Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

iklimya

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
9 Ağu 2006
Mesajlar
107
Aldığı Beğeniler
0
Sahi âile yuvasının sona ermesi demek olan boşanma ne zaman başlar? Biraz karışık, biraz basit, anlamsız ve hatta gülünç geldiğine eminim; ama gerçekten boşanma ne zaman başlar? Evlenildiğinde mi, nikâh esnasında mı, nişanlılık devresinde ya da ilk tanışma döneminde mi? Yoksa kökleri çok daha gerilere mi gidiyor?

Evet, âilelerin kuruluş şekli, eşlerin birbiriyle tanışmaları vs... bir evliliği şekillendirdiği gibi birden çok evliliği de şekillendirmektedir. Nasıl mı?
Bir yuva -her nasılsa- kurulduktan sonra, o yuvada doğup büyüyen her çocuk, teneffüs edilen havadan her an nasiplenmektedir. Mutluluk ve gözyaşı, anne ve babalar kadar onların çocuklarını da etkilemektedir. Mutlu bir âilede rûhen ve bedenen sağlıklı fertler olarak doğup büyüyen çocuklar, hayata daha olumlu bakmakta, daha çabuk mutlu ve başarılı olabilmektedir. Böylelerinin âile hayatında mutluluğu yakalaması da nisbeten daha kolay olmaktadır. Ya harap olmuş bir âile yuvasında ya da her gün kavga edilen, yokluk, sefâlet ve duygusuzlukla inşâ edilmiş bir çatının altında yaşamak zorunda kalan çocuklar?!. Onlar da evliliği büyük bir belâ kabul ederek büyümekteler. Mutluluk görmedikleri için mutlu edememekte, güzel bir anne-baba örneğinden mahrum oldukları için yapılan hataları tekrarlamaktalar!.. Babasından "babalık" görmeyen kız evlatları, erkeklere düşman büyürken, tekme-tokat ve hakaretlerle büyüyen erkek çocukları da eşlerine, çocuklarına öğrendiklerini tatbik etmekten çekinmeyecektir. Kısaca âile bir mekteptir, ama bu mektepte neyin öğretildiğine dikkat edilmelidir.

Öyleyse bu bozuk çarkı bir yerden değiştirmek gerekir. Anne ve babalar, kendilerine çeki-düzen vermelidir ki, evlatları ve onların kuracakları yuvalar, mutlu ve huzurlu olabilsinler.

Anne ve baba olmadan önce, âileyi kurarken ilk olarak nelere dikkat etmelidir? Hangi konularda, ne gibi yanlışlar yapılmaktadır ki, "saadet zinciri" misâli "felâket zinciri" gün geçtikçe katlanarak büyümektedir? Yanlış örnekler kopyalanarak artmakta, boşluğa terk edilen bir feryad, beşe-ona katlanarak geri dönmektedir?

İşe en başından başlanmalıdır. Âileler, evlâtlarını dînî bir terbiye ile yetiştirmeli, ardından eve alacakları gelin ve damat adaylarında öncelikle dînî bütünlüğe dikkat etmelidirler. Çünkü güzellik, bir çıbanla bozulur. Mal-mülk bir kibritle yok olup gider. Kalıcı olan, dindarlık ve güzel ahlâktır.
İki taraf da birbirinde öncelikle "Kur'ân ahlâkı" aradığında, problemlerin büyük oranda çözüldüğü görülecektir. Çünkü gerçekte güzel ahlâk sahibi dindar insanlar, Allah korkusu taşıdıkları nispette zulmetmezler, kişilerin hak ve hukukuna saygı gösterirler. Böyle âilelerde gerekli-gereksiz şiddet, hakaret vb. yaşanmaz. Peygamber Efendimiz'in âile hayatını örnek alan bu âileler, birbirlerine saygı, sevgi, anlayış ve hürmet ile muâmele ederler.

Bu âilelerde hiçbir şekilde tartışma veya ihtilâf çıkmaz mı? Elbette çıkabilir. Fakat bunlar, "Kol kırılır, yen içinde kalır." misâli eşler arasında konuşularak tatlıya bağlanır.

Eğer problemler, çözülemeyecek derecede büyümüş ve iki tarafın birlikte yapacakları bir şey kalmamışsa, yine "Selâmetle!.." deyip kırılmadan gücenmeden yollar ayrılır. Ama vedâlaşmadan önce, âilenin kurulma sebebi olan çocuklar, mağdur edilmemeye çalışılır. Onların orta yerde ve sahipsiz kalması, boşluğa, yalnızlığa itilmesi düşünülemez bile!.. İki taraf da imkânları ölçüsünde yavrularını bağrına basarlar.

Ya günümüzde!..

İnsanlar, birbirlerinin güzelliklerine(!), mal-mülk, makam ve itibarlarına râm olarak bir araya geliyorlar. Uzun süren bir flört döneminden sonra, tam tanıdıklarını zannettikleri kimseyle evlenmişken, nikâh sonrası bambaşka bir insanla karşılaşıyorlar. Çünkü o zamana kadar herkes olduğundan farklı görünmeye çalışmış, maskeler edinmiş!.. Flört dönemi uzadıkça, maskeler kalınlaşmış. Ancak evlilikten sonra o maskeler düşünce, iki taraf da büyük hayal kırıklıkları yaşıyor. Eşler, karşı tarafı, "olduğu gibi görünmemekle" suçlarken, kendisini unutuyor.

Ya da evliliğin gayesi hâline gelen güzellik, mal ve makam bir anda yok oluverince, evlilik anlamsızlaşıyor.

Yine Allah korkusundan mahrum fertler, evliliği çekilmez hâle getiriyorlar. Sadece kendi menfaat ve rahatını düşünen anne-babalar, çocuğu öncelikle bir "ayak bağı" ve "yük" olarak görüyorlar. Çocukların varlığı, sanki kendi hürriyet ve rahatlarını sınırlayacakmış gibi düşünüyorlar ve çocuk yapmaktan uzaklaşıyorlar. Avrupa'da ve gelişmiş ülkelerde sıkça görülen "çocuksuz evlilikler"in sebebi bu!.. Nihayetinde eşleri birbirine bağlayan bir ortak nokta kalmıyor. Evlilik, şehvânî ve dünyevî hazların paylaşıldığı ortak bir anlaşma hâline dönüşüyor. Bu anlaşma da, sadakatten yoksunlaşmaya başladığında tamamen anlamsızlaşıyor. Kağıt üstünde ve sûretâ yürüyor. Ya da mahkemede "bir celsede" sona eriyor.
Allah sevgisi ve âhiret korkusu olmayan fertler, karşısındakine zulmetmekten de çekinmiyorlar. Muhatabını maddî-mânevî alabildiğine sömürdükten sonra, avlayacağı yeni kurbanlar bulmak için evlilik yuvasını yıkıveriyor. Yine sırf bu menfaat sebebiyle başkalarının yuvasına göz dikenleri de unutmamak lâzım!..

Velhâsıl, toplumu ayakta tutan âiledir. Âileyi ayakta tutan ise fertler, fertleri yücelten, tatmin eden ve onlara hayat veren de îman!.. Îmanın yok olduğu bir yerde ahlâk kalmaz. Bu yüzden iman ve ahlâkın zaafa uğradığı toplumların yaşaması da mümkün değildir. Îmanımızı kurtardığımızda ahlâkımız, ahlâkımızı kurtardığımızda ise insanımız ve âilemiz kurtulacaktır. O hâlde, yeniden ve kâmil mânâda îman etmeye ne dersiniz?!..
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Peygamber Efendimiz'in âile hayatını örnek alan bu âileler, birbirlerine saygı, sevgi, anlayış ve hürmet ile muâmele ederler.


RABBİM bizleri S.A.V efendimizin aile hayatini örnek alan muminlerden etsin ...
 
Üst Alt