Bu kültür kolay oluşmadı, minare yaptırmayan yerden bitmiş sanır, bu kültürün arkasında dört yüz yılın birikimi, yüzlerce marka var, bizim bir Ülker'imiz, bir Efes'imiz, bir de Galatasarayımız var, yüzlercesine ihtiyaç var. işte OYAK Türk ekonomisini ele geçirdi. Tek bir markası yok. On yıl sonra, Türkiye siyasetini ordu, Türk ekonomisini bütünüyle OYAK yönetiyor olacak! Yani, Ali Ağanın danası gibi Avrupa sokaklarında dolaşacağız!
Türkiye yirmi-otuz milyonluk ülke olsaydı, hiçbir sorun yaşanmayacaktı, bu koca değirmende öğütülüp, emilebilirdi. Ülkemiz yetmiş milyon, üstelik, Kemalistler "fikirle" değil duyguyla yaşıyor, ne konuşulsa, ne tartışılsa "ihanet" arıyorlar. Ayrıca, kontrol edilemez sınırlar dışında ülkeye girmek için kendini sınırlarda öldüren yetmiş milyondan fazla muhacir göçü bekliyor, Van'da zenci mahallesi bile kuruluyor, AB'ye girdiğimizde, sınırlanınız dışında biriken muhacir sayısı 70 milyona fırlayabilir, hesaplar böyle!
Ülke nüfusuyla Almanya kadar Avrupa Parlamentosunda söz sahibi olacağız, bu dayanılmazdır, bir ishalli dana bir sürüyü bok eder. Avrupa tarihinden aldığı bu büyük siyasi yetkileri şimdi şimdi uyananlarla bölüşmez. Akşam yemeğinden sonra gelen misafire, ya bir soğan verirler, ya bir sopa! Ağaç ağaç içinde büyür.
Avrupa uygarlığı şu: Akıl var herşey var, akıl yok, hiçbir şey yok! Bizde ise bir sokma akıl var, bir Kemalistler 'e sokuyorlar tutmuyor, bir İslamcılara sokuyorlar, mekanizma dağılmış. Ancak, döşenmiş evi kim istemez, hepimizin ağzının suyu akıyor. Hristiyan oldukları için değil, bıçak sapını kesmeyeceği için, kendi sorunlarını hep yumuşak çözecek, bizlerden gelen sorunları ise abartacaklar!
Bir maymun bir kapıda kırk yıl oynamaz, biz, iki yüz yıldır aynı kapıda oynuyoruz. AB, siyasi macerasının sonuçlarını, kuruluşunu, neler getirip getirmeyeceğini kestiremediği için, dışardan gelecek belirsizliklerle dolu bir ülkeye kesinlikle hayır diyecek. Onlar da bilmiyor henüz neler olduğunu, kesilmemiş karpuza karar verilmez!
Bu şuna benzer, diyelim Rusya'yla ortaklığa gidiyoruz, aradan Bangladeş fırlayıp, beni de alın, dese, bu yüz yirmi milyonluk ülkenin içler acısı halini görüp, hayır da diyemeyeceğimiz için, bekle, diyeceğiz ve ona dört yüz yılın yolunu tarif edeceğiz, şu yasaları çıkart, ölme eşeğim ölme.
Masal bu ya, diyelim AB'ye girdik, çoğunluk milletvekilleri bizde. Bir boğazım, bir çüküm diyen bu milletvekilleri, bu yoğurdu kıllı işadamlarıyla hiçbir yere giremeyiz ama, diyelim, girdik. Avrupa'yı yönetiyoruz. Önümüzde binlerce sorundan bir sorun: Rusya'nın nükleer tehdidi, nükleer pisliği. Bu sorun, Türkiye'nin tüm sorunlarından daha ağır yüzlerce dünya sorununun başında geliyor. Ülkemizde bu yönde yayınlanmış tek makale yok. Tempo, Aktüel, Hürriyet, Milliyet gibi gazeteler mankenlerle ilgilendikleri için, köşelerde öküz mayısı gibi kat kat yükselmiş yazarlardan tek biri Kuzey Avrupa'ya, Kuzey Afrika'ya dair tek bir sorun okumadıktan için, zil zurna habersiziz.
Masal bu ya, Mehmet Gül, Ahmet Çakar gibi adamlar Avrupa Parlamentosunda bu sorunu tartışıyor. Ne yapsınlar, çorbam yok taşacak, kocam yok boşayacak, "karşıyız" arkadaş diyecekler. Bu adamlar, Avrupa Parlamentosu'nda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük uygarlığının sorunlarını tartışacak! Çuvaldızına yumruk, iğneye kafa atan bu isimler Avrupa yönetecek! Tartışamadığı herşeye "karşı" olan, bu "karşılardan ideoloji oluşturan partinin bugün oy oranı yüzde otuz!
Bakın, bugün milletvekillerimize bir danışman kadrosu verildi. Danışmanlar emir eri. Hanımın kuaför borcunu öde, helaya pompa al, hanımın mağaza alışverişinde torbaları tut gibi işler için mecliste istihdam ediliyorlar. Türkiye'de dünya sorunlarını aktaran dergilerin adlarını hiçbiri bilmez, tartışmaz. Bir küçük belediyeyi, bir küçük hastaneyi yönetemeyecek bu çobanlar, dünya sorunlarını tartışacak!
AB konusunda en çok üzülen, parçalanan, en çok paniğe kapılanlar ise kemalistler! AB değil, yedi düvel, andlaşma değil, Sevr! Hem muasır medeniyete çıkma emri var, hem "bağımsızlığı" koruma! Nasıl olacak? AB tartışmaları mevzuuna bir takıldılar, baktılar ki ikisi yanyana olmuyor, yürekleri, demirci örsünde demirle dövülüyor sanki. Muasır medeniyet de öyle menem bir şey ki, burada, devleti, milleti orduyu kumandayı bırakacaksın, akıl almıyor, çıldırmış durumdalar!
Horoz kendisini çöp tepesinde görmüş müezzin oldum sanmış. Kemalistlerin iktidar kaygısı, çok haklı. Tam da İngiltere-Almanya-Fransa'nın on asırdır devam eden düşmanlığını bitirme noktası, bu milli iktidar! Yani, yersin kabak, yemezsin, kapı açık, diyorlar. Bizse hala aptal liberal yazarlarımızla, zorla zorla bir yokuş kaldı deyip, hergün AB'ye girip girip çıkıyoruz.
Kemalistlere hak veriyorum, Sevr'den beter bu, AB, hem Milli Güvenlik Kurulu'nun, hem devletin, hem ordunun, hem de derin devletin iktidarını istiyor, gölgesini dahi yasalarla yasaklıyor. Başka sorunları nafile tartışmayın, ipin koptuğu yer burası. Ordunun bu iktidarı vermeye niyeti yok, kuvayı milliye savaşı çoktan başladı. AB macerası ve tartışmalarını bitmiş sayın!
Haklısın asker ağam! Gavurdur bunlar, toprağımıza göz koydular, bağımsızlığımızı istiyorlar bizden. İktidarı istiyorlar. Yüzde yüz haklısın. Vermeyin bağımsızlığımızı, sakın taşımayın iktidarı Avrupa'ya, sonuna kadar yanınızdayız!
Türk ordusu, benim asker ağam! Bu ülkenin iktidarı, yönetimi, halkın elinde olsaydı, o bağımsızlığı Avrupa ellerinde kimse alamazdı elimizden. Oysa şimdi birkaç yasayla, kralın yetkilerini alır, kralı öldürüp, bitiriyorlar. Haklısınız. Siyaseti halk yapsaydı, parlamentomuz halkın temsilcilerinin olsaydı, İngilizler gibi, Almanlar gibi, bu halkın temsilcileri orada milyonlarca sayfa dosya arasına çatır çatır girer, ülkelerinin menfaatlerini, konuşur, tartışır sahip çıkardı!
Asker ağam, bağımsızlık ve onur, halkın elinde olsaydı, bu halkın elinden hiçbir kuvvet alamazdı onu. Avrupa Birliği işte bu: Avrupa Birliği'ne tüm devletler, halklarının temsilcileriyle dayandı, bizlerse, hala Milli Güvenlik Kurulu'yla omuz vuruyoruz. Korkunuzda haklısınız.
Halk bu topraklarda iktidarı alıncaya kadar da korkmaya devam edin!
Avrupa Birliği'ne gidecek Türkiye'yi ancak halkın sırtında taşıyabiliriz! Bunu öğrendiğiniz güne kadar acemice ve çocukça ve saplantılı bir şekilde muasırmış, çağdaşmış, uygarlıkmış, AB'ye girecekmişiz laflarını lütfen etmeyin.
Solcu liberalleri de sevmiyorum, onlar da sinsice, bu yasaları bu devletin çıkartacağı yok, girdik-gireceğiz gazıyla ve AB'nin sıkıştırmasıyla çıkartırız kurnazlığındalar! Yasaların çıkması birşey değiştirmez, yasalarını koruyacak olan halktır, halkın koruyamadığı bir ülke köledir, halkın temsil edilmediği bir yönetim; müstemlekedir!
Halkın siyaseti olmadan, Avrupa olmaz! AB dediğimiz bir demokrasi imparatorluğu!
Artık kemalistleri tut, tutabilirsen, öyle sert kuvayı milliye savaşı veriyorlar ki, vay maşallah! Bu toz duman arasında "Kemalist petrolcüler" dahi zuhur etti. İyi ki bahsi açıldı, hepimiz, siyasete doğuda açılıp kapandığı söylenen bu kuyuların hikayeleri yüzünden girdik, 12 Eylül öncesi sağcı, solcu her gence gidin, siyasallaşmalarının ilk sebebi olarak, doğuda betonla kapandığı söylenen kuyulara karşı biriktirdiği kin olduğunu söyleyecektir.
Gençliğimiz, bu kuyu, sondaj, beton hikayeleriyle tükendi, hikayeyi tekrar vizyona sokmaya çalışıyorlar. Şu, çük gibi kayaları delen şeye sondaj diyorlar. Yeterince kuyu açılmadığı, bu topraklarda çok petrol olduğu söyleniyor. İnşallah vardır, hayırlısı olsun, doğduğumuz günden beri bekliyoruz! Ancak, dönüp dönüp hep şu örneği veriyorlar. Romanya'da yılda bin defa sondaj yapılıyormuş, bizde elli yılda bin beş yüz sondaj yapılmadı. Haklılar! Belki o kadar sondaj yapacak parayı bulsak, petrol da buluruz, kimbilir! Ancak, askeri bütçemiz ortada, yüzmilyar dolarları silahlara yatırdık, durduk.. Tabiki bizde sondaja para bulunmaz.
Benim Kemalist petrolcü kardeşlerim elli yıldır halkın anasını .ikiyoruz, dağı taşı .ikseydik, belki kan yerine petrol gelirdi!
Öyle, Persil adam gibi, kahraman kahraman konuşmayın. O dağlarda döktüğümüz kan kadar petrol çıkartın yeter, o milyar dolarlık silahlan yağlayacak kadar petrol bulun yeter!
Bir solcu ağbi anlatmıştı, 60'h yılların sonu herkes petrol var, diye konuşuyor, askerde, eğitim alanında sürünüyormuş. Sürün, sürün, akşama kadar. Bir dakika nefes alamıyor! Bir nefeslik dinlenmek için, aklına bir fikir gelmiş, komutana çıkıp, "Komutanım burnuma petrol kokusu geliyor! demiş. Komutan, kaytarmak için uydurduğunu da biliyor, ensesine bir şaplak atıp: "Bu halk, ne zaman çamur içinde burnuyla sürtse, burnuna petrol kokusu gelir!" demiş.
Türkiye ne zaman dibe vursa, böyle bir umut uçurulur! Ne diyelim, iş bilmeyen çavuşlar, döner bokunu avuçlar! Bırakın cahilce tartışmaları! Bardakta suyu dövmüşler, ne kara olmuş ne beyaz!
AB tartışmaları yine ucuz siyasetçilerin, ucuz köşe yazarlarının işine varıyor! Sağ liberaller ANAP, DYP, eskiden baraj, köprü yaptıracağız derdi, şimdi AB'ye gireceğiz diye oy topluyorlar, sendikalar, koskoca bir halk yiyor bu masalı!.
İşte böyle Avrupa Birliği macerası. Avrupa'da her türlü orospuluk, her türlü muamele var ama, Avrupa denen şey, kafadan, akıldan .iktirmediği için Avrupa oldu. Bizde tam tersi, hiçbir taraftan elletmiyor, koklatmıyoruz, yalnız kafadan .iktiriyoruz, ekranlarda, gazetelerde!
Bittiiiii...