- Üyelik Tarihi
- 1 Ağu 2007
- Mesajlar
- 78
- Aldığı Beğeniler
- 85
Bir yanda Gazze Bir yanda Hadise
Nuray Canan Bezirgan
Olan oldu yine. Analar çocuklarından, çocuklar evlerinden, insanlar topyekûn hayatlarından koparıldılar.
Uygulanan ambargolarla yavaş yavaş ölüme terk edilen ve bu da yetmiyormuş gibi havadan, karadan ve denizden kuşatılarak en ağır silahlarla katledilen mazlum Gazzelilere bu vahşeti reva gören zalimler kadar onlara hoşgörüyle yaklaşanlar da lanetlenmeli.
Siyonizm’in bu zulümlerini kınıyormuşçasına haber yapıp toplumun bilinçaltına, aslında bütün bu olan bitenin sorumlusu ve hatta suçlusu olarak Hamas’ı gösterebilecek kadar alçaklaşabilen insanlar sadece İsrailli, Amerikalı ya da batılılardır zannetmeyin sakın. Buyurun size bir örnek;
İsrail saldırıları sonrasında harabeye dönmüş evinin yıkıntıları arasında dolaşan Ayşe; annesi, babası ve üç kardeşini kısacası bütün ailesini kaybettiğini gözyaşları içerisinde anlatıyordu Habertürk’te.
Haberde vahşetin failleri hakkında yapılan açıklama Ortodoks bir Yahudi’yi bile çıldırtacak çirkinlikteydi.
“Evlerinin birkaç sokak ötesinden Hamas’lı militanlar tarafından İsrail’e atılan füzelerden sonra İsrail de bu mahalleyi bombaladı ve bu kızcağız evsiz barksız ve ondan da öte öksüz yetim kaldı” denilerek savaşın asıl müsebbibinin İsrail değil de Hamas olduğuna vurgu yapılıyordu.
Ayşe’ye acıyorlar, onun için üzülüyorlardı güya. Utanmasalar o militanlardan biri de Ayşe’nin babasıymış diyecekler. Ama bu kadarıyla yetinmişler şimdilik.
BM okulunu, hastaneleri, savunmasız masumların evlerini, camileri bombalayan, şehre fosfor ve misket bombaları yağdıran da Hamas militanlarıymış ta bizim mi haberimiz yokmuş yoksa.
İsrailli işgalci teröristlere asker, Hamaslı mücahitler içinse militan terimini kullananların, hangi safta yer aldığını anlamamak safdillik olur zaten.
Ayşe, yaşı 12 olsa da yüreği kocaman bir mücahide. Star Haber’de katıldığı canlı yayında Uğur Dündar’ın kendisini Türkiye’ye davet etmesi üzerine; “Niçin ben topraklarımı terk edeyim?” diyerek en güzel cevabı veriyordu.
Ne ihtiyacın var Ayşe? Ne istersin bizlerden sorusuna da; “Benim ailemin suçu neydi? Rabbimden, bize bu acıları yaşatan Siyonistlere aynısını yaşatmasını istiyorum” diye karşılık veriyordu. Uğur Bey’in ise Ayşe’nin dünyasını anlamakta güçlük çektiği gözlerinden okunuyordu.
Çünkü o diyarlarda Ayşeler barbie bebeklerle, Ahmetler de kumandalı arabalarla değil; tahtadan yontulmuş silahlarla savaş oyunu oynuyor, biraz büyüdüklerinde ise işgalci tanklarıyla ölüm dansı edip cennete uçuyorlardı da ondan.
Ya da babaları, ağabeyleri gibi elleri arkalarından bir iple, gözleri bir bez parçasıyla sımsıkı bağlanarak İsrail’in zindanlarına esir düşüyorlardı günün birinde.
Bu yüzden onlar Siyonizm’in kanlı siyasetini hafife alıp önünde iki büklüm emre amade duran koca koca adamların vurdumduymazlığına inat, bütün bunların hesabını sormak için ayakta dimdik durmak ve direnmek zorundalar.
Gazzelilerin üzerine ölüm bombaları yağarken, İsrail’in Siyonist politikalarını protesto etmek için toplanan vicdan sahibi insanların arasında Siyonizm karşıtı fötr şapkalı, sakallı, lüleli Yahudiler de var.
Gazze sınırında vahşeti dürbünleriyle izleyip, şenlikler düzenleyerek, dans edip fosfor bombalarıyla insanların yakılarak öldürülmesini eğlenerek kutlayan Siyonist yaratıklar da.
İsrailli olup Siyonizm karşıtı olan Yahudiler de var, Türkiyeli olup Siyonizm’in gönüllü taşeronluğuna soyunan sözde Müslümanlar da.
Tıpkı bir gazetenin ilk sayfasının bir tarafına harabeye döndürülmüş evlerin yıkıntılarında sağlam kalan bir iki şey bulma umuduyla dolaşan mahzun Gazze’li çocukların hazin fotoğrafını, hemen yanına ise Eurosion şarkı yarışmasında Türkiye’yi temsil edecek olan Hadise’nin dans ederken çekilmiş gayrı ahlaki fotoğrafını koyması gibi.
Burası Türkiye dedi bir arkadaşım. Bu cümle burada her türlü olumsuzluğu, ikiyüzlülüğü hazmetmeye müsait bir miden olmalı anlamına geliyor biliyorum. Haksızlıklar karşısında susmak iyi ahlaklı, mülayim bir insan olduğunun bir göstergesiyken; hakkını aramak, olan biteni sorgulamak fetbazlık anlamı taşır bu coğrafyada…
En iyi vatandaş kıvrak zekâlı, duruma göre biçimlenebilecek kadar kaypak, kemiksiz, omurgasız olandır aynı zamanda.
Bir tarafta yana yakıla can veren insanlar, diğer yanda etini ve bedenini teşhir ederek sahnede dans eden Türk kızları Hadiseler…
Bir yanda binlerce insanın katledildiğini manşetten duyuran muhafazakâr gazetenin diğer yanda Hadise’nin -zekâ yaşı tartışılır- köylülerinin onunla duydukları anlamsız gurur ve hatta dua ettikleri haberleri.
Bir yanda vahşeti kınayan, Gazze’li gazilere ağlayan bir başbakan, diğer yanda İsrail’in büyük Ortadoğu projesinin eş başkanıyız diyerek İsrailli pilotların Konya da eğitilmesine müsaade ederek, Siyonist devletle askeri anlaşmaları iptal etmeye yanaşmayan ve İsrail’in Büyükelçisini de kovacak kadar muktedir olamayan bir iktidar.
Diğer yanda Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez ’in olan biten bu vahşete karşı İsrail'in Büyükelçisi ile elçilik personelinin bir kısmını sınır dışı eden takdire şayan tavrı...
Nuray Canan Bezirgan
Olan oldu yine. Analar çocuklarından, çocuklar evlerinden, insanlar topyekûn hayatlarından koparıldılar.
Uygulanan ambargolarla yavaş yavaş ölüme terk edilen ve bu da yetmiyormuş gibi havadan, karadan ve denizden kuşatılarak en ağır silahlarla katledilen mazlum Gazzelilere bu vahşeti reva gören zalimler kadar onlara hoşgörüyle yaklaşanlar da lanetlenmeli.
Siyonizm’in bu zulümlerini kınıyormuşçasına haber yapıp toplumun bilinçaltına, aslında bütün bu olan bitenin sorumlusu ve hatta suçlusu olarak Hamas’ı gösterebilecek kadar alçaklaşabilen insanlar sadece İsrailli, Amerikalı ya da batılılardır zannetmeyin sakın. Buyurun size bir örnek;
İsrail saldırıları sonrasında harabeye dönmüş evinin yıkıntıları arasında dolaşan Ayşe; annesi, babası ve üç kardeşini kısacası bütün ailesini kaybettiğini gözyaşları içerisinde anlatıyordu Habertürk’te.
Haberde vahşetin failleri hakkında yapılan açıklama Ortodoks bir Yahudi’yi bile çıldırtacak çirkinlikteydi.
“Evlerinin birkaç sokak ötesinden Hamas’lı militanlar tarafından İsrail’e atılan füzelerden sonra İsrail de bu mahalleyi bombaladı ve bu kızcağız evsiz barksız ve ondan da öte öksüz yetim kaldı” denilerek savaşın asıl müsebbibinin İsrail değil de Hamas olduğuna vurgu yapılıyordu.
Ayşe’ye acıyorlar, onun için üzülüyorlardı güya. Utanmasalar o militanlardan biri de Ayşe’nin babasıymış diyecekler. Ama bu kadarıyla yetinmişler şimdilik.
BM okulunu, hastaneleri, savunmasız masumların evlerini, camileri bombalayan, şehre fosfor ve misket bombaları yağdıran da Hamas militanlarıymış ta bizim mi haberimiz yokmuş yoksa.
İsrailli işgalci teröristlere asker, Hamaslı mücahitler içinse militan terimini kullananların, hangi safta yer aldığını anlamamak safdillik olur zaten.
Ayşe, yaşı 12 olsa da yüreği kocaman bir mücahide. Star Haber’de katıldığı canlı yayında Uğur Dündar’ın kendisini Türkiye’ye davet etmesi üzerine; “Niçin ben topraklarımı terk edeyim?” diyerek en güzel cevabı veriyordu.
Ne ihtiyacın var Ayşe? Ne istersin bizlerden sorusuna da; “Benim ailemin suçu neydi? Rabbimden, bize bu acıları yaşatan Siyonistlere aynısını yaşatmasını istiyorum” diye karşılık veriyordu. Uğur Bey’in ise Ayşe’nin dünyasını anlamakta güçlük çektiği gözlerinden okunuyordu.
Çünkü o diyarlarda Ayşeler barbie bebeklerle, Ahmetler de kumandalı arabalarla değil; tahtadan yontulmuş silahlarla savaş oyunu oynuyor, biraz büyüdüklerinde ise işgalci tanklarıyla ölüm dansı edip cennete uçuyorlardı da ondan.
Ya da babaları, ağabeyleri gibi elleri arkalarından bir iple, gözleri bir bez parçasıyla sımsıkı bağlanarak İsrail’in zindanlarına esir düşüyorlardı günün birinde.
Bu yüzden onlar Siyonizm’in kanlı siyasetini hafife alıp önünde iki büklüm emre amade duran koca koca adamların vurdumduymazlığına inat, bütün bunların hesabını sormak için ayakta dimdik durmak ve direnmek zorundalar.
Gazzelilerin üzerine ölüm bombaları yağarken, İsrail’in Siyonist politikalarını protesto etmek için toplanan vicdan sahibi insanların arasında Siyonizm karşıtı fötr şapkalı, sakallı, lüleli Yahudiler de var.
Gazze sınırında vahşeti dürbünleriyle izleyip, şenlikler düzenleyerek, dans edip fosfor bombalarıyla insanların yakılarak öldürülmesini eğlenerek kutlayan Siyonist yaratıklar da.
İsrailli olup Siyonizm karşıtı olan Yahudiler de var, Türkiyeli olup Siyonizm’in gönüllü taşeronluğuna soyunan sözde Müslümanlar da.
Tıpkı bir gazetenin ilk sayfasının bir tarafına harabeye döndürülmüş evlerin yıkıntılarında sağlam kalan bir iki şey bulma umuduyla dolaşan mahzun Gazze’li çocukların hazin fotoğrafını, hemen yanına ise Eurosion şarkı yarışmasında Türkiye’yi temsil edecek olan Hadise’nin dans ederken çekilmiş gayrı ahlaki fotoğrafını koyması gibi.
Burası Türkiye dedi bir arkadaşım. Bu cümle burada her türlü olumsuzluğu, ikiyüzlülüğü hazmetmeye müsait bir miden olmalı anlamına geliyor biliyorum. Haksızlıklar karşısında susmak iyi ahlaklı, mülayim bir insan olduğunun bir göstergesiyken; hakkını aramak, olan biteni sorgulamak fetbazlık anlamı taşır bu coğrafyada…
En iyi vatandaş kıvrak zekâlı, duruma göre biçimlenebilecek kadar kaypak, kemiksiz, omurgasız olandır aynı zamanda.
Bir tarafta yana yakıla can veren insanlar, diğer yanda etini ve bedenini teşhir ederek sahnede dans eden Türk kızları Hadiseler…
Bir yanda binlerce insanın katledildiğini manşetten duyuran muhafazakâr gazetenin diğer yanda Hadise’nin -zekâ yaşı tartışılır- köylülerinin onunla duydukları anlamsız gurur ve hatta dua ettikleri haberleri.
Bir yanda vahşeti kınayan, Gazze’li gazilere ağlayan bir başbakan, diğer yanda İsrail’in büyük Ortadoğu projesinin eş başkanıyız diyerek İsrailli pilotların Konya da eğitilmesine müsaade ederek, Siyonist devletle askeri anlaşmaları iptal etmeye yanaşmayan ve İsrail’in Büyükelçisini de kovacak kadar muktedir olamayan bir iktidar.
Diğer yanda Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez ’in olan biten bu vahşete karşı İsrail'in Büyükelçisi ile elçilik personelinin bir kısmını sınır dışı eden takdire şayan tavrı...