Bismillahirrahmanirrahim
Nurdan bir meşale gibi olan Kur’an-ı Hâkim’i göndererek, insanlığın önünü aydınlatan Yüce Allah’a hamd;
İlahi kelamı bize tebliğ edip en güzel örnek olan Sevgili Resulü’ne, Ehl-i Beyt’ine, Sahabelerine salât ve selâm…
Merhaba Dostlar;
Her ay sizinle koyu bir hasbıhale girişmek, inanın bize büyük bir sürur veriyor. Siz gönül dostlarımızla beraber olmak, sevinçlerimizi, muhabbetimizi paylaşmak, müzmin dertlerimiz üzerine dertleşmek…
Ne mutlu; Allah için olan ve Allah için birbirini sevebilenlere… Muhabbetullah ile dolup bunu mümin kardeşleriyle paylaşanlara…
Ve yine, ne mutlu; İslam’ın ve Ümmet-i Muhammed’in derdini dert edinebilenlere…
Bizleri, yüce İslam Dava’sının derdiyle dertlendirip nefsimizle başbaşa bırakmayan Rabbul Âlemin’e hamd ve senalar olsun.
Bu sayıda, sevinç ve huzur kaynağımız, ilahi bir lütuf olarak bu ümmete ikram edilen, Kur’an-ı Kerim’den yola çıktık. Onun, hayatımıza her yönüyle rehberlik eden mesajının, ne denli diriltici bir hayat membaı olduğuna değindik.
Okuduğu Kur’an’ı manasıyla birlikte anlayan, bütün duygularıyla heyecana gelen ve Rabbinin Kelam’ını, sanki doğrudan işitiyormuşçasına, iliklerine kadar titreyen, “Kur’an muhatabı bir mümin” tipini aradı gözlerimiz hasretle…
Sonra, bir de Müslümanlar olarak Kur’an’dan ne kadar uzak kalışımıza baktık hüzünle…
Hayatımızın merkezinde olması gereken Kur’an yerine; uzaktan sevilen bir Kitap bulduk maalesef…
Hatta çoğumuzun onu eline almaktan, satırlarında gözlerini dolaştırırken, gönlüne ilahi rahmeti akıtamamasına üzüldük…
Zira Rabbimizden bize gelen ‘mektub’u, ilahi mesajı; manasını derinlemesine anlamak bir yana, kelimelerini dahi okuyamayan milyonlarca Müslüman geldi aklımıza.
Kusurum varsa bağışlayın ama dostlar, bu ayıptan bir an önce kurtulmamız gerekiyor. Ciddi bir engeli olmayan bir Müslüman için Kur’an’ı, en azından yüzünden okuyamamak, hiç kabul edilebilir bir durum değil.
Bilimsel araştırma yapabilmek, hatta turistik bir gezi için bile en azından üç ay İngilizce eğitimi alınan bir ortamda; bizleri yoktan var eden Zat-ı Ala’nın mesajını okuyabilmek için bir ayını bile ayırmamak! …
İnanılır gibi değil!
İşte, sevgili dostlar, bizim derdimiz bu olmalı.
Derdimiz; Kur’an’la haşır neşir olamamak olmalı…
Sorsak kendimize, “Acaba, ben Kur’an’a gereken önemi veriyor, onu hayatımın merkezine yerleştirebiliyor muyum?” Diye… Vereceğimiz cevaplar, eminim bizi dahi tatmin etmeyecektir. Nerede kaldı, Allah-u Teâlâ’nın bizden razı olması…
Âcizane bir kardeşiniz olarak size yalvarıyorum; ne olur, şu evlerimizde, çoluk çocuğumuzla oturduğumuzda, her akşam bir saatimizi Kur’an’a ayıralım. Bilenler bilmeyenlere, şöyle, mübarek kitabımızın nasıl okunduğunu bir güzel öğretsinler. Her evden, arı vızıltısı gibi sesler yükselsin…
Şu mübarek Üç Aylarda, şu rahmet harmanı Ramazan-ı Şerif’te, Kur’an okuyamayan Müslüman kalmasın.
Ah şu diziler, ah şu siteler, sosyal ağlar, mesajlar, cepler!…
Yediniz bütün vakitlerimizi!
Nefsin hoşuna giden ne varsa yığdınız önümüze; bitirdiniz, iki dost muhabbetimizi!...
Evet, dostlar. Yine dertli yanlarımızdan bahsedip üzdüysem sizi, hakkınızı helal ediniz. Fakat, asla yılmak yok; belki şimdiye kadar ipin ucunu kaçırdık ama neden bundan sonrasını kurtarmayalım? Kim tutuyor elimizi?...
Oturalım şöyle bir çoluk çocuğumuzla, durumumuzu bir gözden geçirelim hep beraber. Çocuklara, özellikle de gençlere söz verelim, onları da katalım konuşmalarımıza. Kararımızı da birlikte verelim.
Diyelim ki; “Bu, nereye kadar böyle gidecek? Her gün, şu dizi bu dizi… Ömrümüz bunlarla mı bitecek? Ne zaman, Allah’ın istediği gibi bir hayatımız olacak. Bakın, daha O’nun bize gönderdiği mektubu okuyamıyoruz! Yarın huzuruna nasıl çıkacağız? Ne cevap vereceğiz? Sevgili peygamberimiz bizim halimize ne kadar üzülüyordur kim bilir!...”
“Yeter artık! Gelin bütün aile fertleri olarak, önce Kur’an okumasını bir öğrenelim. Sonra, âlimlerimizin kitaplarından, Kur’an’ın nelerden bahsettiğini, Rabbimizin bizden neler istediğini... Sadece bir saatçikle, neler öğreniriz!”
Sevgili dostlar, Müslümanlar olarak, bu utançtan kurtulmak için ne gerekiyorsa yapalım lütfen. Nefsimize ağır da gelse sıkılsak da patlasak da yapalım. Her işte, özellikle de hayırlı işlerde olduğu gibi bir müddet belki sıkılacağız ama göreceksiniz, az bir gayretle ve Kur’an’ın manevi ikramları sayesinde, evimiz de gönüllerimiz de huzura gark olacak.
Göreceksiniz, evdeki hır-gür sona erecek, kalpler yatışacak, mutluluk ve saadet, evimizden taşıp sokaklarımıza yansıyacak…
Haydi dostlar, bu akşam evdekileri topluyoruz!...
SÜLEYMAN KARAKAŞ
Nurdan bir meşale gibi olan Kur’an-ı Hâkim’i göndererek, insanlığın önünü aydınlatan Yüce Allah’a hamd;
İlahi kelamı bize tebliğ edip en güzel örnek olan Sevgili Resulü’ne, Ehl-i Beyt’ine, Sahabelerine salât ve selâm…
Merhaba Dostlar;
Her ay sizinle koyu bir hasbıhale girişmek, inanın bize büyük bir sürur veriyor. Siz gönül dostlarımızla beraber olmak, sevinçlerimizi, muhabbetimizi paylaşmak, müzmin dertlerimiz üzerine dertleşmek…
Ne mutlu; Allah için olan ve Allah için birbirini sevebilenlere… Muhabbetullah ile dolup bunu mümin kardeşleriyle paylaşanlara…
Ve yine, ne mutlu; İslam’ın ve Ümmet-i Muhammed’in derdini dert edinebilenlere…
Bizleri, yüce İslam Dava’sının derdiyle dertlendirip nefsimizle başbaşa bırakmayan Rabbul Âlemin’e hamd ve senalar olsun.
Bu sayıda, sevinç ve huzur kaynağımız, ilahi bir lütuf olarak bu ümmete ikram edilen, Kur’an-ı Kerim’den yola çıktık. Onun, hayatımıza her yönüyle rehberlik eden mesajının, ne denli diriltici bir hayat membaı olduğuna değindik.
Okuduğu Kur’an’ı manasıyla birlikte anlayan, bütün duygularıyla heyecana gelen ve Rabbinin Kelam’ını, sanki doğrudan işitiyormuşçasına, iliklerine kadar titreyen, “Kur’an muhatabı bir mümin” tipini aradı gözlerimiz hasretle…
Sonra, bir de Müslümanlar olarak Kur’an’dan ne kadar uzak kalışımıza baktık hüzünle…
Hayatımızın merkezinde olması gereken Kur’an yerine; uzaktan sevilen bir Kitap bulduk maalesef…
Hatta çoğumuzun onu eline almaktan, satırlarında gözlerini dolaştırırken, gönlüne ilahi rahmeti akıtamamasına üzüldük…
Zira Rabbimizden bize gelen ‘mektub’u, ilahi mesajı; manasını derinlemesine anlamak bir yana, kelimelerini dahi okuyamayan milyonlarca Müslüman geldi aklımıza.
Kusurum varsa bağışlayın ama dostlar, bu ayıptan bir an önce kurtulmamız gerekiyor. Ciddi bir engeli olmayan bir Müslüman için Kur’an’ı, en azından yüzünden okuyamamak, hiç kabul edilebilir bir durum değil.
Bilimsel araştırma yapabilmek, hatta turistik bir gezi için bile en azından üç ay İngilizce eğitimi alınan bir ortamda; bizleri yoktan var eden Zat-ı Ala’nın mesajını okuyabilmek için bir ayını bile ayırmamak! …
İnanılır gibi değil!
İşte, sevgili dostlar, bizim derdimiz bu olmalı.
Derdimiz; Kur’an’la haşır neşir olamamak olmalı…
Sorsak kendimize, “Acaba, ben Kur’an’a gereken önemi veriyor, onu hayatımın merkezine yerleştirebiliyor muyum?” Diye… Vereceğimiz cevaplar, eminim bizi dahi tatmin etmeyecektir. Nerede kaldı, Allah-u Teâlâ’nın bizden razı olması…
Âcizane bir kardeşiniz olarak size yalvarıyorum; ne olur, şu evlerimizde, çoluk çocuğumuzla oturduğumuzda, her akşam bir saatimizi Kur’an’a ayıralım. Bilenler bilmeyenlere, şöyle, mübarek kitabımızın nasıl okunduğunu bir güzel öğretsinler. Her evden, arı vızıltısı gibi sesler yükselsin…
Şu mübarek Üç Aylarda, şu rahmet harmanı Ramazan-ı Şerif’te, Kur’an okuyamayan Müslüman kalmasın.
Ah şu diziler, ah şu siteler, sosyal ağlar, mesajlar, cepler!…
Yediniz bütün vakitlerimizi!
Nefsin hoşuna giden ne varsa yığdınız önümüze; bitirdiniz, iki dost muhabbetimizi!...
Evet, dostlar. Yine dertli yanlarımızdan bahsedip üzdüysem sizi, hakkınızı helal ediniz. Fakat, asla yılmak yok; belki şimdiye kadar ipin ucunu kaçırdık ama neden bundan sonrasını kurtarmayalım? Kim tutuyor elimizi?...
Oturalım şöyle bir çoluk çocuğumuzla, durumumuzu bir gözden geçirelim hep beraber. Çocuklara, özellikle de gençlere söz verelim, onları da katalım konuşmalarımıza. Kararımızı da birlikte verelim.
Diyelim ki; “Bu, nereye kadar böyle gidecek? Her gün, şu dizi bu dizi… Ömrümüz bunlarla mı bitecek? Ne zaman, Allah’ın istediği gibi bir hayatımız olacak. Bakın, daha O’nun bize gönderdiği mektubu okuyamıyoruz! Yarın huzuruna nasıl çıkacağız? Ne cevap vereceğiz? Sevgili peygamberimiz bizim halimize ne kadar üzülüyordur kim bilir!...”
“Yeter artık! Gelin bütün aile fertleri olarak, önce Kur’an okumasını bir öğrenelim. Sonra, âlimlerimizin kitaplarından, Kur’an’ın nelerden bahsettiğini, Rabbimizin bizden neler istediğini... Sadece bir saatçikle, neler öğreniriz!”
Sevgili dostlar, Müslümanlar olarak, bu utançtan kurtulmak için ne gerekiyorsa yapalım lütfen. Nefsimize ağır da gelse sıkılsak da patlasak da yapalım. Her işte, özellikle de hayırlı işlerde olduğu gibi bir müddet belki sıkılacağız ama göreceksiniz, az bir gayretle ve Kur’an’ın manevi ikramları sayesinde, evimiz de gönüllerimiz de huzura gark olacak.
Göreceksiniz, evdeki hır-gür sona erecek, kalpler yatışacak, mutluluk ve saadet, evimizden taşıp sokaklarımıza yansıyacak…
Haydi dostlar, bu akşam evdekileri topluyoruz!...
SÜLEYMAN KARAKAŞ
Son düzenleme: