- Üyelik Tarihi
- 3 Eyl 2005
- Mesajlar
- 910
- Aldığı Beğeniler
- 1
- Takım
- Galatasaray
EŞİTLİK GÜZEL Mİ?
Eşitlik güzel midir? konusunda bir anket yapsanız, umarım, ço u kimse sorunuzu tuhaf karşılayacak, bunun da sözü mü olur? diyecektir. Ama, meseleye dikkatle yaklaşsalar ibretle görürler ki, hemen bütün güzelliklerin kayna ında eşit olmamak yatar.
Şu kâinat yaratılmadan, bütün varlık âlemi yoklukta eşittiler. Cenâb-ı Hakk bu âlemi yaratmayı irade buyurunca bu eşitli in de ömrü sona erdi.
Kâinat sarayı, bildi imiz kadarıyla, yüz yedi elementle, yani yüz yedi tip taşla bina edildi. Böylece de işiklikler ve aykırılıklar da başlamış oldu. Zaten, saray dediniz mi, mutlak eşitlik kalmaz ortada. Merdivenlerle kanepeleri, panjurlarla kandilleri eşit kılabilir misiniz? Sarayı güzel yapan da bu başkalıklar, de il midir?
İşte, kâinat böylesine başkalıklarla bezendi ve sonunda bu sarayda bambaşka misafirler boy gösterdiler. Yosunundan meyve a açlarına kadar bütün bitkiler, karıncasından devesine kadar çeşit çeşit hayvanlar kafileler halinde dünyaya geldiler ve bu âlemi şenlendirdiler
Ve en sonunda başkaların başkası halifeler halifesi ufukta göründü: İnsan.
Bilindi i gibi, varlık alemi üç ana gruba ayrılıyor. Cansızlar, yarı canlılar (bitkiler) ve canlılar. Mutlak eşitli i bu sınıflandırmaya uyarak biraz tahlil edelim.
İşe cansızlardan başlayalım:
Cansızların eşit olması için ya güneş taşlaşacak, ya taş alev saçacak; ya bütün hava su olacak veya bütün denizler havaya uçacaktı. Meselâ, Güneş Sisteminde eşitlik olsaydı bu durumda herhalde Dünya Güneş'in gezegeni olmayacak, Ay da Dünya'nın ete ini bırakacaktı; her gezegen Güneş kadar büyüyecek, hepsi alev kesileceklerdi.
Kaldı ki, eşitlik için hiç olmazsa, iki taraf bulunması gerekmez mi? Halbuki her şey eşit olunca, her şey bir şeye iner.
Bitkilerin eşitli ine gelince, lâleden elma a acına, ısırgan otundan çama kadar bütün bitkilerin eşit olması halinde, milyonu aşkın çeşitteki güzellikler bire inecek, ortada bir tek bitki çeşidi kalacaktı.
Cenâb-ı Hak bütün hayvanları da bir tek nev'i olarak yaratabilirdi. Ama, o zaman bülbül şakımasından serçe cıvıltısına, aslan kükreyişinden kedi miyavlamasına, öküz bö ürtüsünden kuzu melemesine, kurba a viyaklamasından sinek vızıltısına kadar bütün sesler bire iner, bu harika âhengin yerini monoton bir u ultu alırdı.
Eşitlik güzel midir? konusunda bir anket yapsanız, umarım, ço u kimse sorunuzu tuhaf karşılayacak, bunun da sözü mü olur? diyecektir. Ama, meseleye dikkatle yaklaşsalar ibretle görürler ki, hemen bütün güzelliklerin kayna ında eşit olmamak yatar.
Şu kâinat yaratılmadan, bütün varlık âlemi yoklukta eşittiler. Cenâb-ı Hakk bu âlemi yaratmayı irade buyurunca bu eşitli in de ömrü sona erdi.
Kâinat sarayı, bildi imiz kadarıyla, yüz yedi elementle, yani yüz yedi tip taşla bina edildi. Böylece de işiklikler ve aykırılıklar da başlamış oldu. Zaten, saray dediniz mi, mutlak eşitlik kalmaz ortada. Merdivenlerle kanepeleri, panjurlarla kandilleri eşit kılabilir misiniz? Sarayı güzel yapan da bu başkalıklar, de il midir?
İşte, kâinat böylesine başkalıklarla bezendi ve sonunda bu sarayda bambaşka misafirler boy gösterdiler. Yosunundan meyve a açlarına kadar bütün bitkiler, karıncasından devesine kadar çeşit çeşit hayvanlar kafileler halinde dünyaya geldiler ve bu âlemi şenlendirdiler
Ve en sonunda başkaların başkası halifeler halifesi ufukta göründü: İnsan.
Bilindi i gibi, varlık alemi üç ana gruba ayrılıyor. Cansızlar, yarı canlılar (bitkiler) ve canlılar. Mutlak eşitli i bu sınıflandırmaya uyarak biraz tahlil edelim.
İşe cansızlardan başlayalım:
Cansızların eşit olması için ya güneş taşlaşacak, ya taş alev saçacak; ya bütün hava su olacak veya bütün denizler havaya uçacaktı. Meselâ, Güneş Sisteminde eşitlik olsaydı bu durumda herhalde Dünya Güneş'in gezegeni olmayacak, Ay da Dünya'nın ete ini bırakacaktı; her gezegen Güneş kadar büyüyecek, hepsi alev kesileceklerdi.
Kaldı ki, eşitlik için hiç olmazsa, iki taraf bulunması gerekmez mi? Halbuki her şey eşit olunca, her şey bir şeye iner.
Bitkilerin eşitli ine gelince, lâleden elma a acına, ısırgan otundan çama kadar bütün bitkilerin eşit olması halinde, milyonu aşkın çeşitteki güzellikler bire inecek, ortada bir tek bitki çeşidi kalacaktı.
Cenâb-ı Hak bütün hayvanları da bir tek nev'i olarak yaratabilirdi. Ama, o zaman bülbül şakımasından serçe cıvıltısına, aslan kükreyişinden kedi miyavlamasına, öküz bö ürtüsünden kuzu melemesine, kurba a viyaklamasından sinek vızıltısına kadar bütün sesler bire iner, bu harika âhengin yerini monoton bir u ultu alırdı.