Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Seyh SaMiL

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
14 Eyl 2005
Mesajlar
59
Aldığı Beğeniler
0
1832 yılında Ruslar Gimri'ye saldırdılar. Bu saldırıda Gazi Molla şehid düştü. Zaten koskoca aulda iki kişiden
başka hiç kimse bu saldırıdan kurtulamadı. Bu iki erkekten birisi, aynı zamanda Gazi Molla'nın da yardımcısı ve ikisene sonra imam o olacak olan Şamil adında genç bir adamdı.

Bir Rus subayı, bu saldırıyı şöyle anlatıyor:

"Gece karanlıktı. Yanan bir çatının aydınlı ında Şamil, bir evin girişinde bize göre yüksek bir yerde öylece duruyordu. Bir devi andıran vücuduyla bu adam öyle sakin bir şekilde duruyordu ki, sanki iyice nişan alabilmemizi bekliyordu. Aniden yırtıcı bir hayvan gibi sıra halinde durup kendisine ateş edenlerin üzerine atladı ve sol eliyle kılıcını çekip üç askerimizi birden yere serdi. Fakat dördüncü askerimiz, kılıcını Şamil'in gö sünün ta derinliklerine batırdı. O an Şamil'in yüzü hiçbir duygu göstermiyordu. Gö sünden kılıcı çıkartıp bunu yapan askeri de yere serdi. Sonra bir insanın asla beceremeyece i bir sıçrayışla gecenin içine kayboldu.Hepimiz çok şaşırmıştık."

Ruslar bu kaçışa pek bir ehemmiyet vermemişlerdi ve Gimri'nin alınmasıyla Kafkasya'yı fethettiklerini düşünüyorlardı. Çeçenlerde ise bu kaçış büyük bir etki yaptı ve böylece "Şamil Efsanesi"nin ilk taşı konmuş oldu.
Şamil, kendisinden önce hiçbir kimsenin yapamadı ı bir şey yapmıştı: Çeçen ve Da ıstan halklarını birleştirerek bir imamlık kurup, bir despot gibi hüküm sürdü.

Özellikle Kafkas da larının korumasından pek faydalanamayan bazı halklar ona tabi olmakta tereddüt ediyorlardı. Bu kabilelere karşı her türlü imkanlarla mücadele etti.

F. Nansen'in kitabından uzunca bir alıntı bu konu hakkında daha iyi fikir veriyor:

"Şamil'in karakteri, tarzı ve insanlara karşı tavırları şu olayda kendini net bir şekilde gösteriyor:
Şamil, Da ıstan'daki savaşlar esnasında Çeçenistan'ı fazla koruyamamıştı. Da larda ve düzlüklerde yaşayan Çeçenler Rus baskınlardan her zamankinden daha fazla zarar görüyorlardı.
Bu çaresizlik içinde Şamil'in Dargo'daki karargahına dört elçi göndermişlerdi.
İstekleri ise, ya onları daha iyi koruması, yada Ruslarla barış antlaşması için izin vermesi idi. Fakat bu dört elçi bu teklifi fanatik imamın kendisine söylemeye cesaret edemiyorlardı, çünkü bu hareket, hayatlarına mal olabilirdi.
Şamil'in annesine gidip ondan isteklerini Şamil'e bildirmesini istediler. Şamil, annesine karşı çok şefkatli idi ve onu çok seviyordu. Fakat bu sevgi bile onun bu konudaki sertli inden bir şey eksiltmedi. Gelen elçilerin
öldürülmesi, yada gözlerinin oyulması, yada ellerinin veya başka bir uzuvlarının kesilmesi - ki bu tür cezaları daha önce vermişti - gibi kötü sonuçlar getirebilece ini düşünüyordu. Halkına, Çeçenlerin bu isteklerini bildirdi. Ve Peygamber, emrini bizzat kendisine bildirece i vakte kadar oruç ve ibadet ederek inzivaya çekilece ini duyurdu.
Ve mescide girip arkasından kapıyı kapattı. Şeyhin müridleri ise zikirlerini mescidin önünde yapıp, ibadetlerini şeyhin ibadetleriyle birleştiriyorlardı. Üç gün üç gece boyunca kapılar açılmadı. Dışarıdakiler oruç ve zikirden bitap düşmüşlerdi ve büyük bir heyecanla şeyhin çıkmasını bekliyorlardı. Nihayet kapı açıldı ve Şeyh gözüktü.
Yüzü bembeyaz olmuştu ve gözleri kan çana ına dönüşmüştü. İki mollayla beraber mescidin damına çıktı ve annesini yanına getirmelerini emretti.

"Çardra" denilen beyaz örtüsüne bürünmüş bir vaziyette mollalar annesini getirdiler.
A ır adımlarla şeyhin yanına vardı. Şamil ona hiçbir şey söylemeden dakikalarca baktı. Sonra gözlerini gö e çevirip her taraftan duyulan bir sesle:

"Ey büyük Peygamber! Senin emirlerin kutsaldır. Senin adil kararın herkese bir uyarı olsun."

Sonra halka dönüp:

"Sözünden dönen Çeçenler, Ruslara boyun e sinler. Onlara utanç olarak elçi göndermiş olmaları yeter.
Bana söylemekten korktular ve güçsüz annemi alet ettiler. Ve görün işte! Sizin ibadetlerinizle birlikte üç gün boyunca bende ibadet ettim ve oruç tuttum. Ve benim bu münasebetsiz soruma olan cevap bizzat Peygamber tarafından geldi ve beni bir yıldırım gibi çarptı: Çünkü Allah'ın iste idir ki, bana Çeçenlerin iste ini ilk açıklayan kişi, 100 kırbaç cezasına çarptırılacaktır. Ve bunu bana ilk söyleyen - annemdi!" Şamil'in işaretiyle zavallı yaşlı kadının üzerinden çardrasını yırttılar ve kırbaçla ona vurmaya başladılar. Korku ve hayranlık dolu bir u ultu koptu halk arasında. Beşinci darbeden sonra kadınca ız bayıldı. Şamil bile acıdan kendinden geçmiş bir vaziyette annesinin ayaklarına düştü. Bu sahne çok etkileyici idi ve bunu görenler a layarak annesi için af diliyorlardı. Birkaç saniye sonra Şamil aya ı kalktı. Yüzünde biraz önceki duygusallıktan eser kalmamıştı. Bir defa daha gözlerini semaya çevirip kabir ciddiyetiyle şöyle dedi:

"La İlahe İllallah, Muhammedurrasulullah!

Ey Cennet Ehli! Benim yalvarmalarım duyuldu ve bu cezanın geri kalan kısmını çekme iste im kabul edildi. Ben bu kabulü büyük bir neşeyle karşılıyorum ve bunu, bana verilmiş en büyük bir hediye olarak kabul ediyorum! Allah'a sonsuz hamd olsun ki, imtihanı başarıyla kazandım."
Gülümseyen dudaklarla üzerindeki kızıl cübbesini çıkarıp sırtını açtı ve iki müridine a ır Nogay kırbaçlarını verdi ve şöyle buyurdu: "Peygamberin emrinde gevşek davranıp hafif vuranı bizzat kendi ellerimle öldürece im!"
Hiçbir tepki vermeden 95 kırbaç darbesini karşıladı ve yine hiç bir şey olmamış gibi cübbesini giyip, şok olmuş kalabalı a dönerek: "Annemin acı çekmesine sebep olan o lanetli köpekler neredeler?" Zavallılar elçiler, sürüklene sürüklene getirilip ayaklarına serildiler. Başlarına gelecekler, yani İmam'ın onları öldürece inden hiç kimsenin şüphesi kalmamıştı artık. Fakat beklenilenin aksine, Şeyh onları kaldırıp: "Artık yurtlarınıza dönün ve oradakilere cevap olarak burada şahit olduklarınızı anlatın." dedi.

Bu olayda karşımıza çıkan, sadece iyi bir oyuncu olan Şamil de il, o aynı zamanda kitleleri harekete geçirebilen bir karakterdi. Bu mükemmel derecede tasarlanmış oyun, hemen inanan da lı haklar arasında derin bir etki uyandırması gerekiyordu.
(Nansen, bu çok şahitli olayı tasarlanmış bir tezgah oldu unu düşünüyor. Çevirmenin notu)."

Nansen'in kitabından alıntı burada bitiyor. Şamil, iktidarının en yüksek oldu u 1849 yılında 20,000 askeri vardı.
Onun karşısındaki Rus asker sayısı ise 280,000 idi. Bu orantısızlı a ra men Şamil, Rus ordusu karşısında çok parlak zaferle kazanmıştı ve Rus askerlerinden on binlercesini öldürmüştü. Kısa bir zaman için Vladikafkas ve Gürcistan'ın başkenti Tiflis şehirleri arasındaki Ruslar için çok önemli ba lantı yolunu da ele geçirmişti.
Hatta Tiflis'e şaşırtma bir saldırı bile yapabilmişti. Rusya'nın Kafkasya'da nasıl bir direnişle karşılaştı ını şu gerçek daha iyi gösteriyor: Rusya bazen bütün bütçesinin altıda birini sadece bu savaş için harcıyordu.
Paris barışı, aynı vakitlerde devam eden ve bir çok Rus ordusunu da ba layan Kırım savaşını bitirmişti.
Yine aynı vakitte, yani 1856 yılında Prens Baryatinski, Kafkaya'daki ordularının başına geçmişti.
Prens Baryatinski, Çeçenler'e karşı da larda hiçbir şansı olmadı ını biliyordu ve böylece onlarla açık arazilerde savaşabilmek için dev kayın ormanlarını yok etmek amacıyla 100,000 kişilik bir ordu hazırladı.
1859 yılında Şamil, Gunib Aulu'nda kıstırılmış ve teslim olmaya zorlanmıştı. Ailesiyle birlikte kuzeye götürüldü ve Moskova'da Çar 2. Aleksander tarafından büyük bir hayranlıkla ve iltifatlarla karşılandı. Bir yemek esnasında Şamil'i seyreden Çar, herkesin duyabilece i bir sesle:"Korkarım İmam bu gidişle bizi de yiyecek!" dedi.
Şamil pek oralı olmadan şöyle cevap verdi: "Hiç korkmayın, sizi yemeyece im, çünkü dinimizde domuz eti yemek yasaktır."

Şamil oradan Moskova'nın güney batısına, Kaluga'ya götürüldü. Orda Rus devletinin himayesi altında üç hanımı ve çocuklarıyla birlikte kalmaya başladı. Rus izniyle 1870 yılında Mekke'ye göç etti. 1874 yılında, o çok sevdi i Peygamberini ziyareti esnasında Medine'de vefat etti. Kabri, Cennet-ül Baki denilen Medine'deki mezarlıktadır.
 
Üst Alt