- Üyelik Tarihi
- 3 Eki 2008
- Mesajlar
- 1,199
- Aldığı Beğeniler
- 15
:G:(Bismillahirrahmanirrahim):G:
"Ulkendeki kuslardan ne haber vardir
Mezarlardan bile yukselen bir bahar vardir
Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
Yoktan da vardan da otede bir Var vardir."
(Sezai Karakoç)
Resmi ideolijinin sahte sanatkarlara gosterdigi haksiz ilgiye
karsin, sanat degeri inatla hep yadsinmis, gormezden gelinmis
bir buyuk ustadir Sezai Karakoç.Yapitlarini elime her aldigimda, basimi semaya kaldirip, pembe bulutlarin telaseli kumilenisini gorup gulumserim.
çunku, ustad Karakoç'un eserlerinde, nefis bir elmas isçiligine rastlanir.
Evrensel dusunceyi utku edinen bu ustanin gorkemli siirlerinin yanisira, duz yazilarinda da muthis bir sanat gucuyle, çok renkli bir iç dunyayla karsilasilir.Ustadin revnakli eserleri, insana doyumsuz bir musiki sunarken, onun gormezden gelinisini anlamak gerçekten guç bir istir.Ama cins dusunurlerin anlasilmasi zorlu bir eylem gerektirmektedir, belki de o yuzden dir anlasilamamasi.Fakat yine de buyuk bir yanlislik yapilarak bu siir okyanusunun, bu dusunce sakasinin piril piril dunyasi okuyucudan kaçirilarak tanitimi yapilmamakta, esrleri okuyucuya sunulmamaktadir.Oysa
ki, onun yapitlarinda edebiyat ve medeniyet meselesine dair çogu seyi bulmak mumkundur; dunu, bugunu, gelecegi...
Evrensel ogretiyi ince ve mert bir dogu insani olarak algilayip,
aktaran"Dirilis" ustasi, kisilik olarak da Dogu insanina has bir onur, tevazu ve soyluluk tasiyan bir sanatkardir.Dicle ile Firhat'in getirdigi kultur zenginligini yudumladigindan, neseden uzak, huzunlu, agirbasli ve tevazuludur.Dogu iklimlerini, Ortadogu cografyasini yansitan bir sanat adamidir, hasili.
Kelimelerin, elmas yontulusu gibi yumusatilmasi, incelestirilmesi ve medeniyet mucadelesi, O'nu diger yazar ve aydinlardan farkli kilan, oznellestiren durumlardir.Metafizik bir urpertiyle donanip kaleme aldigi eserleri, fecrin gul bahçesini bir seyri suluk, bir temasadir.Geçmisle gelecek arasinda bag kurmaya çalisan, fecrin erlerinin dun oldugu gibi, bugunde, gelecekte de fecir devletini tenlestirebileceklerine inanan ustadin bu çabasi, yapitlarina ayri bir gizem katar."Mono Roza" ise, ustadin gençlik yillarinda yazip, sonra da yapitlarina almadigi bir ask siiridir;
"Parçalanan gemiyi ve yirtilan yelkeni
Kaltivermek sessizce soylenen bir turkuye
Ve sonra bir kosede oldurmek olmeyeni
Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen sarkiya
Bir tren isigina gunese çekmek seni..."
Sonralari ise ustad, aski çiçek gibi tasimaktan vazgeçip,
bir kursun gibi tasimaya baslar;
"Ben çiçek gibi tasimiyorum gogsumde aski
Ben aski gogsumde bir kursun gibi tasiyorum
Gelmis dayanmisim demir kapisina sevdanin
Ben yasamiyor gibi yasamiyor gibi yasiyorum
Ben aski gogsumde bir kursun gibi tasiyorum."
Iste baslangiçtaki insan aski, sairde giderek Leyla ve Mecnun'da
oldugu gibi bir ilahi aska donusmus, dolayisiyla, bu sanat adamini belki sayica az ama duyarli ve yetkin olan okuyucularin gonlunde bir fikir ve dusunce evliyasi kilmistir.
Ustad Sezai Karakoç, hep Anadolu'ludur; çunku Anadolu evrensel bir medeniyete besiklik eden yurtlardan biridir.Bunun için de Anadolu, onun siirlerinde hak ettigi yeri alir;
"Dickeyle Firat arasinda
Ipek sedirlerinde Kur'an okunan,
Açik pencelerinden gul dolan,
Gunesin beyaz kopuklerinde yanmis
Bir sehir, bir eski kanatlar ulkesi."
Ayrica Anadolu'nun tarihi eserleri ve mimarisi gozlemlenir, onun dizelerinde, nesirlerinde.Boylelikle daha bir renklenir, daha bir guzellesir yapitlari.çunku, onun dizelerinde, nesirlerinde Ortadogu'nun butun irmaklari ve Ortadogu'nun kerpiçten yapili evleri vardir.
Ustad, dost iklimlerin insanidir.Dusman ortamlar onu yikar, bitirir.Bunun için de kaba ruzgarlari hiç sevmez, ona sabah esintisini yeryuzune yayan mustulu bir ruzgar gereklidir ki, eserlerini yazabilsin, siirlerini devsirsin.Hele O'nun "Fecir devleti" adli siiri, her okuyusumda yuregimin sizladigi, gozyaslarima engel olamadigim bir siir saganagidir.Ama bu saganakta medeniyet baglaminda bir yitikten dolayi aci, huzun kol gezer.Sair daha sonra da, olabildigince umudu kusanip, bir baska siirinde de "dua"yi soyle misralara doker;
"Isik tut Rabbim
Buyuk isigini esirgeme bizden
Koruyan acimana
Guzeller guzeli adlarina
Siginan bu erlere
Isik tut Rabbim
Kur'anin ayadinligini yay gonlumuze
Peygamber duasini es et bize
Saçilsin senin solmaz baharinin gulleri yolumuza."
Ustad Karakoç, yillar yili durmadan, duraksamadan "yazin" eylemini kusanmis ve sonuçta da, siir'de, sanat'ta, dusunce'de "Dirilis" okulunu kurmustur.
Yapitlarini, zengin iç dunyasinin renkli hayalleri tarihcografya-iklim suzgecinden geçirip, zarif kelimelerle dusuncesini insa edip, bir elmas dizisi olarak ortaya koymustur.
"Dirilis Ustasi"nin, eserlerinin anlasilmasi ve yayginlasmasi dilegiyle...
Mine Alpay Gun'un "Zenci guldestesi" eserinden.
"Ulkendeki kuslardan ne haber vardir
Mezarlardan bile yukselen bir bahar vardir
Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
Yoktan da vardan da otede bir Var vardir."
(Sezai Karakoç)
Resmi ideolijinin sahte sanatkarlara gosterdigi haksiz ilgiye
karsin, sanat degeri inatla hep yadsinmis, gormezden gelinmis
bir buyuk ustadir Sezai Karakoç.Yapitlarini elime her aldigimda, basimi semaya kaldirip, pembe bulutlarin telaseli kumilenisini gorup gulumserim.
çunku, ustad Karakoç'un eserlerinde, nefis bir elmas isçiligine rastlanir.
Evrensel dusunceyi utku edinen bu ustanin gorkemli siirlerinin yanisira, duz yazilarinda da muthis bir sanat gucuyle, çok renkli bir iç dunyayla karsilasilir.Ustadin revnakli eserleri, insana doyumsuz bir musiki sunarken, onun gormezden gelinisini anlamak gerçekten guç bir istir.Ama cins dusunurlerin anlasilmasi zorlu bir eylem gerektirmektedir, belki de o yuzden dir anlasilamamasi.Fakat yine de buyuk bir yanlislik yapilarak bu siir okyanusunun, bu dusunce sakasinin piril piril dunyasi okuyucudan kaçirilarak tanitimi yapilmamakta, esrleri okuyucuya sunulmamaktadir.Oysa
ki, onun yapitlarinda edebiyat ve medeniyet meselesine dair çogu seyi bulmak mumkundur; dunu, bugunu, gelecegi...
Evrensel ogretiyi ince ve mert bir dogu insani olarak algilayip,
aktaran"Dirilis" ustasi, kisilik olarak da Dogu insanina has bir onur, tevazu ve soyluluk tasiyan bir sanatkardir.Dicle ile Firhat'in getirdigi kultur zenginligini yudumladigindan, neseden uzak, huzunlu, agirbasli ve tevazuludur.Dogu iklimlerini, Ortadogu cografyasini yansitan bir sanat adamidir, hasili.
Kelimelerin, elmas yontulusu gibi yumusatilmasi, incelestirilmesi ve medeniyet mucadelesi, O'nu diger yazar ve aydinlardan farkli kilan, oznellestiren durumlardir.Metafizik bir urpertiyle donanip kaleme aldigi eserleri, fecrin gul bahçesini bir seyri suluk, bir temasadir.Geçmisle gelecek arasinda bag kurmaya çalisan, fecrin erlerinin dun oldugu gibi, bugunde, gelecekte de fecir devletini tenlestirebileceklerine inanan ustadin bu çabasi, yapitlarina ayri bir gizem katar."Mono Roza" ise, ustadin gençlik yillarinda yazip, sonra da yapitlarina almadigi bir ask siiridir;
"Parçalanan gemiyi ve yirtilan yelkeni
Kaltivermek sessizce soylenen bir turkuye
Ve sonra bir kosede oldurmek olmeyeni
Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen sarkiya
Bir tren isigina gunese çekmek seni..."
Sonralari ise ustad, aski çiçek gibi tasimaktan vazgeçip,
bir kursun gibi tasimaya baslar;
"Ben çiçek gibi tasimiyorum gogsumde aski
Ben aski gogsumde bir kursun gibi tasiyorum
Gelmis dayanmisim demir kapisina sevdanin
Ben yasamiyor gibi yasamiyor gibi yasiyorum
Ben aski gogsumde bir kursun gibi tasiyorum."
Iste baslangiçtaki insan aski, sairde giderek Leyla ve Mecnun'da
oldugu gibi bir ilahi aska donusmus, dolayisiyla, bu sanat adamini belki sayica az ama duyarli ve yetkin olan okuyucularin gonlunde bir fikir ve dusunce evliyasi kilmistir.
Ustad Sezai Karakoç, hep Anadolu'ludur; çunku Anadolu evrensel bir medeniyete besiklik eden yurtlardan biridir.Bunun için de Anadolu, onun siirlerinde hak ettigi yeri alir;
"Dickeyle Firat arasinda
Ipek sedirlerinde Kur'an okunan,
Açik pencelerinden gul dolan,
Gunesin beyaz kopuklerinde yanmis
Bir sehir, bir eski kanatlar ulkesi."
Ayrica Anadolu'nun tarihi eserleri ve mimarisi gozlemlenir, onun dizelerinde, nesirlerinde.Boylelikle daha bir renklenir, daha bir guzellesir yapitlari.çunku, onun dizelerinde, nesirlerinde Ortadogu'nun butun irmaklari ve Ortadogu'nun kerpiçten yapili evleri vardir.
Ustad, dost iklimlerin insanidir.Dusman ortamlar onu yikar, bitirir.Bunun için de kaba ruzgarlari hiç sevmez, ona sabah esintisini yeryuzune yayan mustulu bir ruzgar gereklidir ki, eserlerini yazabilsin, siirlerini devsirsin.Hele O'nun "Fecir devleti" adli siiri, her okuyusumda yuregimin sizladigi, gozyaslarima engel olamadigim bir siir saganagidir.Ama bu saganakta medeniyet baglaminda bir yitikten dolayi aci, huzun kol gezer.Sair daha sonra da, olabildigince umudu kusanip, bir baska siirinde de "dua"yi soyle misralara doker;
"Isik tut Rabbim
Buyuk isigini esirgeme bizden
Koruyan acimana
Guzeller guzeli adlarina
Siginan bu erlere
Isik tut Rabbim
Kur'anin ayadinligini yay gonlumuze
Peygamber duasini es et bize
Saçilsin senin solmaz baharinin gulleri yolumuza."
Ustad Karakoç, yillar yili durmadan, duraksamadan "yazin" eylemini kusanmis ve sonuçta da, siir'de, sanat'ta, dusunce'de "Dirilis" okulunu kurmustur.
Yapitlarini, zengin iç dunyasinin renkli hayalleri tarihcografya-iklim suzgecinden geçirip, zarif kelimelerle dusuncesini insa edip, bir elmas dizisi olarak ortaya koymustur.
"Dirilis Ustasi"nin, eserlerinin anlasilmasi ve yayginlasmasi dilegiyle...
Mine Alpay Gun'un "Zenci guldestesi" eserinden.