Ne kadar yüksekten gelirse gelsin,
kibirlenmeyerek yere inen yagmur gibi olmalıydı sevenler.
Yagmur gibi şefkat dolu...
Dikenlere ragmen sevgi dolu...
*******
ŞÖYLE BİR SİLKİNDİ küçük kirpi. Üzerindeki yagmur damlaları oraya buraya sıçradı birden.
Bir yük kalktı omuzlarından. Ufak adımlarla bir saga bir sola egilerek yürüyor ve bir yandan düşünüp duruyordu. Sivri burnu ve dikenleri kadar sivri bir dili yoktu. Küçüktü, zararsızdı. Hatta kendine göre sevimli yanları bile vardı. Vardı da, neden kimse dönüp yüzüne bile bakmıyordu?
Yagmuru seviyordu bu yüzden. Çünkü herkes bir yerlere gizleniyor; kimileri agaç kovuklarına, kimileri bir yaprak altına, bazıları da rengârenk şemsiyelerin altına giriyorlardı yagmurda. Kirpiyi gören olmuyordu. İşte o zaman yollar, gökler, tarlalar onun oluyordu. Kendisini padişah gibi hissediyordu ıslak kirpi.
Güncesini dolduruyordu yagmur eşliginde:
"Bir kirpiydim, dolanıyordum öylesine... Bir yollara bakıyordum, bir göklere, bir de dikenlerime...
Bir dinliyor, bir söyleniyordum. Gürültüyle doluydu çevrem...
Yalanlar da duyuyordum, iltifatlar da. Yalan benim dikenlerimden daha çıkıntılı duruyor ve tüm çirkinli i ile kendini hemen belli ediyordu. Kimi iltifatlar da farksızdı yalandan. Bu yüzden ben susmayı seviyordum; susuyordum, kirpiydim, dikenlerim vardı ve yagmur da yagıyordu.
Yagmurdu tek güzel şey söyleyen... Damlalar dikenlerimin ucundan aktıkça, hem gerinliyor, hem mutlu oluyordum.
Kirpiydim; ve dikenlerime korkmadan dokunan tek şey yagmurdu.
Ben susarak gezmeyi de seviyordum. Adımlarımın ufaklıgına aldırmadan büyük gezilere çıkıyor ve başka sesler arıyordum. Mutlu, sevecen, yumuşak, dogal sesler...
Dogada yaşıyordum. Dogal mizaçlıydım bu yüzden. Plastik ve metallerin dünyasına uzaktım. Dikenlerime bir çiçek arıyordum, bir renk'ki insanlar severek baksınlardı bana.
Boş zaman koleksiyonculugu yapıyordum bir yandan. Hepsini topluyor, üstüste diziyor, üstlerine düşüncelerimi örtüyor, ve "dolu"diye imza atıyordum kenarlarına..
Boş olmaya tahammülüm yoktu. Her ne kadar etrafta çok fazla boşluk ve boşa atılan adım gördüysem de, aldırmıyor, sevginin tüm boşlukları dolduracagı inancıyla ümidimi pekiştiriyordum.
Garipti... İki kolları, iki ayakları vardı. Kirpi de degillerdi; kalpleri kocamandı. Hatta sevgiyi de duymuşlardı. Ama yine de mutsuzdu içlerinden bazıları. Boştu içleri çünkü...
Sözleri dolu degildi. Sevgileri içten degildi. Zamanları kısır döngülerin saplantısındaydı. Ellerinde tuttukları kagıtlar bile boştu.
İnsandı isimleri ama, yagmur bana fısıldamasa, bilemeyecektim kim olduklarını.
Yagmur da birinin gözbebeginin önünden geçerken tanımış onları. Gözbebeginin sahibi tebessüm ediyormuş ve öyle bir ışık görmüş ki yagmur, "İşte!" demiş "İşte sevgi ve insan."
Ben ise hâlâ tanıyamıyorum onları. Güneşli havalarda olsam yine tanıyamıyorum.
Kirpiyim ben, bilemem ki... Okşayamazlar da beni. Gözlerini de göremem. Belki bir gün biri egilip bakarsa gözlerime... Belki o zaman.
Acaba diyorum, şu dikenli kostümümü çıkarsam severler mi beni? Ya da kendimi pembeye boyasam, bakarlar mı yüzüme? Yoksa yunuslar gibi top mu oynamalıyım onlarla? Herşeyi yapabilirim bir sıcak tebessüm için.
Ama bu dikenli kıyafet bana yakışıyor.
Beni böyle seven her halimle sevebilir.
Sevmez mi kimse beni? Olsun. Mutluyum ben.
Kirpiyim ama, sevginin sahtesini sevmem ki..."
kibirlenmeyerek yere inen yagmur gibi olmalıydı sevenler.
Yagmur gibi şefkat dolu...
Dikenlere ragmen sevgi dolu...
*******
ŞÖYLE BİR SİLKİNDİ küçük kirpi. Üzerindeki yagmur damlaları oraya buraya sıçradı birden.
Bir yük kalktı omuzlarından. Ufak adımlarla bir saga bir sola egilerek yürüyor ve bir yandan düşünüp duruyordu. Sivri burnu ve dikenleri kadar sivri bir dili yoktu. Küçüktü, zararsızdı. Hatta kendine göre sevimli yanları bile vardı. Vardı da, neden kimse dönüp yüzüne bile bakmıyordu?
Yagmuru seviyordu bu yüzden. Çünkü herkes bir yerlere gizleniyor; kimileri agaç kovuklarına, kimileri bir yaprak altına, bazıları da rengârenk şemsiyelerin altına giriyorlardı yagmurda. Kirpiyi gören olmuyordu. İşte o zaman yollar, gökler, tarlalar onun oluyordu. Kendisini padişah gibi hissediyordu ıslak kirpi.
Güncesini dolduruyordu yagmur eşliginde:
"Bir kirpiydim, dolanıyordum öylesine... Bir yollara bakıyordum, bir göklere, bir de dikenlerime...
Bir dinliyor, bir söyleniyordum. Gürültüyle doluydu çevrem...
Yalanlar da duyuyordum, iltifatlar da. Yalan benim dikenlerimden daha çıkıntılı duruyor ve tüm çirkinli i ile kendini hemen belli ediyordu. Kimi iltifatlar da farksızdı yalandan. Bu yüzden ben susmayı seviyordum; susuyordum, kirpiydim, dikenlerim vardı ve yagmur da yagıyordu.
Yagmurdu tek güzel şey söyleyen... Damlalar dikenlerimin ucundan aktıkça, hem gerinliyor, hem mutlu oluyordum.
Kirpiydim; ve dikenlerime korkmadan dokunan tek şey yagmurdu.
Ben susarak gezmeyi de seviyordum. Adımlarımın ufaklıgına aldırmadan büyük gezilere çıkıyor ve başka sesler arıyordum. Mutlu, sevecen, yumuşak, dogal sesler...
Dogada yaşıyordum. Dogal mizaçlıydım bu yüzden. Plastik ve metallerin dünyasına uzaktım. Dikenlerime bir çiçek arıyordum, bir renk'ki insanlar severek baksınlardı bana.
Boş zaman koleksiyonculugu yapıyordum bir yandan. Hepsini topluyor, üstüste diziyor, üstlerine düşüncelerimi örtüyor, ve "dolu"diye imza atıyordum kenarlarına..
Boş olmaya tahammülüm yoktu. Her ne kadar etrafta çok fazla boşluk ve boşa atılan adım gördüysem de, aldırmıyor, sevginin tüm boşlukları dolduracagı inancıyla ümidimi pekiştiriyordum.
Garipti... İki kolları, iki ayakları vardı. Kirpi de degillerdi; kalpleri kocamandı. Hatta sevgiyi de duymuşlardı. Ama yine de mutsuzdu içlerinden bazıları. Boştu içleri çünkü...
Sözleri dolu degildi. Sevgileri içten degildi. Zamanları kısır döngülerin saplantısındaydı. Ellerinde tuttukları kagıtlar bile boştu.
İnsandı isimleri ama, yagmur bana fısıldamasa, bilemeyecektim kim olduklarını.
Yagmur da birinin gözbebeginin önünden geçerken tanımış onları. Gözbebeginin sahibi tebessüm ediyormuş ve öyle bir ışık görmüş ki yagmur, "İşte!" demiş "İşte sevgi ve insan."
Ben ise hâlâ tanıyamıyorum onları. Güneşli havalarda olsam yine tanıyamıyorum.
Kirpiyim ben, bilemem ki... Okşayamazlar da beni. Gözlerini de göremem. Belki bir gün biri egilip bakarsa gözlerime... Belki o zaman.
Acaba diyorum, şu dikenli kostümümü çıkarsam severler mi beni? Ya da kendimi pembeye boyasam, bakarlar mı yüzüme? Yoksa yunuslar gibi top mu oynamalıyım onlarla? Herşeyi yapabilirim bir sıcak tebessüm için.
Ama bu dikenli kıyafet bana yakışıyor.
Beni böyle seven her halimle sevebilir.
Sevmez mi kimse beni? Olsun. Mutluyum ben.
Kirpiyim ama, sevginin sahtesini sevmem ki..."
