Dünyanın geçici makamlarını elde etmek için mi koşturup duruyoruz, yoksa Kur’an’da (Sâffât, 60) “fevz’ül-azîm” denilen “en büyük kazanç” için mi?
Bu dünyadaki kurtuluşu mu istiyoruz, ahiretteki kurtuluşu mu?
Eğer ahireti, Allah’ın mükafatını, ebedî mutluluğu talep ediyorsak, ki öyle olması gerekir, o zaman ancak “nefsinin hırs ve tamahkârlığından korunabilmiş kimselerin felaha erecekleri” (Haşr, 9) gerçeğini unutmamak gerekiyor.
Kalbe hakim olan makam ve itibar sevgisi tedaviye muhtaç bir hastalıktır. Zira makam ve itibar sevgisi; iki yüzlülüğe, bozgunculuğa, yalana, gerçeği gizlemeye, düşmanlığa, hasede ve abartıya sebep olur. Tıpkı mal sevgisi gibi... Hatta mal sevgisinden daha zararlıdır.
O halde bir kimse mal ve itibarı maneviyatının selametine lazım olacak kadar kazanıp, bundan fazlasını istemezse kusurlu değildir. Çünkü bu kişi gerçekte mal ve itibar değil, belki maneviyat yolunda ilerlemek için kalp rahatlığı istemiş olur.
Fakat bazı kimseler itibarın kendisini severler. Bütün aklını fikrini insanlardan yana çevirirler. Kendisine nasıl bakıyorlar, hakkında ne söylüyorlar, nasıl olduğuna inanıyorlar diye düşünür. Ne iş yapsa, kalbi insanlar ne der diye düşünmekle meşgul olur. İşte bu kimseye bu hastalığın tedavisi farz olur. (İmam Gazalî rh.a, Kimya-yı Saadet, Yedinci Asıl)
Bu dünyadaki kurtuluşu mu istiyoruz, ahiretteki kurtuluşu mu?
Eğer ahireti, Allah’ın mükafatını, ebedî mutluluğu talep ediyorsak, ki öyle olması gerekir, o zaman ancak “nefsinin hırs ve tamahkârlığından korunabilmiş kimselerin felaha erecekleri” (Haşr, 9) gerçeğini unutmamak gerekiyor.
Kalbe hakim olan makam ve itibar sevgisi tedaviye muhtaç bir hastalıktır. Zira makam ve itibar sevgisi; iki yüzlülüğe, bozgunculuğa, yalana, gerçeği gizlemeye, düşmanlığa, hasede ve abartıya sebep olur. Tıpkı mal sevgisi gibi... Hatta mal sevgisinden daha zararlıdır.
O halde bir kimse mal ve itibarı maneviyatının selametine lazım olacak kadar kazanıp, bundan fazlasını istemezse kusurlu değildir. Çünkü bu kişi gerçekte mal ve itibar değil, belki maneviyat yolunda ilerlemek için kalp rahatlığı istemiş olur.
Fakat bazı kimseler itibarın kendisini severler. Bütün aklını fikrini insanlardan yana çevirirler. Kendisine nasıl bakıyorlar, hakkında ne söylüyorlar, nasıl olduğuna inanıyorlar diye düşünür. Ne iş yapsa, kalbi insanlar ne der diye düşünmekle meşgul olur. İşte bu kimseye bu hastalığın tedavisi farz olur. (İmam Gazalî rh.a, Kimya-yı Saadet, Yedinci Asıl)
Son düzenleme: