Hicretten önce,Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bazı sahabilerle Erkam’ın evinde (aleyhimürrıdvan) oturuyorlardı. Buyurdular ki:
“Kuran-ı Kerim'de en adaletli sure Rahman suresidir. Bu sureyi Kâbe’de okumayı kim ister?”
Abdullah İbn-i Mes’ud (radıyallahü anh):
“Ben okurum Yâ Resulallah!” dedi.
Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Abdullah İbn-i Mes’ud’un cüssesi zayıf, ufak tefek olduğu için izin vermedi. Tekrar sordu, yine kimseden ses çıkmadı. Yanlız İbn-i Mes’ud istedi. Efendimiz üçüncü defa tekrarlayınca ona izin verdi. İbn-i Mes’ud (radıyallahü anh) okumaya gittiğinde müşrikler Kâbe-i muazzama etrafında kendi hallerinde eğleniyorlardı. Okumaya başlayınca Ebu Cehil hemen yanına geldi ve onun kulağına kamçısıyla vurup yırttı. Bunun üzerine İbn-i Mesud (radıyallahü anh) Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldi. O sırada Cebrail (aleyhisselam) gelip güldü. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Cebrail (aleyhisselam)'a:
“Biz ağlıyoruz. Sen niye gülüyorsun?” diye sordu. Cebrail (aleyhisselam):
“Bir kulağa bir kelle” dedi.
Aradan seneler geçti. Hicretten iki sene sonra Bedir savaşında İbn-i Mesud (radıyallahü anh), Ebu Cehil'i yaralı olarak gördü ve onu tam öldüreceği zaman, Ebu Cehil:
“Sizin yanınızda beyaz elbiseliler gördük. Onlar kimdi?” dedi. İbn-i Mesud (radıyallahü anh):
“Meleklerdi” diye cevap verdi. Ebu Cehil:
“O zaman bizi siz değil, melekler yendi. Muhammed’e de ki: “Ben bu zamana kadar sana düşmandım. Şimdi düşmanlığım daha da arttı” dedi.
Bunu söyleyince Abdullah İbn-i Mes’ud (radıyallahü anh) onun kellesini kesti. O kadar kuvvetsizdi ki kellesini yuvarlayarak getirdi. Seneler önce kulağını yaralayan kafirin kellesini kesmiş oldu. Böylece Cebrail (aleyhisselam)’ın “Bir kulağa bir kelle” sözünün hikmeti anlaşıldı.
“Kuran-ı Kerim'de en adaletli sure Rahman suresidir. Bu sureyi Kâbe’de okumayı kim ister?”
Abdullah İbn-i Mes’ud (radıyallahü anh):
“Ben okurum Yâ Resulallah!” dedi.
Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Abdullah İbn-i Mes’ud’un cüssesi zayıf, ufak tefek olduğu için izin vermedi. Tekrar sordu, yine kimseden ses çıkmadı. Yanlız İbn-i Mes’ud istedi. Efendimiz üçüncü defa tekrarlayınca ona izin verdi. İbn-i Mes’ud (radıyallahü anh) okumaya gittiğinde müşrikler Kâbe-i muazzama etrafında kendi hallerinde eğleniyorlardı. Okumaya başlayınca Ebu Cehil hemen yanına geldi ve onun kulağına kamçısıyla vurup yırttı. Bunun üzerine İbn-i Mesud (radıyallahü anh) Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldi. O sırada Cebrail (aleyhisselam) gelip güldü. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Cebrail (aleyhisselam)'a:
“Biz ağlıyoruz. Sen niye gülüyorsun?” diye sordu. Cebrail (aleyhisselam):
“Bir kulağa bir kelle” dedi.
Aradan seneler geçti. Hicretten iki sene sonra Bedir savaşında İbn-i Mesud (radıyallahü anh), Ebu Cehil'i yaralı olarak gördü ve onu tam öldüreceği zaman, Ebu Cehil:
“Sizin yanınızda beyaz elbiseliler gördük. Onlar kimdi?” dedi. İbn-i Mesud (radıyallahü anh):
“Meleklerdi” diye cevap verdi. Ebu Cehil:
“O zaman bizi siz değil, melekler yendi. Muhammed’e de ki: “Ben bu zamana kadar sana düşmandım. Şimdi düşmanlığım daha da arttı” dedi.
Bunu söyleyince Abdullah İbn-i Mes’ud (radıyallahü anh) onun kellesini kesti. O kadar kuvvetsizdi ki kellesini yuvarlayarak getirdi. Seneler önce kulağını yaralayan kafirin kellesini kesmiş oldu. Böylece Cebrail (aleyhisselam)’ın “Bir kulağa bir kelle” sözünün hikmeti anlaşıldı.