Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Gün yeni yeni salınırken tanyerinde, bir damla düşüyor mavi bulutlardan al bir lalenin yanağına.İşte hayat bu damlada gizleniyor... sevgi de şefkatte bu damlayla bu yaprakta mühürleniyor;
Sen ıslak yanaklı bir laleye sokuldunmu hiç; usulca avuçlarına alıp ince belini, içine çektin mi suskunluğunu; onun güzelliği serin rüzgarlarla doldumu içine; o güzellik karşısında bir damla yaş kirpiklerinden yol bulup onun yüreğinde durakladı mı? Dudaklarının bir busesi var mı bir lalenin kadife yaprağına dokunmuş? bağrına bastınmı biir lalenin ince kalbini sevgiye akan bakışlarını buldunmu onu izlerken...Kaç gönül kaldı ki saksısında laleler büyüten? kaç gönül gözü kaldı ki onların gözlerinde kilitlenen?
Hazan bahçesinde umut yetiştirenler, dokunuşlarında sevgiye şiirler yazanlar lale vaktinde laleler gibi dirilip duaya duranlar yürek topraklarına lale soğanları ekenler dört mevsim içlerindeki gökyüzünden çiçek kokulu yağmurlarla, lale sulayanlar
Bir avuç lalenin mavi gölgesinde, kocaman yüreklerini dinlendirebilenler lalenin suskunluğunda suskunluğunu bozabilenler işte bir tek onlar duyabiliyorlar lalelerin sessiz türkülerini ve kalplerinde toprağa götürdükleri yağmur renkli gizemini!.........
L â L e nin içi kömür gibidir Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak, canlı ve rûha sekînet verici bir görünüme sahiptir Onun bu hâli tıpkı bağrı yanık bir dervişin mütebessim nûr hâleli yüzüne benzer.
Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur. Bu ise îmanın altı nûrunun libâsına bürünen dervişin îmân ve ihsan potasında erimesi ve daha sonra bu nurun şualarıyla derinden bir yanışa gark olmasının da bir simgesidir.
Bununla beraber Kur'ân-ı Kerîm'in (aynı zamanda Fâtiha sûresinin) altıncı âyeti de "Bizi dosdoğru yola (Sırât-ı Müstakîm'e) ilet" âyet-i kerimesidir. Bu âyet aynı zamanda bir duâ vasfı taşımaktadır...
Lâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiş ve ifrat-tefrit noktalarını törpüleyerek hakîkate, yani istikâmete ermiştir.
Ve tıpkı lâlenin derûnundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir. Nitekim lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona, "ferâhâver (ferahlık veren)" denmiştir işte bu vasıflarla vasıflanan derviş de tıpkı lâlenin bu adını alarak etrafına letâfet ve zerâfet saçmış, gönüllere âb-ı hayat sunmuştur.
Hülâsa; lâlenin eğlâl oluşu, Lâlenin hakîkat deryasına dalış hâlidir.
Leyl; gece demektir Gece sevda demektir "Sevda"nın asıl manası "siyah"tır Gece kıymet bilene "kara sevda"nın yaşandığı ânlardır.
Eğer sen geceyi kopkoyu bir boşluk olmaktan çıkarmak istersen, gönüldeki yârları ve ağyârları yok etmelisin! işte o zaman her yer sana âyân olur Sanırsın ki gece bitmiş de gündüz oluvermiştir. Böylece fânî muhabbetler silinerek kalb sevdânın deryâsının derinliklerinde yolculuğa çıkmıştır.
Burada bahsedilen "Leylâ" temsîlî olup, asılkasdedilen "Mevlâ"dır Her yerin âyân oluşuyla kalb kâinâtın esrârını okuyucu ve alıcı bir hâle gelir. Ve Cebrâil'in "Oku" emrini müteâkiben örtüsüne bürünen ürkek yürek, artık serpilip açılır ve her yanda Leylâ'yı "M e v L â"görür hâle gelir