan gençlerimiz ne hale gelmiş..
Biz öyle bir millet olduk ki kazıyamadılar Muhammed ismini sinelerimizden, ama Muhammed'lerimizi teker teker aldılar ellerimizden, benzettiler kendilerine.. Derdimiz bu iken, haykırışımız bu iken, davamız bu iken; hala "ama" kelimesi ile esneyemeyiz kardeşlerim.
Hak ve batıl böylesine keskin bir şekilde ayrılmışken aması yok bu işin..
Evladlarımıza yedirip içirdiklerimiz için tevil peşinde koşarken, "ayakta su içen kussun" emrini ne yapacağız?
Bu işler bu derece hassasken işimize geldiği yerden tutunamayız bu dine. Elbette dileyen dilediğini yapmakta özgürdür.
Ama "ben Mehdi aleyhisselamı doğurmaya adayım" diyebilecek bir Mümin kadın;
"Ben Mehdi aleyhisselamı büyütmeye adayım" diyecek bir Mümin erkek kılı kırk yarmak, üşenmemek, dişleriyle bu davaya tutunmak zorunda.
Korkmayın! Şüpheliden kaçtıkça, faydasızı terk ettikçe Allah bizlere haramı zorlaştırıp, helali kolaylaştıracak.. Bir teheccüd vakti seccade üzerinde; Tüm hatalarımıza, eksiklerimize tevbe edip; -Ey Rabbim; Ben bundan sonra İslam için ekmeğimi yapacağım, tıpkı öz annem gibi bende kendi evladımın bezlerini yıkayacağım ama asla kafirin elini sürdürmeyeceğim yavruma bunu bana kolay et ne olur.. diye dua eden bir kul Mevlanın indinde bir çok melekten daha sevimli değilde nedir Allah aşkına?
Şimdi silkelenip bu cihada dahil olma zamanı..
Umutsuzluk yok.. Çünkü ecdad diliyle bizi yerimizden kaldıracak bu kelam yeter Biiznillah tebessüm edip, düştüğümüz yerden kalkmaya..
-Sefer bizden, zafer Allah'tan...
Bismillahi Teala...
-Yağmur İbiç Mirzayeva/19.04.2019-
Son düzenleme: