Risale-i Nur ve Bilimler
Geleneksel sınıflandırmada; belagat, gramer, kozmoğrafya gibi bilimler âlet ilimleri; tefsir, hadis ve fıkıh ise âlî ilimler olarak sınıflandırılmaktadır. Risale-i Nur'un terminolojisinde ise, "âlî" ilim ifadesi daha çok "marifetullah"a götüren ilimleri ifade etmektedir. Risale-i Nur'un, bilimin maddeci, materyalist yorumunun hâkim olduğu bir dünyaya sunduğu bakış, bin yıldır birikmiş olan temel sorunlara yeni yorumlar getirmiş ve böylece aşmamızı sağlamıştır
Risale-i Nur kâinatı sathi, yüzeysel bir nazarla, bilim adamı gibi incelemez; ama bir bilim adamının kâinatı "imanî" bir temelde çalışması için yöntemler sunar. Bir çiçeğin nakışlarını, rengini, kokusunu incelerken bizi marifetullaha ulaştıracak olan "mânâ-yı harfî"yle bakışı önümüze sunar. Eserden müessire ulaşmamız gereğini anlatır.
Bu açıdan, "bilimsel gerçek" diye önümüze sunulan birçok şey, Risale-i Nur'da "felsefî" bir bakış olarak değerlendirilir ve temelsiz olduğu ifade edilir. Mesela, dünyanın var olmasıyla ilgili yapılan çalışmalar hakkındaki yorumlar için şöyle der:
"'Mürur-u zamanla kabuk bağlamış, sonra toprağa inkılâp etmiş, sonra nebatat husule gelmiş, sonra hayvanat vücuda gelmiş' gibi tabirler, icad ve hilkat-ı ilâhî noktasında felsefîdir ki, Risale-i Nur'un san'at ve icad-ı ilâhî cihetindeki beyanatına münasip düşmüyor." (E.L., I).
"Şimdi bak: Şu sersem ve geveze felsefe ne der? Bak, diyor ki: 'Güneş, bir kitle-i azîme-i mayia-yi nâriyedir. Ondan fırlamış olan seyyaratı etrafında döndürüp; cesameti bu kadar, mahiyeti böyledir, şöyledir.' Mûhiş bir dehşetten, müthiş bir hayretten başka, ruha bir kemâl-i ilmî vermiyor. Bahs-i Kur'ân gibi etmiyor. Buna kıyasen; bâtınen kof, zahiren mutantan felsefî mes'elelerin ne kıymette olduğunu anlarsın." (S., 222)
Risale-i Nur'da, "Akılları gözlerine inmiş, kesrette boğulmuş" felsefî bilim için şu ifadelere yer verilir: "Fennin hiçbir hakikat-ı kat'iyesi, Kur'ân'ın hakaik-ı kudsiyesine ilişemez. Fennin kısa eli, onun münezzeh ve muallâ dâmenine erişemez." (S., 316)
Bediüzzaman'ın bilime, fenne ve teknolojiye yaklaşımı bu açıdan önemlidir. Said Nursi, bilimin giderek etkinliğinin artacağına, istikbalin bilgi çağı olacağına inanmakta, bütün vurgusunu bu istikamette yapmaktadır:
"Elbette nev-i beşer ahir vakitte ulum ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ilmin eline geçecektir" (S., 239)
"Cenab-ı Hakk insanı ilim ve kemalata öyle bir tarzda sevk ve teşvik eder ki... (sanki şöyle der)... 'Ey insan! şu kâinattaki maksad-ı ala, tezahür-ü Rububiyet'e karşı ubudiyet-i külliyye-i insaniyedir. Ve insanın gaye-i aksası, o ubudiyete ulum ve kemalatla yetişmektir'" (S., 20. Söz)
vanasyanur
Geleneksel sınıflandırmada; belagat, gramer, kozmoğrafya gibi bilimler âlet ilimleri; tefsir, hadis ve fıkıh ise âlî ilimler olarak sınıflandırılmaktadır. Risale-i Nur'un terminolojisinde ise, "âlî" ilim ifadesi daha çok "marifetullah"a götüren ilimleri ifade etmektedir. Risale-i Nur'un, bilimin maddeci, materyalist yorumunun hâkim olduğu bir dünyaya sunduğu bakış, bin yıldır birikmiş olan temel sorunlara yeni yorumlar getirmiş ve böylece aşmamızı sağlamıştır
Risale-i Nur kâinatı sathi, yüzeysel bir nazarla, bilim adamı gibi incelemez; ama bir bilim adamının kâinatı "imanî" bir temelde çalışması için yöntemler sunar. Bir çiçeğin nakışlarını, rengini, kokusunu incelerken bizi marifetullaha ulaştıracak olan "mânâ-yı harfî"yle bakışı önümüze sunar. Eserden müessire ulaşmamız gereğini anlatır.
Bu açıdan, "bilimsel gerçek" diye önümüze sunulan birçok şey, Risale-i Nur'da "felsefî" bir bakış olarak değerlendirilir ve temelsiz olduğu ifade edilir. Mesela, dünyanın var olmasıyla ilgili yapılan çalışmalar hakkındaki yorumlar için şöyle der:
"'Mürur-u zamanla kabuk bağlamış, sonra toprağa inkılâp etmiş, sonra nebatat husule gelmiş, sonra hayvanat vücuda gelmiş' gibi tabirler, icad ve hilkat-ı ilâhî noktasında felsefîdir ki, Risale-i Nur'un san'at ve icad-ı ilâhî cihetindeki beyanatına münasip düşmüyor." (E.L., I).
"Şimdi bak: Şu sersem ve geveze felsefe ne der? Bak, diyor ki: 'Güneş, bir kitle-i azîme-i mayia-yi nâriyedir. Ondan fırlamış olan seyyaratı etrafında döndürüp; cesameti bu kadar, mahiyeti böyledir, şöyledir.' Mûhiş bir dehşetten, müthiş bir hayretten başka, ruha bir kemâl-i ilmî vermiyor. Bahs-i Kur'ân gibi etmiyor. Buna kıyasen; bâtınen kof, zahiren mutantan felsefî mes'elelerin ne kıymette olduğunu anlarsın." (S., 222)
Risale-i Nur'da, "Akılları gözlerine inmiş, kesrette boğulmuş" felsefî bilim için şu ifadelere yer verilir: "Fennin hiçbir hakikat-ı kat'iyesi, Kur'ân'ın hakaik-ı kudsiyesine ilişemez. Fennin kısa eli, onun münezzeh ve muallâ dâmenine erişemez." (S., 316)
Bediüzzaman'ın bilime, fenne ve teknolojiye yaklaşımı bu açıdan önemlidir. Said Nursi, bilimin giderek etkinliğinin artacağına, istikbalin bilgi çağı olacağına inanmakta, bütün vurgusunu bu istikamette yapmaktadır:
"Elbette nev-i beşer ahir vakitte ulum ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ilmin eline geçecektir" (S., 239)
"Cenab-ı Hakk insanı ilim ve kemalata öyle bir tarzda sevk ve teşvik eder ki... (sanki şöyle der)... 'Ey insan! şu kâinattaki maksad-ı ala, tezahür-ü Rububiyet'e karşı ubudiyet-i külliyye-i insaniyedir. Ve insanın gaye-i aksası, o ubudiyete ulum ve kemalatla yetişmektir'" (S., 20. Söz)
vanasyanur