İki kez teşerrüf ettim onlarla... Arkadaşlarla Taksim taraflarında bir kafede oturmuş laflıyoruz. Kapıdan dengesiz, ölçüsüz, hafif cool hareketlerle girip sigarasız bölüme oturuşu, oturur oturmaz sigara yakışı, kendisini uyaran görevlilere "defolun gidin lan başımdan" diye parlayışı...
Kim oldu unu sorduk.
Adını söylediler de, şimdi çıkaramıyorum. Televizyondaki "reality show" programlarından birinin kahramanıymış, yarışmayı kıl payı kaçırmış, bir dönem "sabah şekerleri"nde boy göstermiş filan... Yüzü bana tanıdık gelmiyordu ama, çok ünlüymüş.
Polis geldi tabii, palas pandıras dışarı atıldı. Tadımız kaçmıştı. Üzüldük.
İkincisine geçenlerde tesadüf ettim.
Bir trafik çevirmesinde polislerle tartışıyordu. Alkollüymüş... Tartışmıyordu da, karşısındaki görevlileri pataklıyordu adeta. Bir yandan da, "Siz beni tanıyor musunuz ulan!" şeklinde çirkin, sızıltılı bir a lama tutturmuştu.
Görüntü almaya çalışan kameramanlara sordum. Bir evlilik yarışmasının kahramanlarındanmış. Aslında zenginmiş de sırf şöhret olsun için yarışmaya katılmış, bir anda ünlenmiş, sonra da gece hayatının hızlılarından biri olup çıkmış.
Sözü, tahmin etti iniz üzere, Adana'da bir otel odasında ölü bulunan Ata Türk adlı delikanlıya getirmek istiyorum...
Henüz 24 yaşında. Ne sıfatla gitti ini bilmedi imiz bir "turne" sırasında, ne sıfatla orada bulundu unu bilmedi imiz bir otel odasında, hangi sıfatla yardıma koştu unu bilmedi imiz bir menejer tarafından ölü bulunuyor... Kan örne inde yapılan incelemede "aşırı miktarda Extacy adlı uyuşturucu ve uyarıcı nitelikli ilaç maddesine" rastlanmış. Bazıları da aşırı alkolden gitti ini söylüyor.
Ne fark eder!
Sonuçta, reyting u runa hayatı alt-üst edilen ve içine düşürüldü ü durumu kaldıramadı ı için de "kendine eziyeti" çıkar yol olarak seçmiş bir kurbanla karşı karşıyayız; ister alkolden, ister zatürreeden, isterse şöhret komasından gitmiş olsun.
Bir defasında bir "sabah e lence programı"nda izlemiştim. Sorular karşısında bocalayan; bazen coşkulu, bazen sinik tepkiler veren, zayıf, dengesiz, tuhaf bir çocuk olarak aklımda kalmış. O gün, stüdyodaki meraklı teyzeler ve bize "mutlu evlili in" sihirli formülünü veren kadrolu psikologlar tarafından paramparça edilmişti.
Bunun bir sevgilisi varmış. Yarışmadan birinci çıkmış ama evlenememişler. Bir de anası varmış, hem bu evlili i onaylamayan, hem de evlenecek gençlere ahlakçı ö ütler veren. Sevgilisi ucuz pavyonlarda sahneye çıkıyormuş, kaset yapmış. Ata hâlâ o kızı seviyormuş, filan...
Ata kimdi?
Bütün bunlar bizi ne ilgilendiriyordu?
Niçin tanımadı ımız insanların mahremiyetine pervasızca saldırıyorduk ve huzurlu koltuklarımızda oturup onların yok oluşunu izliyorduk?
Bir sürü "ahlakçı" laf söylenebilir; televizyon kanallarını parsellemiş psikologların yaptı ı gibi "şöhret-ölüm" diyalogları geliştirilebilir, "Kısa yoldan şöhret olmanın" sakıncalarına ilişkin baba laflar edilebilir; beyaz cam gerçekli iyle hayat gerçekli inin örtüşmedi i, beyaz cam gerçekli ini kaldıramayan "yan şöhretlerin" sonunda depresyona sürüklendi i ve Ata örne inde oldu u gibi "kendine eziyet" yolunu seçti i, dolayısıyla gençlerimizin kısa yoldan şöhret hastalı ından uzak durmaları gerekti i söylenebilir.
İki gündür, gazeteler, "Ata'nın katili kim?" sorusunun cevabını arıyor. Medya ileri gelenleri demeçler veriyor, psikologlar teknik açıklamalar yapıyor, şöhret avcıları "Ben demiştim..." diye günah çıkarıyor.
Bence Ata'nın katili, bir yan şöhret olarak onu parlattıktan sonra, "Ata'nın katili kim?" sorusunu soran, bunu da "tiraj ve reytinge" dönüştürenlerdir
Onlara günümüzde, "gazeteci" ve "medya mensubu" deniyor.
Hepimiz onların elinde esiriz.
Bizi bo uyorlar.
Reyting köpe i olmuş televizyon kanalları ve yaygaracı basın hepimizi adım adım ölüme sürüklüyor.
Kim oldu unu sorduk.
Adını söylediler de, şimdi çıkaramıyorum. Televizyondaki "reality show" programlarından birinin kahramanıymış, yarışmayı kıl payı kaçırmış, bir dönem "sabah şekerleri"nde boy göstermiş filan... Yüzü bana tanıdık gelmiyordu ama, çok ünlüymüş.
Polis geldi tabii, palas pandıras dışarı atıldı. Tadımız kaçmıştı. Üzüldük.
İkincisine geçenlerde tesadüf ettim.
Bir trafik çevirmesinde polislerle tartışıyordu. Alkollüymüş... Tartışmıyordu da, karşısındaki görevlileri pataklıyordu adeta. Bir yandan da, "Siz beni tanıyor musunuz ulan!" şeklinde çirkin, sızıltılı bir a lama tutturmuştu.
Görüntü almaya çalışan kameramanlara sordum. Bir evlilik yarışmasının kahramanlarındanmış. Aslında zenginmiş de sırf şöhret olsun için yarışmaya katılmış, bir anda ünlenmiş, sonra da gece hayatının hızlılarından biri olup çıkmış.
Sözü, tahmin etti iniz üzere, Adana'da bir otel odasında ölü bulunan Ata Türk adlı delikanlıya getirmek istiyorum...
Henüz 24 yaşında. Ne sıfatla gitti ini bilmedi imiz bir "turne" sırasında, ne sıfatla orada bulundu unu bilmedi imiz bir otel odasında, hangi sıfatla yardıma koştu unu bilmedi imiz bir menejer tarafından ölü bulunuyor... Kan örne inde yapılan incelemede "aşırı miktarda Extacy adlı uyuşturucu ve uyarıcı nitelikli ilaç maddesine" rastlanmış. Bazıları da aşırı alkolden gitti ini söylüyor.
Ne fark eder!
Sonuçta, reyting u runa hayatı alt-üst edilen ve içine düşürüldü ü durumu kaldıramadı ı için de "kendine eziyeti" çıkar yol olarak seçmiş bir kurbanla karşı karşıyayız; ister alkolden, ister zatürreeden, isterse şöhret komasından gitmiş olsun.
Bir defasında bir "sabah e lence programı"nda izlemiştim. Sorular karşısında bocalayan; bazen coşkulu, bazen sinik tepkiler veren, zayıf, dengesiz, tuhaf bir çocuk olarak aklımda kalmış. O gün, stüdyodaki meraklı teyzeler ve bize "mutlu evlili in" sihirli formülünü veren kadrolu psikologlar tarafından paramparça edilmişti.
Bunun bir sevgilisi varmış. Yarışmadan birinci çıkmış ama evlenememişler. Bir de anası varmış, hem bu evlili i onaylamayan, hem de evlenecek gençlere ahlakçı ö ütler veren. Sevgilisi ucuz pavyonlarda sahneye çıkıyormuş, kaset yapmış. Ata hâlâ o kızı seviyormuş, filan...
Ata kimdi?
Bütün bunlar bizi ne ilgilendiriyordu?
Niçin tanımadı ımız insanların mahremiyetine pervasızca saldırıyorduk ve huzurlu koltuklarımızda oturup onların yok oluşunu izliyorduk?
Bir sürü "ahlakçı" laf söylenebilir; televizyon kanallarını parsellemiş psikologların yaptı ı gibi "şöhret-ölüm" diyalogları geliştirilebilir, "Kısa yoldan şöhret olmanın" sakıncalarına ilişkin baba laflar edilebilir; beyaz cam gerçekli iyle hayat gerçekli inin örtüşmedi i, beyaz cam gerçekli ini kaldıramayan "yan şöhretlerin" sonunda depresyona sürüklendi i ve Ata örne inde oldu u gibi "kendine eziyet" yolunu seçti i, dolayısıyla gençlerimizin kısa yoldan şöhret hastalı ından uzak durmaları gerekti i söylenebilir.
İki gündür, gazeteler, "Ata'nın katili kim?" sorusunun cevabını arıyor. Medya ileri gelenleri demeçler veriyor, psikologlar teknik açıklamalar yapıyor, şöhret avcıları "Ben demiştim..." diye günah çıkarıyor.
Bence Ata'nın katili, bir yan şöhret olarak onu parlattıktan sonra, "Ata'nın katili kim?" sorusunu soran, bunu da "tiraj ve reytinge" dönüştürenlerdir
Onlara günümüzde, "gazeteci" ve "medya mensubu" deniyor.
Hepimiz onların elinde esiriz.
Bizi bo uyorlar.
Reyting köpe i olmuş televizyon kanalları ve yaygaracı basın hepimizi adım adım ölüme sürüklüyor.