Bilgisizliğin Şifası
Cenâb-ı Hak Celle Celaluhü buyuruyor:
“…De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?...” (Zümer, 9)
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular:
“Kendisiyle istişâre edilen, güvenilir bir kimse olmalıdır.” (Tirmizî, Edeb, 57)
Hz. Câbir (radiyallahu anh) anlatıyor:
Bir sefere çıkmıştık, arkadaşlarımızdan birine taş isabet etti ve başı yarıldı. Adamcağız, bilahare ihtilam oldu. Yanındakilere:
“-Benim için teyemmüm etmeye ruhsat var mı?” diye sordu.
“-Sen suyu kullanmaya muktedirsin, sana ruhsat olduğunu zannetmiyoruz” dediler.
Adam yaralı hâliyle yıkandı ve bu sebeple öldü. Rasulullah’ın yanına gelince, bu olay kendisine haber verildi.
Efendimiz öfkeyle şunları söyledi:
“-Onu öldürmüşler! Allah da onları öldürsün!
Madem bilmiyorlardı, niye sormadılar. Bilgisizliğin şifası sormaktır.
Ona, teyemmüm edip yarasının üzerine bir bez sarması, sonra sarığının üzerini meshetmesi, bedeninin geri kalan kısmını da yıkaması yeterliydi.”
(Ebû Dâvud, Tahâret, 125; İbn-i Mâce, Tahâret, 93)
Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Fettâh: İyilik kapılarını açan, mazlumlara yardım edip mü’min kullarını zafere ulaştıran, her müşküle çare bulan, maddi engelleri kaldıran, kuluna manevi kapıları açıp, yüreklerden tasaları, kederleri gideren demektir.
Yukarıdaki konumuzda Peygamber Efendimiz, bilmeden fetva veren ve bu sebeple bir müslümanın ölümüne yol açan kimselere kızmış,
ayrıca onlara beddua etmiş ve sanki o kişiyi öldürmüş gibi günah kazandıklarına dikkat çekmiştir.
'' Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük alimlerden öğreniniz. Herkesten fetva sormayın.
Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır.
İlimle meşgul olan kimse dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur.
Cahilin abidi de sofisi de hüsrandadır. Siz Osmanlı'ya bakınız. Ne idi ne oldu. ''
Seyyid Muhammed Raşid Hz. (kuddise sirruhu: Allaha onun sırrını her çeşit noksan, ayıp ve kusurlardan münezzeh ve uzak etsin)
(Bilmeden fetva verene, yerdeki ve gökteki melekler lanet ederler.) [İ.Lal, İ.Asakir]
Cenâb-ı Hak Celle Celaluhü buyuruyor:
“…De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?...” (Zümer, 9)
Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular:
“Kendisiyle istişâre edilen, güvenilir bir kimse olmalıdır.” (Tirmizî, Edeb, 57)
Hz. Câbir (radiyallahu anh) anlatıyor:
Bir sefere çıkmıştık, arkadaşlarımızdan birine taş isabet etti ve başı yarıldı. Adamcağız, bilahare ihtilam oldu. Yanındakilere:
“-Benim için teyemmüm etmeye ruhsat var mı?” diye sordu.
“-Sen suyu kullanmaya muktedirsin, sana ruhsat olduğunu zannetmiyoruz” dediler.
Adam yaralı hâliyle yıkandı ve bu sebeple öldü. Rasulullah’ın yanına gelince, bu olay kendisine haber verildi.
Efendimiz öfkeyle şunları söyledi:
“-Onu öldürmüşler! Allah da onları öldürsün!
Madem bilmiyorlardı, niye sormadılar. Bilgisizliğin şifası sormaktır.
Ona, teyemmüm edip yarasının üzerine bir bez sarması, sonra sarığının üzerini meshetmesi, bedeninin geri kalan kısmını da yıkaması yeterliydi.”
(Ebû Dâvud, Tahâret, 125; İbn-i Mâce, Tahâret, 93)
Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Fettâh: İyilik kapılarını açan, mazlumlara yardım edip mü’min kullarını zafere ulaştıran, her müşküle çare bulan, maddi engelleri kaldıran, kuluna manevi kapıları açıp, yüreklerden tasaları, kederleri gideren demektir.
Yukarıdaki konumuzda Peygamber Efendimiz, bilmeden fetva veren ve bu sebeple bir müslümanın ölümüne yol açan kimselere kızmış,
ayrıca onlara beddua etmiş ve sanki o kişiyi öldürmüş gibi günah kazandıklarına dikkat çekmiştir.
'' Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük alimlerden öğreniniz. Herkesten fetva sormayın.
Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır.
İlimle meşgul olan kimse dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur.
Cahilin abidi de sofisi de hüsrandadır. Siz Osmanlı'ya bakınız. Ne idi ne oldu. ''
Seyyid Muhammed Raşid Hz. (kuddise sirruhu: Allaha onun sırrını her çeşit noksan, ayıp ve kusurlardan münezzeh ve uzak etsin)
(Bilmeden fetva verene, yerdeki ve gökteki melekler lanet ederler.) [İ.Lal, İ.Asakir]