Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder kötülükten nehyedersiniz ve Allah’a iman edersiniz…” (Âl-i imran 110)
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler iyiliği emrederler kötülükten men ederler namazı dosdoğru kılarlar zekatı verirler Allah’a ve Rasulüne itaat ederler. işte bunları Allah yarın rahmetiyle bağışlayacaktır. çünkü Allah azizdir hakimdir” (Tevbe 71)
Bu ayeti kerimelerdeki sıralama hiç dikkatinizi çekti mi?
Kur’an bireylerin faziletlerini üstünlüklerini sıralarken: “iman eden teslim olan gönülden boyun eğen huşû sahibi olan takva sahibi olan sâdık olan hamdeden şükreden zikreden sabreden namaz kılan oruç tutan infak eden namusunu koruyan…” gibi sıfatlarını öne çıkarır. Müslüman bir fert Allah katında bu özellikleriyle puan kazanır değerlendirmede ölçü olarak bu ve benzeri özellikler dikkate alınır müminin bu sıfatlarla donanması için teşvik edilir.
Fakat Allah Teâlâ ümmetleri toplumları değerlendirirken insanları kitleler halinde ele alırken; “iyiliği emreden kötülüğü engelleyen yasaklayan” yönünü ön plana çıkarır. Müslüman bir toplum için bu özellikler hayatî değer kazanır hatta hayatta kalabilmelerinin varlıklarını sürdürebilmelerinin yegane şartı olarak görülür. Allah’a iman konusunun bile önüne geçer.
Gerçekten bu ümmetin en belirgin vasfı bu ümmeti gelmiş geçmiş diğer ümmetlerden ve mevcut diğer toplumlardan ayıran en önemli fark; marufu yani iyiliği emreden münkerden nehyeden kötülüğü yasaklayan engelleyen yani duyarlı ve müdahil bir topluluk olmasıdır.
Allah’ın izniyle Peygamber aleyhisselam böyle bir ümmet vücuda getirmiştir. Kazandıkları güzellikleri iyilikleri derhal yayan ve yaygınlaştıran kötülükler karşısında alarma geçen yanlışlıkların münkerin önüne set oluveren şahit oldukları olumsuzluklara derhal müdahele eden susmayan hassas mı hassas bir ümmet bırakarak ayrılmıştır bu dünyadan.
O’nun yerine geçen halifeleri ümmetin bu müthiş özelliğinin yerinde olup olmadığını kontrol için görevi devraldığı ilk gün minbere çıkar çıkmaz “Ben yanlış yaparsam ne yaparsınız?” sorusunu sormuş
“Seni kılıçlarımızla doğrulturuz!” cevabını alınca bundan dolayı Allah’a hamdetmişlerdir.
Allah Teâlâ’nın emrettiklerini emreden bir ümmet
iyi ve güzel olanı emreden bir ümmet
Aklın ve örfün güzel gördüğünü güzel bulduğunu tavsiye eden yayan ve yaygınlaştıran bir ümmet
Allah Teâlâ’nın yasakladıklarını yasaklayan bir ümmet
Münkeri men eden bir ümmet
Kötülüklerin önüne dikilen bir ümmet
Kısacası susmayan asla susmayan bir ümmet…
Peki neydi onları susturmayan şey?
çünkü onlara durmadan Allah’ın ayetleri tilavet olunuyordu. çünkü onlar Rasulullah’ın yanındaydılar beş vakit onun arkasındaydılar hep onunla beraberdiler ve kulakları beyinleri ve kalpleri Allah Teâlâ’nın nur çağlayanının altındaydı kesintisiz bir şekilde Allah’ın nuruyla besleniyorlardı.
çünkü onlar tepeden tırnağa hak ile mezc olmuşlar hak ile dolup taşmışlardı. çünkü onlar olup biten her şeye ister durağan olsun ister hareket halinde olsun Allah’ın nuruyla bakıyorlardı şahit olduklara her şeyin üzerine böylesine muazzam bir projektör tutuyorlardı. Batıl olan ne varsa münker olan ne varsa kötü olan ne varsa kısacası bu nur ile bağdaşmayan ne varsa sırıtıp kalıyordu tek başına ayrışıp kalıyordu orta yerde. Derhal müdahale ediliyordu el atılıyordu düzeltiliyordu yani konuşuyorlardı susmuyorlardı onlar.
Onların ruhî bünyeleri öylesine hassas bir noktaya gelmişti ki batılla karşılaşır karşılaşmaz münker ve kötü olan bir şeyle muhatap olur olmaz derhal sirenleri çalıyordu alarm cihazları faaliyete geçiyordu. Bâtıl onların bünyesinde alerji yapıyordu.
Bugün bizleri susturan nedir?
Niçin susuyoruz konuşmuyoruz
Niçin her şeyin dışındayız niçin müdahil olmuyoruz
Niçin iyilikleri yaymıyoruz niçin güzellikleri dışımıza taşımıyoruz kısacası niçin emri bilmaruf yapmıyoruz?
Niçin kötülüklerin önüne geçmiyoruz şahid olduğumuz çarpıklıklara ve yanlışlara niçin müdahele etmiyoruz? Niçin susuyoruz?
Kulaklarımız beyinlerimiz ve kalplerimiz Rabbimizden gelen nurla dolu olmadığından mı O’nun nuruyla dolup taşamadığımızdan mı O’nun nuruyla bakıp değerlendiremediğimizden mi?
Bir münker gördüğümüzde bir bâtıla muhatap olduğumuzda bir haksızlık ve zulme şahid olduğumuzda niçin bizim sirenlerimiz çalmıyor alarmımız niçin çalışmıyor ruhumuz ve gönlümüz niçin alerji yapmıyor tepki göstermiyor?
Evet bizi susturan nedir?
Yoksa dünya hayatıyla mutmain mi olduk yatıştık mı dünya hayatına razı mı olduk dünya hayatıyla fit mi olduk dünyaya çakılıp kaldık mı? işimizle maaşımızla ücretimizle gelirimizle mutmain mi olduk? Bizi susturan bu mudur yoksa? Daha önce hiç ulaşamadığımız bir gelir seviyesini mi yakaladık? Onu ve onun getirdiği konforu kaybetmekten mi korkuyoruz?
Kendimizin ve yakınlarımızın yaşantıları değişti de o yüzden mi başkalarına iyiliği emredemiyor kötülükten nehyedemiyoruz?
Nehyetmekle yükümlü olduğumuz kötülüklere yakınlarımız ekibimiz cemaatımız ve sevdiklerimiz de bulaşmış durumda olduğundan mı susuyoruz? Nedir bizi böylesine suskunluğa gömen?
Konuştuğumuzda birilerini kaybetmekten çevremizde yalnız kalmaktan mı korkuyoruz?
Bütün bunların bir dökümanını çıkarmalıyız bizi susturan şeyleri bir bir tesbit edip önümüzden kaldırmalıyız.
Bizi konuşturan bizi ayağa kaldıran dinamizmimizden neler eksilmişse onlarla yeniden donanmalıyız.
Konuşmalıyız susmamalıyız.

 

Berrak_Su

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
28 Mar 2010
Mesajlar
3,714
Aldığı Beğeniler
44
Takım
Galatasaray
ALLAH razı olsun

gerçekten bizi susturan ne neden konuşmuyoruz?
 

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Herkesin konumuna göre değişiyor göreceli kavram.
 
Üst Alt