Karşısında ömrünü verdiği kadın. Gözlerini ufuktan alıp kadına baktı. Rüzgâr ılık ılık esmekte, kuşlar ötmekte, kelebekler uçmaktaydı…
Arkada "Sevdim o genç kadını" şarkısı çalıyordu, buğulu bir ses ve bu sese eşlik eden coşkulu bir müzikle…
Eli, önündeki bardağa gitti. Bardak kalbinin tersine buz gibiydi. Bir yudum alıp, yüzünü ekşitti:
"Gazı kaçmış bu kolanın".
Kadın şaşkın gözlerle önce sustu, sonra o da önündeki koladan bir yudum aldı.
"Hııı, kapağı açık kalmış herhalde."
Hiçbir şey demeden kadının gözlerinin içine bakmaya devam etti.
Fondaki şarkı değişmiş, “Evlerinin önü boyalı direk" çalıyordu. Şarkının sözlerini tam anlamadan o da uzaklaşıp gitmişti. Şimdi sadece araba gürültüleri duyuluyordu.
"Bi dahaki pikniğe Okmeydanı kavşağına gidelim Dursun" dedi kadın.
"Olur gideriz. Çorabımın tekini gördün mü?"
Kadın umarsızca etrafına göz gezdirdi. Bir taraftan da kocasına bakıyordu, "Kaşıyıp durma şunu" dedi.
"Napiyim kaşınıyo, mantar olmuş heralde" diye karşılık verdi adam.
Çorabın teki bulunamamıştı. Adam ayakkabısının tekini çorapsız giydi.
"Çabuk gidelim de Binbir Gece'yi kaçırmayalım" diye seslendi kadın. Adam oralı olmadı. "Sana diyom" diye yineleyince, "İyi tamam, gidince ben yatacam zaten çok uykum var" diye geçiştirdi.
Ilık bir Haziran akşamüstüydü.
Şehir kalabalık ve toz dumandı.
Telaşlı bir heyecanla yola koyuldular. Kadın Binbir Gece'nin yeni bölümünün merakında, adam ise bir an önce vurup başını yatma derdindeydi.
Hayat, zaten bir çift çorapla başlanan ve tekinin kaybedilmesiyle devam eden bir süreç değil miydi?
Böyle düşünmedi, Dursun. Dursun zaten böyle şeyler düşünmezdi.
Karısı... Kadın olduğu için bir adı olmayan karısı... O da düşünmezdi böyle şeyler.
Şehrazat, Onur'un kendisini aldatmadığını, her şeyin bir yanlış anlamadan ibaret olduğunu öğrenecek miydi bu bölümde? “En heyecanlı yerinde reklâm koyuyorlar" diye düşündü kadın.
Eve vardıklarında da reklâm vardı zaten.
Hayatın ise reklâm arası yoktu.
Alıntı
