- Üyelik Tarihi
- 25 Eyl 2005
- Mesajlar
- 231
- Aldığı Beğeniler
- 3
Bir gün bir zelzele oldu kalbimde.. Yüreğin
dayanamayacağı şiddet ve büyüklükte.. Kendimi birden
yalnızlıklarda buluverdim. Onarılmaz yaralar alan
benliğim kendinden geçmiş, yılların duygu ateşiyle
pişmiş olgunluğum aşağılıkların en aşağısına düşmüştü.
Bir paylaşma arzusu sardı dört yanımı.. En
yakınlarımda aradım yitiğimi sonra en uzaklarda.
Derinlerde bir tını kulaklarımı patlatırcasına,
beynimi parçalarcasına, bir fırtına gibi esti içimde.
Felaketin habercisi mi yoksa güneşe yolculuk mu?..,
anlayamadığım kavrayamadığım bir çağrı.., ama
kimsesizlik ve buhran öylesine mahkum etmişti ki beni
yalnızlığa.. Buna anlayabilecek gücüm de yoktu
dermanım da.
Duygularla sarmaşdolaş genleşmiş kalbim öylesine
büzülmüştü ki, kendimi en azılı katilin
ruhaniyetinde/felaketinde/acımasızlığında
hissediyordum. Bir daha kendimden utanmaya ve
gerçeğimle, asıl kimliğimle başbaşa kalmıştım.
Hakketmediğim, haddim olmayan öyle işlere
giriştim ki, sonu hep hüsrana döndü. Özümü ve özümden
kıymetli değerli varlıklarımı dayanılmaz acılar
arasında bıraktım. Bunların hiç birini yapmaya hakkım
yoktu. Sorumsuzluğun alasını yüklenen, karakter edinen
bir insanın asli vazifelerini bu denli kaale almazlığı
elbette onu uçurumlara götürecekti. Bu hayatın
değişmez kurallarındandır. Ben de netice itibarıyle
hep hakkımı aldım, hakkettiğimi, hakkıyle
hakkettiğimi.
Sonunda ruhum ve yüreğim iflas etti ve beni yolun
ortasında bıraktı. Belki de yolun başında. Beynimde ve
bilgi dağarcığımda güvenebildiğim bir kaç somut
bilgiden başka hiç bir şeyim kalmadı. Bunların en
başında Ekberi ala'ya olan korkum, bir kapının malum
adresi, birde bir kaç dostun ismi...
Hayatın her aşamasında gündüzümde, gecemde her
yerde, gerektiğinde veya gerekmediğinde hep korktum
rabbimden. Son sığınağım, kimsesizliğim, terbiyem,
herşeyim...
Bir kapı ki, beni barındıran, koruyan, kollayan,
besleyen, her yıkımımda beni sorgusuz sualsiz tekrar
kabul eden...
Bir kaç dost.. Birer ana, kardeş, can.
Mehmedim, Fatihim, Şahım, Hocam..
Hep utanmaz bir yüzle çıkmama rağmen karşılarına
nedense hep kucak açtılar. Beni kuşattılar. Yeniden,
yeniden, yine de...
Her biri bir dost. sadece DOST.
Bilirim ki, kemanın en dokunaklı namesi bile
onları hatırladığım andaki hüzün duygusunu vermez
bana. Ama ben hep kemanın en içli namesine bağladım
onları. Yüreğim titrerken o sesle güneş tepemde
batardı ve ben sessiz bir nara atardım, haykırıp cümle
cihana aşkımı bağırırdım.
Şimdi Fatihim ulaşamayacağım uzaklıklarda
değilsin. Şimdi daha başka diyarlara yolculuk var.
Bir ince aşık nezaketiyle en nazlı ceylana yanar
gibi yandım dostlarıma. Her anıyı nakşettiğim beynime
binlerce kez müracaat ettim. Her anımı tekrar tekrar
yaşadım, yüreğimi yokladım. Hiç unutmadım. Asla
unutmadım. Umut tuttum. Umudumu kaybetmedim. Aradım.
Çoğu kez zamansız da olsa bir his yeşerdiğinde
yüreğimde onları rabıta ettim, düşündüm. Binlerce kez
af diledim. Sohbetler ettim bir başka alemde. Çağrılar
gönderdim açık adreslere. Bekledim. Elbette ki ölüm
bile yürek arzusuna perde olmayacaktı. Ben yürekten
istedim. Ve nasıl olursa olsun umuduma erişmeyi
istedim.
Fedakarlığını unutmadım. Bir acaip haleti
ruhiyeyle yaşadığım o günleri yine aynı duygularla
yaşadım çok zaman. Her zelzele oluşunda hep ilk
aradığım, hayalinden güç aldığım kişi oldun SEN;
bir sevgili kadar içli iç çekişlerin gönlümün
serdefinde hala yankı bulur.
Ve ben gün be gün yıkıldığımda hep sevgiliye,
cana, dostuma sığınacağım. Artık o beni duyacak ve
beni en büyük kapılardan sonsuza götürecek. MAHŞUK EKİNCİ (ARKADAŞIM)
dayanamayacağı şiddet ve büyüklükte.. Kendimi birden
yalnızlıklarda buluverdim. Onarılmaz yaralar alan
benliğim kendinden geçmiş, yılların duygu ateşiyle
pişmiş olgunluğum aşağılıkların en aşağısına düşmüştü.
Bir paylaşma arzusu sardı dört yanımı.. En
yakınlarımda aradım yitiğimi sonra en uzaklarda.
Derinlerde bir tını kulaklarımı patlatırcasına,
beynimi parçalarcasına, bir fırtına gibi esti içimde.
Felaketin habercisi mi yoksa güneşe yolculuk mu?..,
anlayamadığım kavrayamadığım bir çağrı.., ama
kimsesizlik ve buhran öylesine mahkum etmişti ki beni
yalnızlığa.. Buna anlayabilecek gücüm de yoktu
dermanım da.
Duygularla sarmaşdolaş genleşmiş kalbim öylesine
büzülmüştü ki, kendimi en azılı katilin
ruhaniyetinde/felaketinde/acımasızlığında
hissediyordum. Bir daha kendimden utanmaya ve
gerçeğimle, asıl kimliğimle başbaşa kalmıştım.
Hakketmediğim, haddim olmayan öyle işlere
giriştim ki, sonu hep hüsrana döndü. Özümü ve özümden
kıymetli değerli varlıklarımı dayanılmaz acılar
arasında bıraktım. Bunların hiç birini yapmaya hakkım
yoktu. Sorumsuzluğun alasını yüklenen, karakter edinen
bir insanın asli vazifelerini bu denli kaale almazlığı
elbette onu uçurumlara götürecekti. Bu hayatın
değişmez kurallarındandır. Ben de netice itibarıyle
hep hakkımı aldım, hakkettiğimi, hakkıyle
hakkettiğimi.
Sonunda ruhum ve yüreğim iflas etti ve beni yolun
ortasında bıraktı. Belki de yolun başında. Beynimde ve
bilgi dağarcığımda güvenebildiğim bir kaç somut
bilgiden başka hiç bir şeyim kalmadı. Bunların en
başında Ekberi ala'ya olan korkum, bir kapının malum
adresi, birde bir kaç dostun ismi...
Hayatın her aşamasında gündüzümde, gecemde her
yerde, gerektiğinde veya gerekmediğinde hep korktum
rabbimden. Son sığınağım, kimsesizliğim, terbiyem,
herşeyim...
Bir kapı ki, beni barındıran, koruyan, kollayan,
besleyen, her yıkımımda beni sorgusuz sualsiz tekrar
kabul eden...
Bir kaç dost.. Birer ana, kardeş, can.
Mehmedim, Fatihim, Şahım, Hocam..
Hep utanmaz bir yüzle çıkmama rağmen karşılarına
nedense hep kucak açtılar. Beni kuşattılar. Yeniden,
yeniden, yine de...
Her biri bir dost. sadece DOST.
Bilirim ki, kemanın en dokunaklı namesi bile
onları hatırladığım andaki hüzün duygusunu vermez
bana. Ama ben hep kemanın en içli namesine bağladım
onları. Yüreğim titrerken o sesle güneş tepemde
batardı ve ben sessiz bir nara atardım, haykırıp cümle
cihana aşkımı bağırırdım.
Şimdi Fatihim ulaşamayacağım uzaklıklarda
değilsin. Şimdi daha başka diyarlara yolculuk var.
Bir ince aşık nezaketiyle en nazlı ceylana yanar
gibi yandım dostlarıma. Her anıyı nakşettiğim beynime
binlerce kez müracaat ettim. Her anımı tekrar tekrar
yaşadım, yüreğimi yokladım. Hiç unutmadım. Asla
unutmadım. Umut tuttum. Umudumu kaybetmedim. Aradım.
Çoğu kez zamansız da olsa bir his yeşerdiğinde
yüreğimde onları rabıta ettim, düşündüm. Binlerce kez
af diledim. Sohbetler ettim bir başka alemde. Çağrılar
gönderdim açık adreslere. Bekledim. Elbette ki ölüm
bile yürek arzusuna perde olmayacaktı. Ben yürekten
istedim. Ve nasıl olursa olsun umuduma erişmeyi
istedim.
Fedakarlığını unutmadım. Bir acaip haleti
ruhiyeyle yaşadığım o günleri yine aynı duygularla
yaşadım çok zaman. Her zelzele oluşunda hep ilk
aradığım, hayalinden güç aldığım kişi oldun SEN;
bir sevgili kadar içli iç çekişlerin gönlümün
serdefinde hala yankı bulur.
Ve ben gün be gün yıkıldığımda hep sevgiliye,
cana, dostuma sığınacağım. Artık o beni duyacak ve
beni en büyük kapılardan sonsuza götürecek. MAHŞUK EKİNCİ (ARKADAŞIM)