Âlemlerden müstağni olan Yüce Zat’a sonsuz hamdü senalar…
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Kutlu Elçiye ve sevdiklerine salât ve selam olsun…
Son iki-üç asrını, Batı’nın sefih “medeniyet”inin saldırıları altında geçiren insanlık, artık gerçekçi bir durum değerlendirmesi yapmak zorundadır.
Teknik ve maddi üstünlüğü ele geçiren kapitalizm ejderhası, bir ucube gibi insanlığın etiyle, kanıyla semirdi, emperyalizmle devleşti.
Geleneksel İmparatorlukların ve milletlerin arasına nifak soktu, komşuyu komşuya düşürdü.
Hıristiyanların aslından sapmış da olsa inanç, örf ve kutsal değerlerini sildi, yerine felsefi/beşeri sistemler inşa etti. Müslüman kalplerden imanı çıkararak, yerine dinsizlik zehrini kustu. Çok şükür ki bu milletin kalbinden imanı silemediler. İslam’ın fıtri, fikri ve ilmi üstünlüğüne toslayıp kaldılar.
İmanı silemediler ama çok sinsi planlarla, o imanın etkisini ortadan kaldıracak, serpilip büyümesini engelleyecek yöntemlere başvurdular.
Aslında yöntemleri çok klasikti; binlerce yıldır uygulayageldikleri kurt kapanlarını kurdular. İnsanın beşeri zaaflarından faydalanarak onu gayya kuyularına, rezilin en reziline düşürdüler.
İşte bunda, kabul edelim ki, kesinlikle çok başarılı oldular. Kadın, para, hırs, makam, şöhret vs. kullanılarak, gün be gün zehirlenen hasta gibi toplumları manen erittiler, felç ettiler.
Eğlence, müzik ve spor gibi beşeri uygulamalar üzerinden, öyle pusular kurdular ki insanlara, kurtulabilene aşk olsun!
İlk bakışta normal bir iş gibi gelen, nice eğlence tarzı, sonunda ne rezilliklerin, ne dejenerasyonların, ne toplumsal ve ailevi buhranların kaynağı oldu.
Sadece televizyon üzerinden yapılan tahribat ele alındığında bile, dikkatle gözleyeni dehşete düşürecek sonuçlara ulaşıldı.
Toplum boş şeylerle meşgul edilerek; vakitler ve nakitler çalındı; manevi değerlere, kutsala kayıtsız nesiller türetildi,
Edep ve hayâ gidince, milletin imanı da tehlikeye girdi,
Ebeveyn evlat bağları kopartıldı; başıboş nesilleri yönlendirmek, beyin ve kalpleri yıkamak kolaylaştırıldı,
Saygı, hürmet ve sevgi eritildi, kimse kimseden nasihat dinlemez hale getirildi; toplumsal dayanışma ve savunma mekanizmaları çökertilen toplumlar, açık hedef haline getirildi,
Her yönden habire şehvet pompalanarak, sadece beden ve akıl değil, kalpler çökertildi. Ruhlara günah virüsleri bulaştırıldı, ibadetten soğutuldu,
İlim ve irşad ehli horlandı, susturuldu; yerine, perde arkasından denileni tekrar eden papağanlar, ne dediğini bilmeyen saksağanlar konuldu, insanlar başıboş ve cahil bırakıldı,
Özgürlük, eşitlik ve insan hakları gibi parlak laflar kullanılarak, insanımızın elinden kendi dünya görüşü alındı; yerine “Dışı süs, içi pis” fikirler pompalandı,
Eğlence adı altında sınır tanımayan rezillikler üretildi; insanlar, adeta uyuşturucu müptelası gibi başka bir yol, başka bir hayat tarzı düşünemez hale getirildi…
Biz neler yapabiliriz?...
Evet, muhterem dostlar; bu ve benzeri değerlendirmeleri, eminim sizler de yapıyorsunuzdur. Fakat bunları sadece görmek, anlamak yeterli değil. Bu kurt kapanından kurtulmanın yollarını da hep birlikte bulmamız ve gereken mücadeleyi vermemiz gerekiyor.
Bu mücadelenin elbette birçok boyutu var;
Sivil toplum kuruluşlarımıza, dernek, vakıf vs.ye düşen vazifeler,
Yayın kuruluşlarımıza, eğitim kurumlarımıza düşen görevler,
İlim ve irşad ehline, hizmet vazifelisine düşen işler var.
Bütün bunların yanında, belki de en önemlisi; fert olarak erkek-kadın hepimize düşen sorumluluklar var.
Fert olarak toplum çapında hiçbir şey yapamıyorsak, en azından;
Evimizdeki ortamı insanca ve İslamca bir hayata dönüştürmek var,
İslami kural ve değerlerimize uymayan TV kanallarını izlememek; gazete, dergi ve kitapları evimize sokmamak var, (Açık-saçık reklâmların ve programların yayımlandığı bütün kanallar buna dâhil edilmelidir; kim ve hangi yayın kuruluşu olursa olsun.)
Eğlence diye, vakit geçirmek diye, bize yutturulan şeyleri azaltmak veya faydalı şeylerle değiştirmek var,
Evde, işte, okulda, her yerde, doğru yayınları okumak, izlemek ve başkalarına tavsiye etmek var,
Hayır ve hizmet kurumlarına, uzaktan değil, yakından gidip tanışmak, işlerin doğru yönde gitmesi için gayret sarf etmek, maddi-manevi katkıda bulunmak var,
Peki neler yok?
“Biz de insanız, eğlenmek bizim de hakkımız” diyerek, haram sınırlarını aşmak yok,
En değerli sermayemiz olan ömrü boş işlerle harcamak yok,
Televizyon karşısında beyni uyuşturmak, orda işlenen günahlara ortak olmak yok,
Uyduruk fikir ve ideojilerle kafayı karıştırmak yok,
Zikirsiz, fikirsiz, şükürsüz kalıp kalpleri karartmak yok,
Dedikodu, magazin, futbol muhabbeti, geyik muhabbeti ile vakit katliamı yok,
Sadece boş vakit geçirilen, eğlenilen veya günah işlenen yerlere gitmek yok…
İşte böyle dostlar...
Görüyorsunuz ya, hayatımızda önemli değişiklikler yapmamız gerekiyor. Yoksa imanımızı, aklımızı, vatanımızı, cebimizi ve vaktimizi sömüren bu kısır döngüden kurtulmamız mümkün değil.
Bu, insan ve İslam düşmanı kuşatmadan kurtulmamız çok zor.
Unutmayalım, biz bir kere niyetine girersek, zor’ları kolay kılacak olan, Kudret ve Azamet sahibi Rabbimizdir.
Kendimizi ve sizleri, O’nun müşfik ve koruyucu Kudretine havale ediyorum…
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Kutlu Elçiye ve sevdiklerine salât ve selam olsun…
Son iki-üç asrını, Batı’nın sefih “medeniyet”inin saldırıları altında geçiren insanlık, artık gerçekçi bir durum değerlendirmesi yapmak zorundadır.
Teknik ve maddi üstünlüğü ele geçiren kapitalizm ejderhası, bir ucube gibi insanlığın etiyle, kanıyla semirdi, emperyalizmle devleşti.
Geleneksel İmparatorlukların ve milletlerin arasına nifak soktu, komşuyu komşuya düşürdü.
Hıristiyanların aslından sapmış da olsa inanç, örf ve kutsal değerlerini sildi, yerine felsefi/beşeri sistemler inşa etti. Müslüman kalplerden imanı çıkararak, yerine dinsizlik zehrini kustu. Çok şükür ki bu milletin kalbinden imanı silemediler. İslam’ın fıtri, fikri ve ilmi üstünlüğüne toslayıp kaldılar.
İmanı silemediler ama çok sinsi planlarla, o imanın etkisini ortadan kaldıracak, serpilip büyümesini engelleyecek yöntemlere başvurdular.
Aslında yöntemleri çok klasikti; binlerce yıldır uygulayageldikleri kurt kapanlarını kurdular. İnsanın beşeri zaaflarından faydalanarak onu gayya kuyularına, rezilin en reziline düşürdüler.
İşte bunda, kabul edelim ki, kesinlikle çok başarılı oldular. Kadın, para, hırs, makam, şöhret vs. kullanılarak, gün be gün zehirlenen hasta gibi toplumları manen erittiler, felç ettiler.
Eğlence, müzik ve spor gibi beşeri uygulamalar üzerinden, öyle pusular kurdular ki insanlara, kurtulabilene aşk olsun!
İlk bakışta normal bir iş gibi gelen, nice eğlence tarzı, sonunda ne rezilliklerin, ne dejenerasyonların, ne toplumsal ve ailevi buhranların kaynağı oldu.
Sadece televizyon üzerinden yapılan tahribat ele alındığında bile, dikkatle gözleyeni dehşete düşürecek sonuçlara ulaşıldı.
Toplum boş şeylerle meşgul edilerek; vakitler ve nakitler çalındı; manevi değerlere, kutsala kayıtsız nesiller türetildi,
Edep ve hayâ gidince, milletin imanı da tehlikeye girdi,
Ebeveyn evlat bağları kopartıldı; başıboş nesilleri yönlendirmek, beyin ve kalpleri yıkamak kolaylaştırıldı,
Saygı, hürmet ve sevgi eritildi, kimse kimseden nasihat dinlemez hale getirildi; toplumsal dayanışma ve savunma mekanizmaları çökertilen toplumlar, açık hedef haline getirildi,
Her yönden habire şehvet pompalanarak, sadece beden ve akıl değil, kalpler çökertildi. Ruhlara günah virüsleri bulaştırıldı, ibadetten soğutuldu,
İlim ve irşad ehli horlandı, susturuldu; yerine, perde arkasından denileni tekrar eden papağanlar, ne dediğini bilmeyen saksağanlar konuldu, insanlar başıboş ve cahil bırakıldı,
Özgürlük, eşitlik ve insan hakları gibi parlak laflar kullanılarak, insanımızın elinden kendi dünya görüşü alındı; yerine “Dışı süs, içi pis” fikirler pompalandı,
Eğlence adı altında sınır tanımayan rezillikler üretildi; insanlar, adeta uyuşturucu müptelası gibi başka bir yol, başka bir hayat tarzı düşünemez hale getirildi…
Biz neler yapabiliriz?...
Evet, muhterem dostlar; bu ve benzeri değerlendirmeleri, eminim sizler de yapıyorsunuzdur. Fakat bunları sadece görmek, anlamak yeterli değil. Bu kurt kapanından kurtulmanın yollarını da hep birlikte bulmamız ve gereken mücadeleyi vermemiz gerekiyor.
Bu mücadelenin elbette birçok boyutu var;
Sivil toplum kuruluşlarımıza, dernek, vakıf vs.ye düşen vazifeler,
Yayın kuruluşlarımıza, eğitim kurumlarımıza düşen görevler,
İlim ve irşad ehline, hizmet vazifelisine düşen işler var.
Bütün bunların yanında, belki de en önemlisi; fert olarak erkek-kadın hepimize düşen sorumluluklar var.
Fert olarak toplum çapında hiçbir şey yapamıyorsak, en azından;
Evimizdeki ortamı insanca ve İslamca bir hayata dönüştürmek var,
İslami kural ve değerlerimize uymayan TV kanallarını izlememek; gazete, dergi ve kitapları evimize sokmamak var, (Açık-saçık reklâmların ve programların yayımlandığı bütün kanallar buna dâhil edilmelidir; kim ve hangi yayın kuruluşu olursa olsun.)
Eğlence diye, vakit geçirmek diye, bize yutturulan şeyleri azaltmak veya faydalı şeylerle değiştirmek var,
Evde, işte, okulda, her yerde, doğru yayınları okumak, izlemek ve başkalarına tavsiye etmek var,
Hayır ve hizmet kurumlarına, uzaktan değil, yakından gidip tanışmak, işlerin doğru yönde gitmesi için gayret sarf etmek, maddi-manevi katkıda bulunmak var,
Peki neler yok?
“Biz de insanız, eğlenmek bizim de hakkımız” diyerek, haram sınırlarını aşmak yok,
En değerli sermayemiz olan ömrü boş işlerle harcamak yok,
Televizyon karşısında beyni uyuşturmak, orda işlenen günahlara ortak olmak yok,
Uyduruk fikir ve ideojilerle kafayı karıştırmak yok,
Zikirsiz, fikirsiz, şükürsüz kalıp kalpleri karartmak yok,
Dedikodu, magazin, futbol muhabbeti, geyik muhabbeti ile vakit katliamı yok,
Sadece boş vakit geçirilen, eğlenilen veya günah işlenen yerlere gitmek yok…
İşte böyle dostlar...
Görüyorsunuz ya, hayatımızda önemli değişiklikler yapmamız gerekiyor. Yoksa imanımızı, aklımızı, vatanımızı, cebimizi ve vaktimizi sömüren bu kısır döngüden kurtulmamız mümkün değil.
Bu, insan ve İslam düşmanı kuşatmadan kurtulmamız çok zor.
Unutmayalım, biz bir kere niyetine girersek, zor’ları kolay kılacak olan, Kudret ve Azamet sahibi Rabbimizdir.
Kendimizi ve sizleri, O’nun müşfik ve koruyucu Kudretine havale ediyorum…
Son düzenleme: