- Üyelik Tarihi
- 18 Ağu 2005
- Mesajlar
- 481
- Aldığı Beğeniler
- 1
Çantamın a ırlı ından kurtulmanın vakti gelmişti. Onu omzumdan indirip içindekileri teker teker çıkarmaya başladım. Mavi, kırmızı, pembe renklerde üç kalem, küçük notlar aldı ım ajandam, bir kitap, telefonum, sa lık karnem, eskimiş kâ ıt parçaları, market fişleri, birkaç kutu ilâç, cüzdanım, gözlü üm, tespihim... Ne çok şey doldurmuşum me er farkında olmadan. Fazlalık oldu una inandı ım kâ ıtları, fişleri ve bazı eşyaları ayırdım, di erlerini çantama tekrar yerleştirirken, cüzdanımın a ırlı ını hissettim. Ne kadar da bozuk para vardı içinde. Yükümü hafifletecektim ya, bir anda avucuma aldı ım metal paraları masaya fırlattım ve işim oldu undan alelacele dışarı çıktım.
Yavaşlatmayı bir türlü başaramadı ım hızlı adımlarım istikametini biliyordu. Akşam a ırlamam gereken misafirler vardı. Ki misafir evin bereketiydi. Hele hele bazı misafirler vardır ki, gelece in altın anahtarları onların elinde gibidir. Bir baktı mı insan bir daha bakası gelir onların nurdan yüzlerine. Öylelerine evi, barkı açmaktan öte, yüre i açmaktır sonuna kadar ev sahipli i. Öylelerinin misafirli i insanı ötelere taşıyan bir bereket demetidir. Şükür ki, Rabbim böyle misafirleri nasip etmişti bana. Alışverişe giderken böyle düşünceler içindeydim. Yolda giderken elimi çantamın ön gözüne attım. Elime alışveriş listesiyle beraber metal bir yüz bin liralık geldi ve o anda elimden yere kayıverdi. İşim aceleydi, onun için bu parayı almaya zamanım yoktu.
Listeyi okuduktan sonra bir markete girip ihtiyaçlarımın bir kısmını aldım. Kasaya gelip hesabı ödedim. Erzakları poşete koyarken önüme bırakılan fişi alıp cüzdanıma koydum, yanındaki metal elli bin lirayı orada bırakıp çıktım. Hava güneşliydi... Güneş sebebiyle alışveriş listesini okumakta güçlük çekiyordum. Çantamı açıp içinden gözlü ümü aldım. O anda gözlü ümün sapı arasına sıkışmış elli bin lira ayaklarımın dibine düştü ve kaldırımdaki çukura yuvarlandı. Acelem vardı, elli bin lira için vakit harcayamazdım. Saatime baktım vakit bir hayli ilerlemişti. Daha hızlı olmam gerekiyordu. Telâşım gittikçe artmıştı. Listeye bir daha bakıp başka bir marketin kapısına yönelmiştim ki, yaşlı bir teyze yolumu kesti. Elinde bakır bir tas, yüzünde güneş yanı ı vardı. "Kızım Allah rızası için&" dedi. Elimi çantama attım, cüzdanımı yokladım. "Tüh" dedim, "Bozuk paralar& Teyzeci im markete bir gireyim, çıkışta versem&" diyebildim. Teyze "Tamam" dercesine başını sallayıp, kenara çekildi.
Marketten çıktı ımda gözlerim o teyzeyi aradı; ama o gitmişti. Elimde biraz bozuk parayla yoluma devam ettim. Eve yaklaşırken alışveriş listesini bir daha kontrol etti imde, pirinç almayı unuttu umu fark ettim. Ara sokaklardan birinde küçük bir bakkal dükkânı oldu unu hatırladım. Oraya do ru ilerledim, yaşlı bir amca bakıyordu dükkâna. Ne kadar pirinç alaca ıma tam olarak karar verememiştim. "İki kilo olsun." dedim. Bu sırada yaşı epeyce ilerlemiş, saçları, sakalları a armış, sevimli bir amca girdi dükkâna. Yaşlılıktan mı yoksa başka bir şeyden mi oldu unu anlayamadı ım bir bezginlik, bir yorgunluk ve mahzunluk vardı üzerinde. Amca; "Biraz pirinç alacaktım..." dedi. Dükkân sahibi; "Ne kadar?" dercesine bakınca yaşlı amca, "Biraz..." dedi. Sonra bir şeyler daha söyledi, ben duymadım; ama bakkal amca duymuş olacak ki, bir kefeye biraz pirinç, di erine de 250 gram a ırlık koydu. A ırlı ı gören yaşlı amca "Hayır..." dedi sessizce ve yumuk tuttu u avuçlarını açıp kefeye do ru uzattı. Avucunda birkaç tane bozuk para vardı. "200 liralık pirinç istiyorum." dedi.
Bakkal sahibiyle göz göze geldik bir anda. Yaşlı amca 200 bin liralık pirincini alıp gitmişti. Benim istedi im pirinci uzatırken, bakkal amcanın dalgın bir hâli vardı. Bense bana bahşedilen bir nimetin farkında olmadan etrafa saçtı ım metal paraların verilecek hesabıyla ilgili olarak bir iç yolculu a çoktan çıkmıştım.
Arzu Çetin http://www.sizinti.com.tr/damla.sizinti?...=1697&110425515
Yavaşlatmayı bir türlü başaramadı ım hızlı adımlarım istikametini biliyordu. Akşam a ırlamam gereken misafirler vardı. Ki misafir evin bereketiydi. Hele hele bazı misafirler vardır ki, gelece in altın anahtarları onların elinde gibidir. Bir baktı mı insan bir daha bakası gelir onların nurdan yüzlerine. Öylelerine evi, barkı açmaktan öte, yüre i açmaktır sonuna kadar ev sahipli i. Öylelerinin misafirli i insanı ötelere taşıyan bir bereket demetidir. Şükür ki, Rabbim böyle misafirleri nasip etmişti bana. Alışverişe giderken böyle düşünceler içindeydim. Yolda giderken elimi çantamın ön gözüne attım. Elime alışveriş listesiyle beraber metal bir yüz bin liralık geldi ve o anda elimden yere kayıverdi. İşim aceleydi, onun için bu parayı almaya zamanım yoktu.
Listeyi okuduktan sonra bir markete girip ihtiyaçlarımın bir kısmını aldım. Kasaya gelip hesabı ödedim. Erzakları poşete koyarken önüme bırakılan fişi alıp cüzdanıma koydum, yanındaki metal elli bin lirayı orada bırakıp çıktım. Hava güneşliydi... Güneş sebebiyle alışveriş listesini okumakta güçlük çekiyordum. Çantamı açıp içinden gözlü ümü aldım. O anda gözlü ümün sapı arasına sıkışmış elli bin lira ayaklarımın dibine düştü ve kaldırımdaki çukura yuvarlandı. Acelem vardı, elli bin lira için vakit harcayamazdım. Saatime baktım vakit bir hayli ilerlemişti. Daha hızlı olmam gerekiyordu. Telâşım gittikçe artmıştı. Listeye bir daha bakıp başka bir marketin kapısına yönelmiştim ki, yaşlı bir teyze yolumu kesti. Elinde bakır bir tas, yüzünde güneş yanı ı vardı. "Kızım Allah rızası için&" dedi. Elimi çantama attım, cüzdanımı yokladım. "Tüh" dedim, "Bozuk paralar& Teyzeci im markete bir gireyim, çıkışta versem&" diyebildim. Teyze "Tamam" dercesine başını sallayıp, kenara çekildi.
Marketten çıktı ımda gözlerim o teyzeyi aradı; ama o gitmişti. Elimde biraz bozuk parayla yoluma devam ettim. Eve yaklaşırken alışveriş listesini bir daha kontrol etti imde, pirinç almayı unuttu umu fark ettim. Ara sokaklardan birinde küçük bir bakkal dükkânı oldu unu hatırladım. Oraya do ru ilerledim, yaşlı bir amca bakıyordu dükkâna. Ne kadar pirinç alaca ıma tam olarak karar verememiştim. "İki kilo olsun." dedim. Bu sırada yaşı epeyce ilerlemiş, saçları, sakalları a armış, sevimli bir amca girdi dükkâna. Yaşlılıktan mı yoksa başka bir şeyden mi oldu unu anlayamadı ım bir bezginlik, bir yorgunluk ve mahzunluk vardı üzerinde. Amca; "Biraz pirinç alacaktım..." dedi. Dükkân sahibi; "Ne kadar?" dercesine bakınca yaşlı amca, "Biraz..." dedi. Sonra bir şeyler daha söyledi, ben duymadım; ama bakkal amca duymuş olacak ki, bir kefeye biraz pirinç, di erine de 250 gram a ırlık koydu. A ırlı ı gören yaşlı amca "Hayır..." dedi sessizce ve yumuk tuttu u avuçlarını açıp kefeye do ru uzattı. Avucunda birkaç tane bozuk para vardı. "200 liralık pirinç istiyorum." dedi.
Bakkal sahibiyle göz göze geldik bir anda. Yaşlı amca 200 bin liralık pirincini alıp gitmişti. Benim istedi im pirinci uzatırken, bakkal amcanın dalgın bir hâli vardı. Bense bana bahşedilen bir nimetin farkında olmadan etrafa saçtı ım metal paraların verilecek hesabıyla ilgili olarak bir iç yolculu a çoktan çıkmıştım.
Arzu Çetin http://www.sizinti.com.tr/damla.sizinti?...=1697&110425515
![Freude :] :]](https://www.yenidendogus.net/images/smilies/pleased.gif)