Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

drmav i

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
14 Eyl 2005
Mesajlar
12
Aldığı Beğeniler
0
Zihinde bir günah projesi ve düşüncesi ya da psikolojik marazî bir durum varsa, o an Allah düşüncesi duygular üzerinde tam etkisini gösteremiyor demektir. Bunun tersine, Allah düşüncesi zihinde bulunmadığı zaman, insanı rahatsız edecek her çeşit duygu ve düşüncenin; hem ruhsal alanda hem de beyin mekanizması içinde boy göstermesi mümkündür. Bu sebeple ayet, Allahın unutulmamasını, Allah'ı unutturacak davranışlar içine girildi inde derhal hatırlanması gerekti ini vurgulamaktadır. Bilinçaltımızın bize bu hatırlatmayı yapması için, önceden ona gerkli programı tekrarla yüklemek ve onu bu hatırlatma alışkanlı ına alıştırmak gerekmektedir.(18/24) Diğer taraftan da, Allah'ı unutan, O'nu bilincinden uzaklaştıracak davranışlar içine giren insanlar için ise, "Allah onlara kendisini unutturdu, çünkü onlar Allah'ı unuttu" (9/67, 59/19) uyarısını yapılmaktadır. İrtibatı koparmama, gönülden ırak olmama adına Besmele son derece önemli bir misyon yüklenmiş olmaktadır.

Bu iki ayette psikolojik bir fıtrat yasası de erlendirmemize sunulmaktadır.

"Allah'ı unutan, kendisini de unutur, kendisini unutanı da Allah unutur".


Bu konuda şu de erlendirmeler yapılabilir: İnsan ancak kendi kalbini, akıl ve mantı ını işleterek, duyularını kullanarak, okuyarak, dinleyerek, düşünerek Allah'ı tanıyabilir. Allah'ı tanımada en önemli tanık, kanıt ve ölçü yine insanın kendisidir. Çünkü Allah, varlıklar içinde deyim yerindeyse, kendisini en iyi anlayabilecek olan varlığı insan olarak seçmiştir. Ene, ego, benlik gibi kavramlarla anlatılabilecek olan bu, insanın öz varlık kimliği, bir anahtar gibidir ki, Fatiha süresi bir yönüyle insanın bu kilit özelliğine dikkat çekmektedir, insan kendi kimliğiyle Yaratıcısının sıfat ve isimlerini, kainattaki icraatının sırlarını, O'na mükemmel bir ayna oluşunu, çözebilir anlayabilir. Gerçek kimliğini de esas o zaman bulur. Gözlerine bakarak O'nun sınırsız görmesini, kulaklarına nazar ederek O'nun her şeyi duymasını, bilgisini düşünerek O'nun sonsuz ilmini anlamaya çalışır.

Öte yandan da kendi acizliğine bakar Allah'ın sonsuz kuvvetini, fakirliğini görür sınırsız zenginliğini, ihtiyaçlarını düşünür tükenmeyen cömertliğini fark eder. Vicdanı sönmemişse, işlediği günahların ve hataların ağırlığı altında ezilmişli ine ve tükenmişli ine bakarak, sadece O'nun Rahmet kapısında temizlenebilece ini anlar. Kapı kapı dolaşıp psikolojik pek çok derdine derman ararken, esas derdini unuttuğunu fark eder; Benim esas derdim Rabbimi unutmakmış der...

İnsan, kalbini ve beynini kullanarak, Yaratıcısıyla bu duygusal ve düşünsel iletişimi sağlamak için gayret göstermezse, unuttuğu için unutulanlardan olacaktır. Allah, o insana öncelikle kendi insan kimliğini unutturacaktır.Çünkü birer nimet olarak verilen iki ana Allah'ı hatırlama ünitesi olan vicdan ve bilinç, misyonunu yerine getirmemiş, kendilerini beden ve maddi dünya sınırları içine hapsetmişlerdir. Bu, yaşamaya razı oldukları böyle bir hayatın her derdine açık olmayı göze aldıkları, kendilerine yettikleri, başka bir güçten gelecek yardıma ihtiyaç duymadıkları anlamını taşımaktadır.Hayatın zevkleri ile nefis hayatı yaşamaya devam edildiği veya çözümler başka kapılarda arandığı sürece bu hatırlama da gerçekleşmeyecektir.


Çünkü kendilerini unutan, böylece Allah'a giden en etkili yolu terk eden insanı da artık Allah unutmaktadır. Allah unutmaz kuşkusuz. Rahmetiyle yardımını ulaştırmaz demektir. Çünkü kendine merhamet etmeyene merhamet olunmaz. Cezanın cinsi de suça göre belirlenmektedir; unutan unutulur, terk eden terk edilir... Oysa her gün beş kez minarelerden O, kendisini hatırlatmaktadır. Bir kısım felaketlerle, ölümlerle, hastalıklarla, üzüntü ve psikolojik problemlerle sürekli uyarılar yapmaktadır. Buna rağmen günümüzde yaygın bir unutmuşluk ve unutulmuşluk hastalığı görülmekte, kendini okumayan, kendinin farkına varamayan insan, ne yazık ki, hipnoz yemiş kalabalıklarla uyum içinde dolaşırken, vitrin mankenlerine baktığı kadar dönüp kendine bakamamaktadır. Çünkü kendini unutmuştur, çünkü unutulmuştur!

Bu iki kavram arasında, değişmez bir insan yasası olarak daima bir gereklilik irtibatı kurulabilir ve kolektif maraz haline gelen bu konuda, şu teşhis konabilir: Ruhumuzda ve aklımızda Allah'a yer vermiyor, O'nu unutuyorsak, bizde ruhî ve fizikî bir kısım arızaların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Tersten okursak benzer anlam çıkacaktır: Eğer bir kısım bedensel ve ruhsal hastalıklardan şikayet ediyorsak, esas biz, başka bizden şikayet etmeliyiz, çünkü biz Rabbimizi unutmuşuz, dolayısıyla unutulmuşuz!..

Kur'an ilk nazil olan ayetlerinde Rabbinin ismiyle oku, yaz, düşün, öğren, secde et, kalk aktif ol, benim adıma insanlarla ciddi iletişim kur derken de, Kur'an'ın okunmasına ilk başlarken de, bu unutma hastalığının reçetesini de sunmuş olmaktadır. Kur'an'daki tekrarların hikmeti bu noktada daha iyi anlaşılmaktadır.

Şeytandan Allah'a sığınırım demekle, besmeleyle Allah ismiyle başlamakla; öncelikle, şeytanın etkisiyle oluşabilecek her türlü psikolojik rahatsızlık kaynağından uzaklaşmış, Rahmani bir karantina altına alınmış olmaktayız. Şeytanın ve nefsin doğrudan veya dolaylı müdahelesine kesin bir manevi duvar örüyoruz (Zülkarneynin, Ye'cüc Me'cüc isimli, iki insan zararlısına karşı, set örmesi gibi...(18/94); temsilen şeytan ve nefse karşı aşılmaz bir psikolojik set çekmiş oluyoruz)

Negatif iç baskılardan kurtulma adına gerçekleşecek, bu manevi savunma stratejisine, olumlu adımlar atmamızı sağlayacak taarruz ve hamle planlarımızı da eklemiş oluyoruz. İlk aşamada kovulmuş şeytanın negatif çekimli üçgeninden koruma altına alınıyoruz; çünkü unutulmuşlardan değiliz. İkinci aşamada da doğrudan Rahman ve Rahim ile kanatlanma durumunda oluyoruz.

Ve o, bilincin altında, yer kütlelerinin küçük bir kırılma ile tetiklenip sarsıntılar meydana getirmesi gibi, duygu ve düşünce yapımızı durmadan tetikleyen bilinçaltı hattımız. Emir tekrarı yapan er gibi, mahzeninde yıllanmış nice görüntüleri durmadan hayal soframıza servis yapar durur. Eğer unutulmuş bilinçaltlarından biriyse, şeytanın işgaline uğrar ve onun megafonu ve jenerik müdürü olur. Ancak besmele çekenler onu unutmadıklarını ve sahip çıktıklarını gösterirler. Bilinçaltı da sadakat içinde Rahman ve Rahimin kanatları altına girerek, insana huzur verici çağrışımlar için programlanmış robot bir hizmetçi gibi koşturmaya başlar. Adeta isyan nedir bilmeyen, hep pozitif mesajlar ileten bir melek gibi nurlaşır, vicdanla irade arasında şeffaf bir köprü olur.

Besmele cümlesi, ikinci psikolojik hazırlık aşamasıdır.

Besmele, koruma anlamını içermesinin yanında, ağırlıklı olarak bir işi, duygu, düşünce ve davranışı adlandırma, anlam ve de er kazandırma, ve güç ve bereket katma demektir.

Peygamberimiz, besmelesiz her işin kısır ve bereketsiz olduğunu söyler.

Yine Peygamberimiz, "Şeytanın, besmeleyle başlanmayan sofrayı gözlediğini, bulduğunda yardımcılarını çağırıp, burada bize rızık var koşun!" dediğini belirtir (İ.Canan,age.,c:8,s:362; c:10,s: 398).

Besmele insanın ruhunda bir coşku oluşturur. Kişi, yapaca ı işe bir kutsallık kazandırmış, şevkini arttırmış olur. İnsanın içinde, Besmeleyle başlanan işin güzel sonuçlarla sona ereceği duygusu oluşur. "Allah!ım senin adınla!" diyerek, en başta şey tan olmak üzere, başka isim ve düşüncelere yer bırakmamış oluyoruz. İnsan "Allah!ım senin isminle şu günaha gireceğim!" demez, diyorsa o günaha giremez.

Bilinçaltımıza ve ne nefsimize bilimsel dilde farklı isimler verilebilir. Benzetmeler de konunun anlaşılmasını sağlar. Biz, ayet ve hadislerin kıyamete kadar evrensel mesajlar sunacağını düşünerek, belli bir zaman diliminde, belli insanların belirledi i tanımlamalara, imbikten geçirerek yararlanmak kaydıyla, bire bir bağlı kalmayı uygun bulmayız. Her liseliye öğretilen Freud'un 'id'i gibi!.. Bu, farklı bakış açıları ve yeni kavramlar geliştirmenin önünü kesebilir, saplantı dürtü fikirleri de üretebilir.

Hadiste "şeytan sofrası" mefhumu geçmektedir. O kadar hoş ve genel bir kavramdır ki, her beyin farklı ve geniş fikir ufuklarında dolaşabilir ve orijinal yorumlar çıkarabilir. Şeytan üçgeni konusunda farklı görüşler ortaya konduğu gibi. Bir gerçeğin farklı açılardan de işik yönleri olması ve onların farklı algılanması ve uygulanması doğaldır. Mezheplerin ortaya çıkışı da bu espriye uyar.
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Allah (cc) razı olsun güzel bir paylaşımdı...
emeğine sağlık...sleam ve dua ile...
 
Üst Alt