İşte, temelinde bu espri bulunan İslâmiyet'i yaşarken bizim de, o birli e ulaştırabilecek tavır ve davranışları iradî olarak sergilememiz lazımdır. Unutulmamalıdır ki; biz başka vesilelerle oldu umuz gibi birbirimizle de imtihan oluyoruz. Yani, Cenâbı Allah bizi bir kısım hadiselerle ve şerirlerin şerleriyle imtihan etti i gibi kendi kardeşlerimizle de imtihan ediyor. Kur'anı Kerim de, "..Biz onların bir kısmını di erleriyle imtihan ettik.." (En'am, 6/53) buyuruyor. Öyleyse biz, di er müminlerle aramızdaki her münasebeti imtihanın ayrı bir yönü olarak ele almalı, bütün menfî duygu, düşünce ve tavırları imtihan unsurları olarak görmeliyiz.
İnsan bir imtihanda oldu unu daha baştan kabul etmezse, en yakın daireden küfür dairesine kadar herkesin onunla u raştı ına, elini attı ı her dalın kırılıp her yerin sarsıldı ına, herkesin ona karşı düşman vaziyeti aldı ına inanır. Oysa, bunların birer imtihan vesilesi oldu unu kabul etse, o türlü bütün mülahazalar eriyip gidecektir. Sürekli şoku yaşanan çirkin yüzlü toslamalar gayet mûnis, inşirah veren hadiseler haline gelecektir. Ama biraz katlanmak gereklidir.
Bizler beşeriz, dolayısıyla bir kısım kusurlarımızın olması gayet normaldir. İnsanları teker teker deşeleseniz; az konuştursanız, bir psikanalize tâbi tutsanız, hemen herkesin kendi arkadaşlarına karşı neler neler döktürdü ünü görürsünüz. Bu beşer tabiatında vardır. Onun için, biraz sadrı geniş, sinesi yumuşak bir insan olmaya çalışmalı. Önüne çıkan da ları tepeleri aştı ı gibi dost ve arkadaşlarının kusurlarını da kulluk yolundaki akabeler olarak görmeli ve onları da sabır, hoşgörü ve hilmin kanatlarını kullanarak aşmaya gayret göstermelidir.
İnsan ebedî saadete talip oldu undan, en başta şunu düşünmesi gerekir: Biz ucuz bir şeye de il, ebedî saadete talibiz. Üstad Hazretleri'nin Yirminci Mektup'ta verdi i ölçüler içinde "Dünyanın bin sene mes'udâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen cennet hayatına; ve o cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyeti cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîli Zülcelâlin dairei rahmetine ve mertebei huzuruna." talibiz. İşte, ardına düştü ümüz hedef bu kadar pahalı olunca, o hedef nisbetinde de ceremeye katlanmamız, ma rem altına girmemiz iktiza eder. O büyük hedefe yürüdü ümüz yolda birer tepe şeklinde önümüze çıkan sevmedi imiz tavır, söz ve davranışları o kutlu hedef hatırına baştan kabul etmek, imtihan vesilesi bilmek ve güzel huyla onları aşıp tekrar yola koyulmak gerekir.
Öyleyse, keşke insanların kusurlarından daha çok, iyi yanlarını görüp takdir edebilsek.. keşke başkalarının hatalarına karşı gözsüz, kulaksız ve dilsiz olabilsek de o kusurları görmesek, duymasak ve dile dolayıp mukabelede bulunmasak.. ve Allah'ın bizi affetti i, Peygamber'in affa âmâde oldu u ve bazı has kulların affetmeyi tabiat haline getirdi i gibi bizler de herkesi affedebilsek.
İslâmiyet, insanların kusurlarını araştırmamayı, gayri ihtiyarî olarak gördü ümüz zaman da göz yummayı ve onları affetmeyi sadaka saymıştır. Affı esas alan insanları senâ makamında Kur'anı Kerim: "O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutar ve insanları affederler.." (Ali İmran, 3/134) demektedir.
İnsan bir imtihanda oldu unu daha baştan kabul etmezse, en yakın daireden küfür dairesine kadar herkesin onunla u raştı ına, elini attı ı her dalın kırılıp her yerin sarsıldı ına, herkesin ona karşı düşman vaziyeti aldı ına inanır. Oysa, bunların birer imtihan vesilesi oldu unu kabul etse, o türlü bütün mülahazalar eriyip gidecektir. Sürekli şoku yaşanan çirkin yüzlü toslamalar gayet mûnis, inşirah veren hadiseler haline gelecektir. Ama biraz katlanmak gereklidir.
Bizler beşeriz, dolayısıyla bir kısım kusurlarımızın olması gayet normaldir. İnsanları teker teker deşeleseniz; az konuştursanız, bir psikanalize tâbi tutsanız, hemen herkesin kendi arkadaşlarına karşı neler neler döktürdü ünü görürsünüz. Bu beşer tabiatında vardır. Onun için, biraz sadrı geniş, sinesi yumuşak bir insan olmaya çalışmalı. Önüne çıkan da ları tepeleri aştı ı gibi dost ve arkadaşlarının kusurlarını da kulluk yolundaki akabeler olarak görmeli ve onları da sabır, hoşgörü ve hilmin kanatlarını kullanarak aşmaya gayret göstermelidir.
İnsan ebedî saadete talip oldu undan, en başta şunu düşünmesi gerekir: Biz ucuz bir şeye de il, ebedî saadete talibiz. Üstad Hazretleri'nin Yirminci Mektup'ta verdi i ölçüler içinde "Dünyanın bin sene mes'udâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen cennet hayatına; ve o cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyeti cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîli Zülcelâlin dairei rahmetine ve mertebei huzuruna." talibiz. İşte, ardına düştü ümüz hedef bu kadar pahalı olunca, o hedef nisbetinde de ceremeye katlanmamız, ma rem altına girmemiz iktiza eder. O büyük hedefe yürüdü ümüz yolda birer tepe şeklinde önümüze çıkan sevmedi imiz tavır, söz ve davranışları o kutlu hedef hatırına baştan kabul etmek, imtihan vesilesi bilmek ve güzel huyla onları aşıp tekrar yola koyulmak gerekir.
Öyleyse, keşke insanların kusurlarından daha çok, iyi yanlarını görüp takdir edebilsek.. keşke başkalarının hatalarına karşı gözsüz, kulaksız ve dilsiz olabilsek de o kusurları görmesek, duymasak ve dile dolayıp mukabelede bulunmasak.. ve Allah'ın bizi affetti i, Peygamber'in affa âmâde oldu u ve bazı has kulların affetmeyi tabiat haline getirdi i gibi bizler de herkesi affedebilsek.
İslâmiyet, insanların kusurlarını araştırmamayı, gayri ihtiyarî olarak gördü ümüz zaman da göz yummayı ve onları affetmeyi sadaka saymıştır. Affı esas alan insanları senâ makamında Kur'anı Kerim: "O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutar ve insanları affederler.." (Ali İmran, 3/134) demektedir.

AH ABLAM AH BUNU YAPABİLSEK