Muhterem Müslümanlar!
Hutbemiz, Allah ve Rasûlü ile emir sahiplerine itâat etmek hakkındadır.
İtâat; dinlemek, boyun eğmek, bir zâtın emrine göre seve seve hareket, Cenâb-ı Hakkın ahkâm-ı dîniyyesine riâyet manalarına gelir.
Yüce Mevlâmız Kurân-ı Kerîminde şöyle buyurmaktadır: Ey îman edenler! Allâh-ü Teâlâya itaat ediniz, Rasûle itâat ediniz ve siz (müminler)den olan emir sahiplerine de itâat ediniz. Bu âyet-i kerîme ile Cenâb-ı Hakk, kendisine, Rasûlüne ve emir sahiplerine itaat etmenin farz olduğunu beyan etmiştir. Ancak burada dikkat edilmesi icâbeden bir husus vardır ki, o da bu üç itâat arasında kuvvetli bir münâsebetin mevcut olduğudur. Şöyle ki;
1- Rasûle itâat olmadan Allâha itâat olmaz. Bu hususta Cenâb-ı Hakk: Kim rasûle itâat ederse, muhakkak ki Allâha itaat etmiş olur., buyurmuşdur. İmâm-ı Rabbâni hazretleri Mektûbât-ı şerîfesinde bu âyet-i kerîmeyi zikrettikten sonra şöyle buyurur: Cenâb-ı Hakk Rasûlüne gösterilecek itâati, bizzat kendisine itâat olarak kabûl etti. Böyle olunca Rasûlüne itâat etmeksizin, Hz. Allâha yapılan itâat, makbul bir itâat değildir.
2- Rasûlüllaha gösterilen itâat ne ise, Onun emirine gösterilen itâat de odur.
Âyet-i kerîmede Allah ve Rasülü hakkında:
Allâha itâat ediniz, Rasûlüne itâat ediniz diye itâat emri tekrar edildiği halde, emir sahipleri hakkında ayrıca buyrulmamıştır. Emir sahiplerine itaat, Rasûle atfen ve sırf itâat-i Rasûle tebean emrolunmuştur. Böyle olunca Allâhın Rasûlü hakkında olan mutlak itaat ne ise emir sahiplerine gösterilecek itâat de aynı kuvvettedir. Peygamber Efendimiz Hadîs-i Şeriflerinde şöyle buyururlar: Kim bana itâat ederse, Allâha itâat etmiş olur. Kim de bana âsi olursa Allaha âsi olmuş olur. Kim ki emîre itaat ederse bana itaat etmiş olur. Kim de emîre âsi olursa bana asi olmuş olur.
Muhterem Müminler!
Bizler için her hususta numûne-i imtisal olan Peygamber Efendimiz ve onun güzîde eshâbının yaşadığı asırda, emîre itaat hususunda da, gözleri yaşartan, gönülleri coşturan ve her mümin için ölçü olabilecek bir çok hadise mevcuttur. Bunlardan sadece bir tanesini zikredeceğim:
Peygamber Efendimiz Vedâ Haccından sonra, içinde Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Sadübnü Ebi Vakkas, Hz. Ubeyde, Hz. Saidübnü Zeyd, Hz. Katade gibi sahâbe-i kirâmın ileri gelenlerinin de bulunduğu bir orduyu, şimal bölgesine göndermek üzere hazırlatmıştı. Peygamber Efendimiz, çıkardığı bu son orduya kumandan olarak, daha 19 yaşında olan Üsâme bin Zeydi tayin etmişti. Böyle gencecik birinin kumandan tayin edilmesi ileri geri konuşmalara sebep oldu. Bu hal Peygamber Efendimize ulaşınca minbere çıktı ve şöyle hitabetti:
Üsâmenin kumandanlığına dil uzatırsanız, daha önce babasının da kumandanlığına dil etmiş olursunuz. Babası Zeyd, kumandanlığa lâyık olduğu gibi, oğlu da lâyıktır. Babası nasıl en sevdiğim ise Üsâme de en sevdiklerimdendir. Size lâzım olan benim tensîbim üzerine onun emrine bağlanmaktır. Çünkü o, sizin ehliyet ve iyilik sâhibi olanlarınızdandır.
Ordu hazırlanınca, Peygamber Efendimiz hasta oldukları halde sancağı Üsâme hz.lerine bizzat kendisi verdiler. Rebîülevvel ayının 12. Pazartesi günü, ordu kuşluk vaktinde hareket etmek üzereydi ki, bu sırada Peygamber Efendimizin irtihal haberi geldi. Hz. Ebû Bekir (ra) halîfe seçilmesine kadar ordu hareket edemedi. Hz. Ebû Bekir (ra) orduyu tekrar hazırladı. Bazı müslümanlar, Üsâmenin çok genç olduğunu ileri sürerek, değiştirilmesini istediler. Hz. Ebû Bekir (ra): Ben onu nasıl değiştirebilirim, onu Allah Rasûlü tayin etti., diye cevap verince onlar da hemen isteklerinden vaz geçtiler.
Hz. Ebû Bekir, şehrin dışına çıkıp Hz. Üsâmeyi atına bindirdikten sonra, Hz. Üsâme atın üzerinde Hz. Ebû Bekir ise yaya olduğu halde yürümeye başladılar. Hz. Üsâme bundan müteessir olarak: Ey müminlerin emîri! Ya sen de bin veya ben de yaya yürüyeyim., dedi. Hz. Ebû Bekir (ra) Ben binmeyeceğim, sen de inmeyeceksin. Allah yolunda biraz benim de ayaklarım tozlansın., buyurdular. Belli bir yere gelince: Allah selâmet versin. Git! Peygamber Efendimiz sana nasıl dediyse öylece yap. Başka türlü hareket etme.
Hz. Üsâme Peygamber Efendimizin emrini yerine getirip, bütün müşrikleri katletti. Birçok ganimet ele geçirdi. Bütün müslümanlar çok memnun oldular.
Muhterem Muminler!
Kim itaatten dışarı çıkar ve cemaatten ayrılır ve bu hal üzere ölürse, câhiliyye ölümüyle ölür. Hadîs-i şerîfinden İbn-ül Arabî hazretleri şu iki hükmü çıkarmışlardır:
1)Ümmet bir meselede icma ettikten sonra, arkadan gelenlerin aynı meselede yeni bir fikir ortaya atmaları câiz değildir.
2)Müslümanlar bir imam üzerine birleştikten sonra, onun üzerine arkadan niza ve ihtilaf çıkarmak helâl değildir.
Hutbemin başında okuduğum hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz(sav) buyuruyorlar ki: Müslüman kişiye, hoşlandığı ve hoşlanmadığı her hususta (âmirlerini) dinlemesi ve itaat etmesi lazımdır. Masiyet ile emrolunmak müstesnâ. Eğer masiyet ile emrolunmuşsa dinlemekte yoktur, itaat etmek de.
_______________________________________________________________
Hasan Arıkan, İslam Tarihi Siyeri Nebi s.336-339
Sahih-i Müslim c. 3 s.1376 H. No: 1848 (Kitabül İmare)
Hadis Ans. Kütüb-ü Sitte c.5 s.413-414 (İmam ve Emire İtaatin Vacip Oluşu)
Sahih-i Müslim c.3 s.1469 H.No: 1839 (Kitabül İmare
Hutbemiz, Allah ve Rasûlü ile emir sahiplerine itâat etmek hakkındadır.
İtâat; dinlemek, boyun eğmek, bir zâtın emrine göre seve seve hareket, Cenâb-ı Hakkın ahkâm-ı dîniyyesine riâyet manalarına gelir.
Yüce Mevlâmız Kurân-ı Kerîminde şöyle buyurmaktadır: Ey îman edenler! Allâh-ü Teâlâya itaat ediniz, Rasûle itâat ediniz ve siz (müminler)den olan emir sahiplerine de itâat ediniz. Bu âyet-i kerîme ile Cenâb-ı Hakk, kendisine, Rasûlüne ve emir sahiplerine itaat etmenin farz olduğunu beyan etmiştir. Ancak burada dikkat edilmesi icâbeden bir husus vardır ki, o da bu üç itâat arasında kuvvetli bir münâsebetin mevcut olduğudur. Şöyle ki;
1- Rasûle itâat olmadan Allâha itâat olmaz. Bu hususta Cenâb-ı Hakk: Kim rasûle itâat ederse, muhakkak ki Allâha itaat etmiş olur., buyurmuşdur. İmâm-ı Rabbâni hazretleri Mektûbât-ı şerîfesinde bu âyet-i kerîmeyi zikrettikten sonra şöyle buyurur: Cenâb-ı Hakk Rasûlüne gösterilecek itâati, bizzat kendisine itâat olarak kabûl etti. Böyle olunca Rasûlüne itâat etmeksizin, Hz. Allâha yapılan itâat, makbul bir itâat değildir.
2- Rasûlüllaha gösterilen itâat ne ise, Onun emirine gösterilen itâat de odur.
Âyet-i kerîmede Allah ve Rasülü hakkında:
Allâha itâat ediniz, Rasûlüne itâat ediniz diye itâat emri tekrar edildiği halde, emir sahipleri hakkında ayrıca buyrulmamıştır. Emir sahiplerine itaat, Rasûle atfen ve sırf itâat-i Rasûle tebean emrolunmuştur. Böyle olunca Allâhın Rasûlü hakkında olan mutlak itaat ne ise emir sahiplerine gösterilecek itâat de aynı kuvvettedir. Peygamber Efendimiz Hadîs-i Şeriflerinde şöyle buyururlar: Kim bana itâat ederse, Allâha itâat etmiş olur. Kim de bana âsi olursa Allaha âsi olmuş olur. Kim ki emîre itaat ederse bana itaat etmiş olur. Kim de emîre âsi olursa bana asi olmuş olur.
Muhterem Müminler!
Bizler için her hususta numûne-i imtisal olan Peygamber Efendimiz ve onun güzîde eshâbının yaşadığı asırda, emîre itaat hususunda da, gözleri yaşartan, gönülleri coşturan ve her mümin için ölçü olabilecek bir çok hadise mevcuttur. Bunlardan sadece bir tanesini zikredeceğim:
Peygamber Efendimiz Vedâ Haccından sonra, içinde Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Sadübnü Ebi Vakkas, Hz. Ubeyde, Hz. Saidübnü Zeyd, Hz. Katade gibi sahâbe-i kirâmın ileri gelenlerinin de bulunduğu bir orduyu, şimal bölgesine göndermek üzere hazırlatmıştı. Peygamber Efendimiz, çıkardığı bu son orduya kumandan olarak, daha 19 yaşında olan Üsâme bin Zeydi tayin etmişti. Böyle gencecik birinin kumandan tayin edilmesi ileri geri konuşmalara sebep oldu. Bu hal Peygamber Efendimize ulaşınca minbere çıktı ve şöyle hitabetti:
Üsâmenin kumandanlığına dil uzatırsanız, daha önce babasının da kumandanlığına dil etmiş olursunuz. Babası Zeyd, kumandanlığa lâyık olduğu gibi, oğlu da lâyıktır. Babası nasıl en sevdiğim ise Üsâme de en sevdiklerimdendir. Size lâzım olan benim tensîbim üzerine onun emrine bağlanmaktır. Çünkü o, sizin ehliyet ve iyilik sâhibi olanlarınızdandır.
Ordu hazırlanınca, Peygamber Efendimiz hasta oldukları halde sancağı Üsâme hz.lerine bizzat kendisi verdiler. Rebîülevvel ayının 12. Pazartesi günü, ordu kuşluk vaktinde hareket etmek üzereydi ki, bu sırada Peygamber Efendimizin irtihal haberi geldi. Hz. Ebû Bekir (ra) halîfe seçilmesine kadar ordu hareket edemedi. Hz. Ebû Bekir (ra) orduyu tekrar hazırladı. Bazı müslümanlar, Üsâmenin çok genç olduğunu ileri sürerek, değiştirilmesini istediler. Hz. Ebû Bekir (ra): Ben onu nasıl değiştirebilirim, onu Allah Rasûlü tayin etti., diye cevap verince onlar da hemen isteklerinden vaz geçtiler.
Hz. Ebû Bekir, şehrin dışına çıkıp Hz. Üsâmeyi atına bindirdikten sonra, Hz. Üsâme atın üzerinde Hz. Ebû Bekir ise yaya olduğu halde yürümeye başladılar. Hz. Üsâme bundan müteessir olarak: Ey müminlerin emîri! Ya sen de bin veya ben de yaya yürüyeyim., dedi. Hz. Ebû Bekir (ra) Ben binmeyeceğim, sen de inmeyeceksin. Allah yolunda biraz benim de ayaklarım tozlansın., buyurdular. Belli bir yere gelince: Allah selâmet versin. Git! Peygamber Efendimiz sana nasıl dediyse öylece yap. Başka türlü hareket etme.
Hz. Üsâme Peygamber Efendimizin emrini yerine getirip, bütün müşrikleri katletti. Birçok ganimet ele geçirdi. Bütün müslümanlar çok memnun oldular.
Muhterem Muminler!
Kim itaatten dışarı çıkar ve cemaatten ayrılır ve bu hal üzere ölürse, câhiliyye ölümüyle ölür. Hadîs-i şerîfinden İbn-ül Arabî hazretleri şu iki hükmü çıkarmışlardır:
1)Ümmet bir meselede icma ettikten sonra, arkadan gelenlerin aynı meselede yeni bir fikir ortaya atmaları câiz değildir.
2)Müslümanlar bir imam üzerine birleştikten sonra, onun üzerine arkadan niza ve ihtilaf çıkarmak helâl değildir.
Hutbemin başında okuduğum hadîs-i şerifte Peygamber Efendimiz(sav) buyuruyorlar ki: Müslüman kişiye, hoşlandığı ve hoşlanmadığı her hususta (âmirlerini) dinlemesi ve itaat etmesi lazımdır. Masiyet ile emrolunmak müstesnâ. Eğer masiyet ile emrolunmuşsa dinlemekte yoktur, itaat etmek de.
_______________________________________________________________
Hasan Arıkan, İslam Tarihi Siyeri Nebi s.336-339
Sahih-i Müslim c. 3 s.1376 H. No: 1848 (Kitabül İmare)
Hadis Ans. Kütüb-ü Sitte c.5 s.413-414 (İmam ve Emire İtaatin Vacip Oluşu)
Sahih-i Müslim c.3 s.1469 H.No: 1839 (Kitabül İmare