- Üyelik Tarihi
- 18 Ağu 2005
- Mesajlar
- 481
- Aldığı Beğeniler
- 1
"E er bir işe ne zaman başlayaca ımı; kimi dinleyece imi ve yapmam gereken en önemli şeyin ne oldu unu bilseydim, girdi im her işi başarırdım."
Aklına böyle bir fikir düşünce, krallı ın dört bir yanına, kim kendisine her iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli kişinin kim oldu unu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne oldu unu ö retirse ona büyük bir mükafat verece ini ilan etti.
Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdikleri cevaplar birbirinden tamamen farklı çıktı. İlk soruya cevap olarak; kimileri her hareketin do ru vaktini bilmek için önceden günlerin, ayların, yılların yer aldı ı bir takvim hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak yaşamak gerekti ini söylediler. "ancak böylece" dediler "her şey tam zamanında yapılabilir". Di erleri ise her hareketin do ru vaktine önceden karar verilemeyece ini, kişinin kendisini boş e lencelere kaptırmayıp, hep daha önce olmuş olayları izleyerek en lüzumlusunu yapabilece ini iddia ettiler. Bu defa başka bilginler de kral neler olup bitti ine ne kadar ederse etsin, tek bir kişinin her hareket için en uygun vakte karar vermesinin imkansız oldu unu; kralın, her şeyin en uygun vaktini tespitte ona yardım edecek bir bilge kişiler konseyi kurması gerekti ini söylediler...
Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir konseyin önünde beklemesi imkansız bazı şeyler vardır, bu işlerin yapılıp yapılmayaca ına ancak tek bir kişi anında kara verebilir" dediler. "Buna karar vermek içinse neler olaca ını önceden bilmek gerekir. Neler olaca ını önceden bilenler de yalnızca sihirbazlardır. Dolayısıyla her hareketin do ru vaktini bilmek isteyen, sihirbazlara danışmalıdır...
İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü cevaplar geldi. Kralın en fazla ihtiyaç duydu u, en gerekli kişiler bazılarına göre danışmanlar; bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre hekimler; daha başka bir kısmına göre ise savaşçılardı...
Üçüncü soruya, yani en önemli işin ne oldu u konusuna gelince; bazıları dünyadaki en önemli şeyin bilim oldu unu söyledi. Bir kısmı savaşta ustalaşmak; daha başkaları da dinî ibadet dediler...
Bütün cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral bunların hiçbirisini kabul etmeyip hiç kimseye de ödül vermedi. Ama halâ do ru cevapları aradı ı için, bilgeli iyle ünlü bir münzeviye danışmaya kara verdi. Münzevi, hiç ayrılmadı ı bir a aç kovu unda yaşar, yanına sade halktan başkasını kabul etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sade elbiseler giyerek kendisini halktan biri gibi göstermeye çalıştı ve yola düştü. Münzevinin kovu una yaklaştıklarında atından indi ve muhafızını da geride bırakıp yola devam etti. Kral yaklaşırken münzevi kovu unun önüne çiçek tarhları kazıyordu. Kralı gördü, selamlayıp kazmaya devam etti.
Münzevi mecalsiz ve zayıf birisiydi; küre ini topra a her sokuşunda bir parçacık toprak çıkarıyor, soluk solu a kalıyordu.
Kral yanına gelip şöyle dedi. "Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını sormak için geldim. Do ru şeyi do ru zamanda yapmayı nasıl ö renebilirim? En fazla muhtaç oldu um, dolayısıyla di erlerinden fazla ilgi göstermem gereken insanlar kimdir? En önemli ve her şeyden önce kendimi verece im işler nelerdir?" Münzevi kralı dinledi, ama cevap vermedi. Avuçlarına tükürüp kazmaya devam etti. "Yoruldunuz" dedi kral, " Küre i bana verin de biraz dinlenin." Münzevi, "Sa olun" diyerek küre i krala verip yere oturdu. Kral iki tarh kazdıktan sonra durup sorularını tekrarladı. Münzevi yine cevap vermedi; bu defa aya a kalktı, elini küre e uzattı ve şöyle dedi: "Biraz dinlenin; bir parça da ben çalışayım."
Fakat kral küre i ona vermeyip kazmaya devam etti. Bir saat geçti, bir saat daha. Güneş, a açların ardından batmaya başladı; sonunda kral küre i topra a saplayıp şöyle dedi: "Ey bilge kişi, senin yanına sorularıma bir cevap bulmak için geldim. E er cevap vermeyeceksen, söyle de evime gideyim". Münzevi, "Buraya koşarak birisi geliyor" dedi, "bakalım kim?"...
Kral arkasına döndü ünde bir adamın koşarak kendilerine do ru geldi ini gördü. Adamın karnına bastırdı ı ellerinin altından kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve münzevi, hemen adamın üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral yarayı elinden geldi ince yıkadı, mendiliyle ve münzevinin havlusuyla sardı. En sonunda kan durdu, adam kendisine gelince içecek bir şey istedi. Kral dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada akşam olmuş hana so umuştu. Kral, münzevinin de yardımıyla yaralı adamı kovu a taşıyarak yata a yatırdı. Yata a uzanan adam gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Kral, koşuşturmadan ve yapmış oldu u işlerden öylesine yorulmuştu ki eşi e çöktü ve uyuyakaldı; kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti. Sabah uyanınca nerede oldu unu, yatakta uzanmış ve canlı gözlerle dikkatle kendisine bakan yabancının kim oldu unu uzun süre hatırlayamadı.
Kralın uyandı ını ve kendisine baktı ını gören adam; "Beni affedin" dedi, zayıf bir sesle. Kral, "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki" dedi. "Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum" dedi adam. "Ben, kardeşimi astırdı ınız ve mallarını elinden aldı ınız için sizden öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza münzeviyi görmeye gitti inizi ö rendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim. Ama akşam oldu u halde dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için pusuya yattı ım yerden çıkınca muhafızlarınıza rastladım, beni tanıyıp yaraladılar. Onlardan kaçtım, fakat yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, siz ise hayatımı kurtardınız. E er yaşarsam şimdiden sonra en sadık köleniz olup size hizmet edece im ve o ullarıma da aynı şeyi emredece im. Affedin beni."... Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştı ı ve onun dostlu unu kazandı ı için çok mutlu oldu; onu affetmekle kalmayıp uşaklarını ve kendi doktorunu gönderip onun tedavisini yaptıraca ını söyledi, ayrıca mallarını iade edece ine de söz verdi.
Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıkıp münzeviyi aradı. Gitmeden önce, sormuş oldu u sorulara cevap vermesini bir kez daha rica etmek istiyordu. Münzevi dışarıda, bir gün önce kazmış oldukları tarhlara çiçek tohumlarını ekiyordu. Kral ona yaklaştı ve şöyle dedi: "Sorularıma cevap vermeniz için size son defa yalvarıyorum!"
Yorgun dizlerinin üstünde çömelmeye devam eden münzevi, gözlerini kaldırıp krala baktı ve, "Cevabınızı aldınız" dedi. "Nasıl aldım? Ne demek istiyorsunuz?" diye sordu kral... "Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı münzevi. "Dün e er benim dermansızlı ıma acımayıp şu tarhları kazmasaydınız, gidecek ve şu adamın saldırısına u rayacaktınız ve yanımda kalmadı ınıza pişman olacaktınız. Yani en önemli vakit, tarhları kazdı ınız vakitti; en önemli kişi bendim ve en önemli işiniz bana iyilik yapmaktı. Daha sonra bu adam yanımıza koşarak geldi inde, en önemli vakit onunla ilgilendi iniz vakitti, çünkü e er onun yaralarını sarmasaydınız, sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de onun için yaptıklarınızdı."
"Bundan sonra şu gerçe i unutmayın: Tek önemli vakit vardır, içinde bulundu unuz an. O an en önemli vakittir, çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi, kiminle beraberseniz odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyece ini bilemez; ve en önemli iş iyilik yapmaktır, çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin tek sebebi budur."
Aklına böyle bir fikir düşünce, krallı ın dört bir yanına, kim kendisine her iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli kişinin kim oldu unu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne oldu unu ö retirse ona büyük bir mükafat verece ini ilan etti.
Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdikleri cevaplar birbirinden tamamen farklı çıktı. İlk soruya cevap olarak; kimileri her hareketin do ru vaktini bilmek için önceden günlerin, ayların, yılların yer aldı ı bir takvim hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak yaşamak gerekti ini söylediler. "ancak böylece" dediler "her şey tam zamanında yapılabilir". Di erleri ise her hareketin do ru vaktine önceden karar verilemeyece ini, kişinin kendisini boş e lencelere kaptırmayıp, hep daha önce olmuş olayları izleyerek en lüzumlusunu yapabilece ini iddia ettiler. Bu defa başka bilginler de kral neler olup bitti ine ne kadar ederse etsin, tek bir kişinin her hareket için en uygun vakte karar vermesinin imkansız oldu unu; kralın, her şeyin en uygun vaktini tespitte ona yardım edecek bir bilge kişiler konseyi kurması gerekti ini söylediler...
Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir konseyin önünde beklemesi imkansız bazı şeyler vardır, bu işlerin yapılıp yapılmayaca ına ancak tek bir kişi anında kara verebilir" dediler. "Buna karar vermek içinse neler olaca ını önceden bilmek gerekir. Neler olaca ını önceden bilenler de yalnızca sihirbazlardır. Dolayısıyla her hareketin do ru vaktini bilmek isteyen, sihirbazlara danışmalıdır...
İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü cevaplar geldi. Kralın en fazla ihtiyaç duydu u, en gerekli kişiler bazılarına göre danışmanlar; bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre hekimler; daha başka bir kısmına göre ise savaşçılardı...
Üçüncü soruya, yani en önemli işin ne oldu u konusuna gelince; bazıları dünyadaki en önemli şeyin bilim oldu unu söyledi. Bir kısmı savaşta ustalaşmak; daha başkaları da dinî ibadet dediler...
Bütün cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral bunların hiçbirisini kabul etmeyip hiç kimseye de ödül vermedi. Ama halâ do ru cevapları aradı ı için, bilgeli iyle ünlü bir münzeviye danışmaya kara verdi. Münzevi, hiç ayrılmadı ı bir a aç kovu unda yaşar, yanına sade halktan başkasını kabul etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sade elbiseler giyerek kendisini halktan biri gibi göstermeye çalıştı ve yola düştü. Münzevinin kovu una yaklaştıklarında atından indi ve muhafızını da geride bırakıp yola devam etti. Kral yaklaşırken münzevi kovu unun önüne çiçek tarhları kazıyordu. Kralı gördü, selamlayıp kazmaya devam etti.
Münzevi mecalsiz ve zayıf birisiydi; küre ini topra a her sokuşunda bir parçacık toprak çıkarıyor, soluk solu a kalıyordu.
Kral yanına gelip şöyle dedi. "Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını sormak için geldim. Do ru şeyi do ru zamanda yapmayı nasıl ö renebilirim? En fazla muhtaç oldu um, dolayısıyla di erlerinden fazla ilgi göstermem gereken insanlar kimdir? En önemli ve her şeyden önce kendimi verece im işler nelerdir?" Münzevi kralı dinledi, ama cevap vermedi. Avuçlarına tükürüp kazmaya devam etti. "Yoruldunuz" dedi kral, " Küre i bana verin de biraz dinlenin." Münzevi, "Sa olun" diyerek küre i krala verip yere oturdu. Kral iki tarh kazdıktan sonra durup sorularını tekrarladı. Münzevi yine cevap vermedi; bu defa aya a kalktı, elini küre e uzattı ve şöyle dedi: "Biraz dinlenin; bir parça da ben çalışayım."
Fakat kral küre i ona vermeyip kazmaya devam etti. Bir saat geçti, bir saat daha. Güneş, a açların ardından batmaya başladı; sonunda kral küre i topra a saplayıp şöyle dedi: "Ey bilge kişi, senin yanına sorularıma bir cevap bulmak için geldim. E er cevap vermeyeceksen, söyle de evime gideyim". Münzevi, "Buraya koşarak birisi geliyor" dedi, "bakalım kim?"...
Kral arkasına döndü ünde bir adamın koşarak kendilerine do ru geldi ini gördü. Adamın karnına bastırdı ı ellerinin altından kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve münzevi, hemen adamın üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral yarayı elinden geldi ince yıkadı, mendiliyle ve münzevinin havlusuyla sardı. En sonunda kan durdu, adam kendisine gelince içecek bir şey istedi. Kral dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada akşam olmuş hana so umuştu. Kral, münzevinin de yardımıyla yaralı adamı kovu a taşıyarak yata a yatırdı. Yata a uzanan adam gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Kral, koşuşturmadan ve yapmış oldu u işlerden öylesine yorulmuştu ki eşi e çöktü ve uyuyakaldı; kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti. Sabah uyanınca nerede oldu unu, yatakta uzanmış ve canlı gözlerle dikkatle kendisine bakan yabancının kim oldu unu uzun süre hatırlayamadı.
Kralın uyandı ını ve kendisine baktı ını gören adam; "Beni affedin" dedi, zayıf bir sesle. Kral, "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki" dedi. "Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum" dedi adam. "Ben, kardeşimi astırdı ınız ve mallarını elinden aldı ınız için sizden öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza münzeviyi görmeye gitti inizi ö rendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim. Ama akşam oldu u halde dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için pusuya yattı ım yerden çıkınca muhafızlarınıza rastladım, beni tanıyıp yaraladılar. Onlardan kaçtım, fakat yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, siz ise hayatımı kurtardınız. E er yaşarsam şimdiden sonra en sadık köleniz olup size hizmet edece im ve o ullarıma da aynı şeyi emredece im. Affedin beni."... Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştı ı ve onun dostlu unu kazandı ı için çok mutlu oldu; onu affetmekle kalmayıp uşaklarını ve kendi doktorunu gönderip onun tedavisini yaptıraca ını söyledi, ayrıca mallarını iade edece ine de söz verdi.
Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıkıp münzeviyi aradı. Gitmeden önce, sormuş oldu u sorulara cevap vermesini bir kez daha rica etmek istiyordu. Münzevi dışarıda, bir gün önce kazmış oldukları tarhlara çiçek tohumlarını ekiyordu. Kral ona yaklaştı ve şöyle dedi: "Sorularıma cevap vermeniz için size son defa yalvarıyorum!"
Yorgun dizlerinin üstünde çömelmeye devam eden münzevi, gözlerini kaldırıp krala baktı ve, "Cevabınızı aldınız" dedi. "Nasıl aldım? Ne demek istiyorsunuz?" diye sordu kral... "Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı münzevi. "Dün e er benim dermansızlı ıma acımayıp şu tarhları kazmasaydınız, gidecek ve şu adamın saldırısına u rayacaktınız ve yanımda kalmadı ınıza pişman olacaktınız. Yani en önemli vakit, tarhları kazdı ınız vakitti; en önemli kişi bendim ve en önemli işiniz bana iyilik yapmaktı. Daha sonra bu adam yanımıza koşarak geldi inde, en önemli vakit onunla ilgilendi iniz vakitti, çünkü e er onun yaralarını sarmasaydınız, sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de onun için yaptıklarınızdı."
"Bundan sonra şu gerçe i unutmayın: Tek önemli vakit vardır, içinde bulundu unuz an. O an en önemli vakittir, çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi, kiminle beraberseniz odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyece ini bilemez; ve en önemli iş iyilik yapmaktır, çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin tek sebebi budur."