Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
EFSANELER
Şehri baştanbaşa kuşatan surların güney batı-bölümüne Benusen surları denir. Bu bölümdeki surlar içinde bilhassa Yedi kardeş ve Evlibeden (Ukubeden ) burçları ayrı bir değer taşır. Çok sağlam, çok süslü kitabeli burçlarıdır. Bu burçlara ve bulundukları çevreye Benüsen denmesinin günümüze kadar gelmiş efsanesi şudur.
Zamanın hükümdarı bu mıntıkada çok süslü, çok sağlam ve çok güzel iki büyük burç yaptırmak istemiş ve bir müsabaka açmış. O sıralarda şehirde baş usta ,iki kişi varmış, biri bu işlerin ustası, diğeride onun kalfası imiş. Bunlar müsabakaya girmişler Yedikardeş burcunu usta, Evlibeden burcunu da kalfası yapmaya başlamışlar. Burçlar tamlanmış. Hükümdar, erkanıyla, şehrinileri gelenleriyle bura gelmiş. Neticede kalfanın yaptığı Evlibeden burcunun birinciliğine karar verilmiş. Buna çok üzülen usta hırsından kendini Yedikardeş burcundan aşağı atmış, param parça olup ölmüş. O günden bugüne, buraya Benüsen denir.Halk hekimliği, folklorun kollarundan biridir. Diyarbakırın halk hekimliğinde karpuzun ayrı bir yeri vardır. Karpuzun idrar söktürücü, böbrek taşlarını döktürücü olduğuna inanılır ve şöyle denir.
Kavun ye bilegen bağ,
Üzüm ye rengen bağ,
Karpuz ye işegen bağ
Ayrıca karpuzun, hazmı çok kolaylaştırıcı niteliğe sahip oldundan inanılır. Bunun birde efsanesi var.
Lokman Hekim, peygamberlik mertebesine erişmiş, bütün dertlerin dermanını bilen bir hekimmiş. Herhangi bir hastalığın dermanını bilir, başını alır kırlara, dağlara çıkar dolaşırmış. O, dolaşırken,her ot, her çiçek, her nebat ona hangi derdin dermanı olduğunu söylermiş. O da buna göre, her hastalığın dermanını bulurmuş.Günün birinde Lokman Hekim ölümsüzlüğün dedermanını bulma sevdasına kapılmış, kırları dolaşa dolaşa, dağları aşa aşa, diyar diyar gezerek yolu Diyarbakıra varmış. Urum (Urfa) Kapısından içeri girmiş, zerzavatçılar (sebzeciler) meydanına gelmiş. Orada gözü yığın yığın patlıcanlara deyince  Hayret  demiş. Bu patlıcanları yiyen halk, nasıl oluyorda hasta olmuyor?  Biraz daha yürümüş, dağlar kimi (gibi) üst üste yığılı koca koca karpuzları görünce  Ha demiş. Yemekten sonra bu karpuzdan bol bol yiyiyorlar, sebebi bu diyerek, karpuzun birçok derde deva olduğuna kanaat getirmiş.
Diyarbakır Kalesiyle Harput Kalesi aynı zamanda, iki usta kardeşin nezaretinde yapılmıştır. Diyarbakır Kalesinin kireci yumurta akıyla, Harput Kalesinin ki sütle karılmıştır. Bu iki kalenin baş ustaları olan iki kardeş hala sağdırlar,onlar ölümsüzlük suyundan içmişlerdir.Yanlız ara sıra uyanıp Diyarbakır Surları yıkıldımı? Harput Kalesi duruyor mu? Diye sorarlar ve cevaplarını alıp tekrar uykuya dalarlar. Çünki bu iki kalenin yıkılması kıyametin kopacağına işarettir.
Diyarbakır kale kapılarının dördünün de Dersimdeki kilise kapıları olduğu ve buradan sökülerek getirildiği rivayeti Diyarbakırda da Dersimdede yaygındır.
Her insanın bir şeytanı olduğu gibi, her şehrin de bir şeytanı vardır. Yanlız Diyarbakır şehrinin yoktur. Vaktiyle şeytan, Diyarbakır şehrinin altını üstüne getirmek , halkın rahat ve huzurunu bozmak için, ortalığı karıştırmaya başlamış.Şehir halkı iki eşraf ailesinin etrafına toplanarak birbirlerine girmişler. Hergün döğüş,kavga, talan halk bundan bizar olmuş. Diyarbakır etrafı evliyalar, nebiler, sahabilerle dolu kutsal bir şehirdir. Şehrin bu perişan haline acıyan evliyalardan biri şeytanı yakalamış bir demir parçası haline sokarak İçkale Kapısının sol üst tarfına zincirlemiş. Böylece şehir, yeniden huzur ve rahata kavuşmuş, şeytansız tek şehir olmuş.
Şeytanı sembolize eden bu demir parçası bugün de içkale Kapısının sol üst yanında zincirle duvara tespit edilmiş vaziyette duruyor.Bundan 15-20 sene evveline kadar İçkaleye giren herkes bu şekle tükürür ve  Şeytana lanet olsun  diyerek kapıdan içeri girerdi.
Vaktiyle Karacadağın tepesinde dağ kada büyük, kara ejderha varmış. Ağzından saçılan nefesi bir alev gibi her tarafı yakarmış. Günün birinde gökten çok kalın bir zincirin şakırtılar çıkararak dağa sarkıtıldığı ve ejderhanın boynundan zincirlenip güklere çektirildiği görülmüş. Halk ancak bundan sonra rahata kavuşmuş. Dağın, taşlarının hala kara oluşu bundandır. Buralar ejderhanın nefesiyle yanan yerlerdir.
Bu efsaneyi anlatan o bölge köylüleri dedelerinin bu ejderhayı göğe çeken zincirin şakırtılarını ve ejderhanınbir gök gürlemesini andıran sesini duyduklarını ısrarla söyler ve buna inanırlar.
Zembil Satan Efsanesi;
Silvan Kalesinin kuzey tarafında bir tepe teşkil eden enkaz arasındaki burcun adına halk Zembilfüroş burcu demektedir. Bunun bir efsanesi var.
Vaktiyle Silvan kale burçlarının birinde yaşıyan, geçimini Zenbil satmakla temin eden evli bir adan varmış. Bu çok güzel yapılı melek gibi bir adammış. Şehrin sokaklarını gezerek zembil satmakta iken bir gün hükümdarın karısın arastlamış. Hükümdarın karısı, bu erkek güzeli adama aşık olmuş. Ne kadar zembili varsa alacağını, hepsini alıp sarayına getirmesini söylemiş. Adamda o gün ne kadar zembili varsa yükleyip saraya götürmüş. Onı bekleyen hükümdarın karısı bütün zembilleri almış ve adama aşkını açıklamış. Kendisine her türlü yapmaya hazırolduğunu, yeter ki aşkına cevap vermesini dilemiş. Zembil satan, evli olduğun, böyle bir günah işlemeyeceğini beyanla red cevabı vermiş. Kadın asılmalarına devam etmiş, bir sonuç alamayacağını görünce, başka bir çare düşünmüş. Bir gün zembil satanı gizlice takip ederek, Kaldığı burcu öğrenmiş. Kerndisi evde yokken karısına giderek durumu anlatmış ve sadece bir gece ben senin yerine geçeyim, sen başka yerde kal, sana ölünceye kadarkocan ve çocuklarınarahat geçinebileceğiniz kadar para veririmdiyerek kadıncağızı kandırmış. Onun elbiselerini giyerek, geceyi beklemiş. Zembil satan, gece evine gelip karısının yatağına girince hal ve tavırlarından koynundaki kadının kendi karısı olmadığını anlamış ve hemen sokağa fırlamış hükümdar karısı peşine düşmüş. Zembil satan, bu kadının elinden başka bir kurtuluş yolu olmadığını anlayınca kendini bugün adını taşıyan burçtan aşağı atarak paramparça olmuş. Ona aşık kadında kendini peşinden atarak ölmüş. O günden bu güneburca zembilfüroş(zembil satan)Burcu denmektedir.
Gelincik Dağı Efsanasi:
Çermik kasabasının batı-kuzeyinde bir dağ vardır. Buna gelincik dağı denir.İnanışa göre, vaktiyle buradan bir gelin alayı ağır ağır geçerken çocuklardan biri altını pislemiş, annesi başka bir şey bulamadığı için yavrusunun pisliğini yufka ile temizlemeye kalkışınca Tanrının gazabına uğramış ve bütün alay gelinle birlikte taş kesilmiş. Uzaktan insan dizisi gibi görünen bu taş yığınları halen durur.
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
TÜRK HALK OYUNLARI İÇİNDE
DİYARBAKIR HALK OYUNLARININ YERİ VE ÖNEMİ




Diyarbakır yöresi halay türüne giren oyunları kendi bünyesinde barındırır. Yörede oyunlar genelde coşkuyu, sevgiyi, ahengi, hüznü, yiğitliği, mertliği ve günlük doğa olaylarını içerir. Oyunların çok eski kökeni olmasına rağmen bugünlere kadar gelmişlerdir. Bütün oyunlar yörenin yaşayış biçimi, sosyal ve kültürel ilişkilerinden etkilenmiştir. Yöre oyunlarda işler adım hemen hemen bütün oyunlarda sağa doğrudur. Aynı oyunlar farklı ilçe veya farklı köylerde aynı biçimde veya küçük nüanslarla oynanmaktadır. Bununda en büyük nedeni ise aşiretlerin bölünüp değişik yerlere yerleşmesidir.



Diyarbakırda halk oyunları ; kına geceleri, düğün, bayram ve özel zamanlarda oynanır. Bazen sohbet ve eğlenme amaçlı gidilen yerlerde halk oyunları da oynanır. Bazen de yöreye özgü eyvanlı evlerde eğlence amaçlı bir araya gelinir ve bu muhabbetlerin açılışı halk oyunlarıyla yapılır ve ardından müzik ile devam eder, hatta bu güzel sohbetler için özel davul zurna bile temin edilir.



Yörede oyunlar genelde ağırdan başlayıp hızlanarak devam eder. Oyun formları genellikle ;



· Düz çizgi,

· Karşılıklı iki düz çizgi,

· Yarım daire,

· Daire formundadır.



Bazı kırsal kesimlerde ise çeşitli biçimde diziler oluşturulur ve sözlü sözsüz ezgiler eşliğinde oynanır. Oyunlar serçe parmaklar, kollar ve avuç içlerinin birleşmesiyle oynanmaktadır. Bazı oyunlarda kollar serbest bir halde seyir gösterir.



Örneğin Çepik oyunu gibi. Yörede bazı oyunlar belli araçlar eşliğinde oynanır. Bu araçlar genelde ;



· Teşi,

· Bakraç,

· Tüfek,

· Sopa,

· Tırpan,

· Kepenek tir.



Seyirlik oyunları geçmişte gerçekleşen olaylar, doğadan etkileşim, dini inançlar ve hikayelerden derlenip belli bir formda ve uygun müzikle sahneleme olayıdır. Bu oyunlar yörede halen eski canlılığını koruyarak oynanmaktadır.




DİYARBAKIRDAKİ HALK OYUNLARI İSİMLERİ




· KEŞE - O

· DELİLE (DELİLO)

· GOVEND (HALAY)

· HARRANİ (ESMERİM)

· ŞUŞANE (TEK AYAK)

· DU - NIG (ÇİFT AYAK)

· ÇAÇAN

· ÇEPİK

· MERYEMO

· PAPURE

· DÜZO

· KADIN DELİLOSU

· KADIN HALAYI

· TEŞİ

· BERİ

· TEŞİ (ERKEK)

· GUR - U PEZ (KURT KUZU)

· HASAT

· KELEK

· ŞUR - U MERTAL (KILIÇ KALKAN)

· ÇÖMÇE GELİN





DİYARBAKIRDA HALK OYUNLARI KOSTÜMLERİ


Diyarbakır yöresinde hakim olan sert, karasal iklim ve yarı kurak yayla iklimi sebebiyle yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise çok soğuk geçer. Birazda bu iklimin etkisiyle halk arasında birlik, beraberlik, dayanışma daha yoğundur. Bu yoğunluk geleneklere daha sıkı sarılmayı, inançlarına daha fazla sahip çıkmayı beraberinde getirmiştir.



Tüm bu geleneklere bağlılık giyim kuşamın muhafaza edilip günümüze kadar dimdik ayakta gelmesini kolaylaştırmıştır.



Halk oyunları denilince en önemli unsurlardan biri de şüphesiz giyilen kıyafettir. Yöresel özellikleri tamamıyla yansıtan öğedir kıyafet. Diyarbakır yöresel özelliği sebebiyle giyimin yeri çok önceliklidir. Cumhuriyet Döneminde giyilen şehir kıyafetleri de yöre halkının giyimine her dönem ne denli özen gösterdiğinin belgesidir.



Yörede giyilen kıyafeti etkileyen unsurlardan bazıları ;



Yörede birçok kültürün beraber yaşaması ve kültür alışverişinde bulunulması, özündekini kaybetmeden giyilen kıyafetleri etkilemiş ve bu etkileşim yöre kıyafetlerine zenginlik katmıştır.



Yörenin iklimi, coğrafyası ve içinde bulunduğu ekonomik şartlar kıyafetler üzerinde etkili olup günlük yaşamda daha güzel görünüp, insanlar üzerinde güçlü gözükmek ve özel günlerde kendini öne çıkarmak faktörleri kıyafetler üzerinde önemli rol oynamıştır.



Bölgede hakimiyet kuran medeniyetlerin, kıyafetlerle ilgili koyduğu yasaklar ve önerdiği kıyafetler hiç şüphesiz ciddi birer etken olup kutsal kitaplar ve dini yayan insanlar giyilenler hakkında kesin hükümler verdiğinden dinsel inançlar bireylerin giyimi üzerinde ciddi anlamda etkiler bırakmıştır.





KADIN KOSTÜMÜ


Başa Giyilenler


· Kofi

Kenarları çuhaya benzer kumaşla çevrelenmiş, tepesi ise ipek veya benzeri

ipliklerle elde edilmiş bir başlıktır. Parçaları ise ;



· Tar denilen tas biçimindeki tahta yada tenekeden yapılmış malzeme

· Tarın üstüne geçirilen saçaklı yada saçaksız fes

· Kofiye takma saç eklenir ve yanlardan örgüler sarkıtılır.



Açık başa önce beyaz renkte tülbent sonra yörede şaar denilen sarık ve bununda üzerine genelde canlı renklerden seçilen puşular sarılır. Kofinin üstüne sarılan şaar düğümüne göre takan kişinin hangi bölgeye ait olduğunu belirtir.



· Fes

Keçeden yapılan, baştan bele kadar uzanan,iki türlüsü olan bir başlık çeşididir.



· Fini Fes ; Saç bağı olmayan ve içinde kasnak bulunan, genelde yaşlıların tercih ettiği fes çeşididir.



· Kofi Fes ; Saç örükleri bulunan ve genelde çift yada kırk örüklü çeşitleri olan fes çeşididir. Genelde genç kızlar kullanır ve saç örgüleri ise mavi boncuk, gümüş penez, mecidiye, muska yada saç bağları ile süslenmiştir.



· Tülbent

Başa boylu boyunca saçlar görülmeyecek şekilde örtünen, ince sık tülden yapılan, genelde beyaz renk ve kare şeklinde olan ince bir baş örtüsüdür. Yörede Çit adı da verilir. Bu örtünün etrafı elde örülmüş oyalar ve pullarla çevrili olanları da mevcuttur. Bunlara ise yörede yazma adı verilir.



· Şaar

Kare şeklinde, siyah zemin üzerine, değişik renklerden çizgiler bulunan bir baş

örtüsüdür. Önce üçgen daha sonra ince bir şekilde katlanıp kofinin etrafına sarılıp düğümlenir. Yörede Çar ve Heftrenk (7 renk) isimleri de verilir.



· Puşu

Özel kumaştan dokunan, renk ve dokunuşlarına göre adlandırılan, hemen hemen her rengi bulunan bir baş bağıdır. Başın gerisine alından geçirilip sarılmak suretiyle kofinin üzerine sarılıp düğümlenir. Genelde canlı renklerden seçilir ve isteğe göre sayısı çoğaltılabilir.



Bedene Giyilenler



· Fistan

Kolları ve boyu uzun, etek kısmı büzgülü, genelde kadifeden yapılmış bir üst giysidir. Bu kıyafete bazı yerlerde fistan bazı yerlerde ise entari denilmektedir. Ağırlıklı olarak çiçek desenli modeller seçilen bir giysidir.



· Üçetek

Genelde kadife kumaşlardan yapılmış, önden ve yandan yırtmaçları bulunan, üzeri kendinden desenli bir üst giysidir. Ağırlıklı olarak canlı renkler ve çiçek desenli modellerden seçilir. Yörede mevsim ve iş şartlarına göre kullanılan bir giysidir.



· Kotik

Kadife yada benzeri kumaşlardan yapılan, üzeri değişik motiflerle süslenmiş, kolu dirseğe kadar ve önü açık bir üst giysisidir. İsim olarak kotik adını alması yörede kısa olana kot adı verildiğindendir. Düğmesi yada ön tarafı birbirine bağlayacak bir ek parçası bulunmaz. Üzerindeki işlemeler genelde sarı simlerden yapılır.



· Şalvar

Yörede Tuman denilen çiçekli yada kendinden desenli kumaşlardan olan, ağı dar ve düz normal paçalı bir alt giysidir. Beli ve ayak paçaları lastikli olup, belden tam ayak bileğine kadar uzanmaktadır. Genelde göze hoş gelen desenli modellerden seçilir.



· Kuşak

Birçok yerde Ağabani denilen genelde sarı yada açık renklerden oluşan üzeri işlemeli bele sarılan bel sarığıdır. Katlanarak ince bir sekile getirilip sıkıca bele sarılır.



· Önlük

Bele bağlanan ve fistanın kirlenmesini önleyen değişik kumaşlardan yapılmış önlüktür. Genelde kiri saklasın diye koyu renklerden seçilir. Yörede bir diğer adı Peştamaldır.



Ayağa Giyilenler


· Çorap

Koyun yününden, diz altına kadar uzanan, elde işlenen ve değişik motiflerle süslenen bir ayak giysisidir. Yörede bir diğer adı Yün Çoraptır.



· Yemeni

Deriden yapılan, ağırlıklı olarak beyaz, krem veya siyah renklerden seçilen, önü kapalı, bağcıksız, arka tarafında tutup çekilsin diye kulakçığı bulunan bir ayak giyeceğidir. Yörede Poçikli Yemeni adı verilmektedir



ERKEK KOSTÜMÜ

Başa Giyilenler


· Tiftik Külah

Deve tüyünden yapılan, genelde koyu renklerden seçilen ve üzerine yöresel ipek puşular bağlanan bir başlıktır. Kulakların ucunu içine alacak şekilde başa geçirilir ve üzerine puşu bağlanarak düğümlenir. Düğüm ekip başında sağa diğer oyuncularda sola sarkıtılır. Yörede koyun yününden yapılanı da mevcut olup, buna ise Kum Külah adı verilir.



· Cemadani

Yörede birçok değişik isim verilen, kare şeklinde, kenarları püsküllü ve ağırlık olarak siyah-beyaz yada kırmızı-beyaz renkteki baş bağıdır. Önce ikiye üçgen şekilde katlanır daha sonra alından itibaren tüm başı saracak şekilde başa sarılıp bağlanır.



·
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
1.Ahmet Arif(1927--1991):
Şair, orta öğretimini Diyarbakır'da tamamladı. DTFC Felsefe Bölümü'nde okudu.1950'li yıllarda gazetelerde düzeltmenlik, sayfa sekreterliği gibi çesitli görevler yapmıştır. 1968'de yayınlanan "Hasretinden Prangalar Eskittim" adli kitabı 38. baskıya ulaştı.
2.Ahmed Mürşidi(1689--1761) :
Alim, medrese öğreniminden sonra, Birecik'li Şeyh Ebubekir'in tarikatına girdi. Ahmediye adlı pendamesiyle ünlendi. Mürşid'in öbür eserleri: Yusuf ve Züleyha, Mevlud'i Nebi, Viladedi Hümayun Risalet penahi dir.
3.Ali Emiri(1857--1924):
Arastırmacı, tezkire yazarı. Ömrü kitap okumak, yazmakve toplamakla geçen Ali Emiri'nin zengin bir kütüpphanesi vardı. Vefatından sonra bu kitapları Fatih Millet Kütüphanesine konulmuştur. Tezkirei Suara'yi Amid, Osmanlı Vilayet-i Şarkiyesi, Osmanlı Şehirleri, Diyarbekir'li Bazı Zevatin Terceme-i Halleri gibi eserleri bulunan Emiri, 32 sayı yayınlanan Osmanlı Tarih ve Edebiyatı dergisini ve 6 sayılık Amid-i Sevde dergisini çıkardı.
4.Amidi: Ebülkasım
Hasan b. Birs b. Yahya, Basra'da doğmus olmakla birlikte aslen Diyarbakır'lıdır. Doğum tarihi bilinmeyen Amidi m.981'de vefat etmiştir. İyi bir şiir eleştirmeni olan Amidi ,aynı zamanda hattad idi.
5.Amidi: Ebülhasan Seyf-üd-din el Amid
1156 da şehrimizde doğdu. 12.yy'ın ünlü alimlerden olan Amidi, fıkıh, hadis, felsefe, tıp ilimleri tahsil etti. Özellikle fıkıh ve felsefede devrininin en önemli otoritesiydi. Otuza yakın eseri vardır.
6.Altınmeşe Izzet(1945-):
Halk müziği sanatçısı. 1977'de TRT sanatçısı oldu. Halk müziğine kendine özgü bir yorum getiren Altınmeşe kendi yöresinden derlediği türkülerle tanındı.

Vede Tabiki Ben DJ TİGRİS
 
Üst Alt