Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

busenem19

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Ağu 2006
Mesajlar
220
Aldığı Beğeniler
0
İNCİR ÇEKİRDEĞİ DOLMAZ Kİ...


Yıllar önceydi... Fakültedeyiz, genciz, heyecanlıyız. Her gün ülkeyi yeniden kuruyoruz.


Ülke nasıl kurtulur, İslâm nasıl yayılırın bin bir çeşit formülleri konuşuluyor.


İşte böyle sohbetlerin birisini yapıyoruz.


Bahar mevsimi. Okulun bahçesindeyiz. Her taraf yemyeşil. Biz, îmânın inkişâfından, fertlerin eğitilip kalitelileştirilmesinden, tedricî bir yenilenmeyle hedefe varılmasından bahsediyoruz.


Muhâtabımız ise çok heyecanlı ve sabırsız. Allahım, sabır ver, ama hemen şimdi ver diyen adam misâli, her şey bir anda olsun bitsin istiyor.


Sözünün bir yerinde biraz alaycı ifâdeyle, Siz zaten böylesiniz. Aaaa.. Ağaca bak! Aman Allahım, şu kuş ne biçim yaratılmış diye insanları oyalıyorsunuz demesin mi?


Dayanamadım. Bakara Sûresinin 26. âyetini hatırlattım. Kurân âyetleri indikçe itiraz eden müşrikler, Allahın sinekten, arıdan, karıncadan, örümcekten bahsetmesi üzerine, Allah böyle küçük şeylerden bahsetmeye tenezzül eder mi? diyorlardı. Âyette ise buna cevap veriliyor, Şüphesiz ki Allah sivrisinekle veya ondan daha küçüğüyle misal vermekten çekinmez. Îmân edenler onun Rablerinden gelen hak olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise, Allah bu misalle ne demek istedi? derler deniyordu.


Ona dedim: Senin îmânını tenzih ederim, ama îmânî tefekkürü küçümsemen bana bu âyeti hatırlattı.


Bir müddet daha konuştuk, ayrıldık.


Îmânî tefekküre küçümseyici tavırlarla yaklaşan veya önemsemeyen dindarlarla başka zaman da karşılaştık.


Oysa kâinat kitabını tefsir eden Kurân, tevhid ve tefekküre o kadar ehemmiyet veriyor ki...


Bunun için derin araştırmalar yapmaya da gerek yok.


Kurânın meâlini okuyan herkes bunu görebilir.


İsterseniz Kurândaki sûre isimlerine bir göz atalım.


Bakara, Rad, Nahl, Neml, Ankebut, Necm, Kamer, Hadîd, Burc, Şems, Leyl, Tîn...


İlk bakışta gözümüze çarpan bu isimler, inek, gök gürültüsü, arı, karınca, örümcek, yıldız, ay, demir, burç, güneş, gece, incir mânâlarını taşıyor.


Her birinde derin hikmetler, geniş tefekkürî dersler anlatılıyor.


Rabbülâlemîn yarattığı mahlûkata o kadar ehemmiyet veriyor ki; meselâ And olsun incire diyor.


Elbette incirin maddî değerine, mânâ-yı ismî olan kendisine bakan cihetine değil, onda tecellî eden isim ve sıfatlara yemin ediyor.


İncir o kadar büyük hikmetleri ve tefekkür derslerini taşıyor ki, onun Yaratıcısını anlatan mânâ-yı harfî yönü, üzerine yemin edilecek kadar büyük bir kudsîyet ve mübârekiyet kazanıyor.


Zaman zaman küçük şeyler için, incir çekirdeğini bile doldurmayan şeyler deriz. Tabiî ki, bu bakış, hacmi itibâriyledir.


Oysa o çekirdek, Allaha ettiği bin bir şehâdetle o kadar büyüktür ki, onu doldurmak mümkün olmaz.


Gâşiye Sûresi de bu bakımdan çok mühimdir. Burada meâlen, Deveye bakmazlar mı, nasıl yaratılmış? Göğe bakmazlar mı, nasıl yükseltilmiş? Dağlara bakmazlar mı, nasıl dikilmiş? Yeryüzüne bakmazlar mı, nasıl yayılmış? denerek insanlar düşünmeye sevk edilir.


Bunlara karşı lâkayt kalmak ve tefekkürü gereksiz görmek, olsa olsa cehâlet ve gabevetin neticesidir.


Osmanlının son zamanlarında bir paşa, fizik ve kimyaya merak salmış ve mütevâzı bir laboratuvar kurmuş. Bir gün hizmetçisi burayı temizlerken şaşırmış. Cam çubuklar, kavanozlar, fanuslar, garip maddelerle dolu.


Paşam demiş, Nedir bunlar?


Sen bilir misin demiş paşa, Ateş nasıl yanar, su nasıl akar?


Hizmetçi cevap vermiş:


Bunu bilmeyecek ne var paşam. Su ahar, ateş yahar.


Donup kalan paşa, böyle bir mantığa bir şey anlatamayacağını düşünmüş ve üstelememiş.


İşte etrafımızı çepeçevre kuşatan hikmet delillerine böylesine bir bilgiçlik edâsıyla yaklaşmak, aslında hiçbir şey bilmediğimizi gösterir.


Asıl hüner, ülfet ve âdiyat perdesini yırtıp, her gün gördüğümüz varlıkların ve olayların kudret-i İlâhiyenin birer mucizesi olduğunu bilmektir.


İşte Kurân bunu yapmaktadır.


Yüce kitabımızın mükemmel bir tefsiri olan Risâle-i Nurun yaptığı da, büyük bir tefekkür programı sunmaktır.


Bu eserlerde, insanı her an ve her zaman îman şuuruyla dolduracak tefekkürün nasıl yapılacağı, bir varlığın hangi yönleriyle Allahı, sıfat ve esmâsını gösterdiği anlatılarak, insana hazır bir program takdim edilir.


Bu programı okuyup uygulayan bir kimse huzur-u dâimîye mazhar olur. Bu öyle bir nîmettir ki, kişi her an Allahın huzurunda olduğunu bilerek, hissederek hareket eder. Böylece îmanın aksiyona, yani fiile, amel ve ibâdete yön vermesi sağlanır.


Her Müslümanın, slogandan öte, Acaba huzur-u etemmi kazandım mı? diye durup düşünmesi gerekir.


Gerisi lâf ü güzaftır

Cemil TOKPINAR
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
yüreğine sağlık..ALLAH razı olsun.....

MEVLAM rızasından ayırmasın cümlemizi..


21et1.jpg
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Allah razı olsun değerli kardeşim yüreğine sağlık....selam ve dua ile....
 
Üst Alt