SESİNİZİ YÜKSELTMEYİN
Nebi-i Zişan Efendimizin açtığı o güzel yolda yürürlerken rahmet, merhamet, güzellik kuşanmışlardı. Elbette meçhul değillerdi, ancak pek de bilinmiyorlardı. Zaten esas önemli olan da, tarihin kayıtlarında iyi yer tutmaktansa, Allah'ın katındaki kayıtlarda iyi yer tutmak değil midir?
İşte onlardan biri olan Sabit bin Kays, bir gün bir ayet işitiyordu. Ayet-i Kerime, Hucurat Suresi'ndendi. "Ey iman edenler! Sesinizi Resulullah'ın yanında yükseltmeyin. Birbirinizle konuşur gibi Peygamber ile konuşmayın. Sonra amellerinizin boşa gittiğini görürsünüz de farkında bile olamazsınız."
Bu ayetleri işittiğinde Sabit'in ufku kararıyor, dizlerinin dermanı çözülüyordu. Yürüyemez hale geliyordu Sabit. Sanki koca sema, başından aşağı yıkılıyordu Sabit'in.
KAPIYI ÜSTÜME KİLİTLE
"Eyvah! Bu ayetler beni anlatıyor, beni tarif ediyor! Çünkü benim sesim yüksek ve gürdür" diyordu. Perişan olmuştu ayeti duyduktan sonra Sabit bin Kays. Evine dönüyor, odasına giriyor ve hanımına diyordu ki: "Kilitle kapıları üzerime! Çivilerle çak, ne kimse içeri girsin, ne ben dışarı çıkabileyim! Sadece Allah Resulü girerse girsin. Resulullah dışında kimse girmeyecek bu kapıdan içeri!"
Sabit bin Kays'ı ortalarda göremeyen Peygamber Efendimiz, etrafındakilere sorup durumu öğrenince diyordu ki, "Gidin getirin onu, çünkü o ayetler onunla ilgili değildir!"
Resulullah'ın gönderdiği sahabeler hemen Sabit bin Kays'ın evine gidiyor ve durumu açıklıyorlardı. Duyduklarına inanamıyor, ağlaya ağlaya mescidin yolunu tutuyordu. Nebi Aleyhisselam soruyordu:
"Hayırdır Sabit, neyin var?"
Cevap veriyordu Sabit:
"Bu ayetler benim hakkımda inmiştir ya Resulullah! Ben sesi güçlü bir adamım; korkarım ki, bu ayetler beni tarif ediyor, beni anlatıyor!"
O SEN DEĞİLSİN
Bu sözlerden sonra Allah Resulü'nün kucağına düşüyor, bayılıyordu. Nebi Aleyhisselam'ın elleri Sabit'in omuzunda, sırtındaydı. O büyük hatip konuşamaz hale gelmiş, sanki nutku tutulmuştu.
Fahr-i Káinat ona bakıyor ve diyordu ki:
"O, sen değilsin!"
İnanıyordu ama kalbinden bir şey istiyordu. Sanki Fahr-i Káinat bir rahmet daha, bir kapı daha açsın istiyordu. Sonra Allah Resulü anlıyor ve dönüyordu. Gaybın anahtarlarını Rabbim dilediği kadar açıyordu.
Resulullah diyordu ki:
"İster misin güzel yaşayasın ve bir gün şehit düşesin. Sonra da cennete giresin?"
Bunu duyan Sabit diyordu ki:
"Razı oldum, ey Fahr-i Káinat!"
Nasıl razı olmasın ki? Rıza makamında yaşayan Sabit, Allah Resulü'nün müjdesiyle müjdeleniyordu.
Nebi-i Zişan Efendimizin açtığı o güzel yolda yürürlerken rahmet, merhamet, güzellik kuşanmışlardı. Elbette meçhul değillerdi, ancak pek de bilinmiyorlardı. Zaten esas önemli olan da, tarihin kayıtlarında iyi yer tutmaktansa, Allah'ın katındaki kayıtlarda iyi yer tutmak değil midir?
İşte onlardan biri olan Sabit bin Kays, bir gün bir ayet işitiyordu. Ayet-i Kerime, Hucurat Suresi'ndendi. "Ey iman edenler! Sesinizi Resulullah'ın yanında yükseltmeyin. Birbirinizle konuşur gibi Peygamber ile konuşmayın. Sonra amellerinizin boşa gittiğini görürsünüz de farkında bile olamazsınız."
Bu ayetleri işittiğinde Sabit'in ufku kararıyor, dizlerinin dermanı çözülüyordu. Yürüyemez hale geliyordu Sabit. Sanki koca sema, başından aşağı yıkılıyordu Sabit'in.
KAPIYI ÜSTÜME KİLİTLE
"Eyvah! Bu ayetler beni anlatıyor, beni tarif ediyor! Çünkü benim sesim yüksek ve gürdür" diyordu. Perişan olmuştu ayeti duyduktan sonra Sabit bin Kays. Evine dönüyor, odasına giriyor ve hanımına diyordu ki: "Kilitle kapıları üzerime! Çivilerle çak, ne kimse içeri girsin, ne ben dışarı çıkabileyim! Sadece Allah Resulü girerse girsin. Resulullah dışında kimse girmeyecek bu kapıdan içeri!"
Sabit bin Kays'ı ortalarda göremeyen Peygamber Efendimiz, etrafındakilere sorup durumu öğrenince diyordu ki, "Gidin getirin onu, çünkü o ayetler onunla ilgili değildir!"
Resulullah'ın gönderdiği sahabeler hemen Sabit bin Kays'ın evine gidiyor ve durumu açıklıyorlardı. Duyduklarına inanamıyor, ağlaya ağlaya mescidin yolunu tutuyordu. Nebi Aleyhisselam soruyordu:
"Hayırdır Sabit, neyin var?"
Cevap veriyordu Sabit:
"Bu ayetler benim hakkımda inmiştir ya Resulullah! Ben sesi güçlü bir adamım; korkarım ki, bu ayetler beni tarif ediyor, beni anlatıyor!"
O SEN DEĞİLSİN
Bu sözlerden sonra Allah Resulü'nün kucağına düşüyor, bayılıyordu. Nebi Aleyhisselam'ın elleri Sabit'in omuzunda, sırtındaydı. O büyük hatip konuşamaz hale gelmiş, sanki nutku tutulmuştu.
Fahr-i Káinat ona bakıyor ve diyordu ki:
"O, sen değilsin!"
İnanıyordu ama kalbinden bir şey istiyordu. Sanki Fahr-i Káinat bir rahmet daha, bir kapı daha açsın istiyordu. Sonra Allah Resulü anlıyor ve dönüyordu. Gaybın anahtarlarını Rabbim dilediği kadar açıyordu.
Resulullah diyordu ki:
"İster misin güzel yaşayasın ve bir gün şehit düşesin. Sonra da cennete giresin?"
Bunu duyan Sabit diyordu ki:
"Razı oldum, ey Fahr-i Káinat!"
Nasıl razı olmasın ki? Rıza makamında yaşayan Sabit, Allah Resulü'nün müjdesiyle müjdeleniyordu.