Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife, imanını kurtarmaktır, başkaların imanına kuvvet verecek bir sûrette çalışmaktır. Sakın, benlik ve gurura medar şeylerden çekin. Tevazu, mahviyet ve terk-i enaniyet, bu zamanda ehl-i hakikate lâzım ve elzemdir. Çünkü, bu asırda en büyük tehlike benlikten ve hodfüruşluktan ileri geldiğinden, ehl-i hak ve hakikat, mahviyetkârâne daima kusurunu görmek ve nefsini itham etmek gerektir. Sizin gibilerin ağır şerâit içinde kahramancasına imanını ve ubudiyetini muhafaza etmesi, büyük bir makamdır. Senin rüyalarının bir tabiri de, bu noktadan seni tebşir etmektir.
Risale-i Nur eczalarında tarikat hakikatine dair "Telvihat-ı Tis'a" namındaki risâleyi elde edip bakınız. Hem, zatınız gibi metin ve imanlı ve hakikatli zatlar Risale-i Nur dairesine giriniz. Çünkü, bu asırda Risale-i Nur, bütün tehacümata karşı mağlup olmadı. En muannid düşmanlarına da serbestiyetini resmen teslim ettirdi. Hatta iki seneden beridir büyük makamatlar ve adliyeler, tetkikat neticesinde, Risale-i Nur'un serbestiyetini tasdik ve mahrem ve gayr-ı mahrem bütün eczalarını sahiplerine teslime karar verdiler.
Risale-i Nur'un mesleği, sair tarikatlar, meslekler gibi mağlup olmayarak, belki galebe ederek pek çok muannidleri imana getirmesi, pek çok hadisatın şehadetiyle, bu asırda bir mucize-i maneviye-i Kur'âniye olduğunu ispat eder. O dairenin haricinde, ekseriyetle, bu memlekette, bu hususi ve cüz'î ve yalnız şahsî hizmet veya mağlubane perde altında veya bid'alara müsamaha suretinde ve te'vilat ile bir nevî tahrifat içinde hizmet-i diniye tam olamaz diye, hadisat bize kanaat vermiş.
Madem sizde büyük bir himmet ve kuvvetli bir iman var; tam bir ihlâs ve tam bir mahviyetle, sebatkârâne Risale-i Nur'a şakirt ol'tâ binler, belki yüz binler şakirtlerin şirket-i maneviye-i uhreviyelerine hissedar ol. Tâ senin hayırların, iyiliklerin cüz'iyetten çıkıp küllîleşsin, ahirette tam kârlı bir ticaret olsun.
Emirdağ Lâhikası, s. 57
Lügatçe:
mahviyet: Tevazu, alçakgönüllülük.
terk-i enaniyet: Benlik duygusunu terk etmek.
hodfüruşluk: Kendini beğenmişlik.
mahviyetkârâne: Tevazu içerisinde, tevazu göstererek.
şerâit: Şartlar.
ubudiyet: Kulluk, ibadet.
tebşir: Müjdeleme.
ecza: Parçalar, kısımlar.
tehacümat: Hücumlar.
muannid: İnatçı.
mucize-i maneviye-i Kur'âniye: Kur'ân'ın manevî mu'cizesi.
bid'a: Dinin özüne ve aslına uymayan âdet ve uygulamalar.
sebatkârâne: Sebat ederek, yerinden oynamayarak.
şirket-i maneviye-i uhreviye: Ahirete ait amellerde manevî ortaklık.
cüz'iyet: Küçüklük, azlık, basitlik.
küllî: Bütüne mensup parçalardan meydana gelen, umumi, bütün.
Risale-i Nur eczalarında tarikat hakikatine dair "Telvihat-ı Tis'a" namındaki risâleyi elde edip bakınız. Hem, zatınız gibi metin ve imanlı ve hakikatli zatlar Risale-i Nur dairesine giriniz. Çünkü, bu asırda Risale-i Nur, bütün tehacümata karşı mağlup olmadı. En muannid düşmanlarına da serbestiyetini resmen teslim ettirdi. Hatta iki seneden beridir büyük makamatlar ve adliyeler, tetkikat neticesinde, Risale-i Nur'un serbestiyetini tasdik ve mahrem ve gayr-ı mahrem bütün eczalarını sahiplerine teslime karar verdiler.
Risale-i Nur'un mesleği, sair tarikatlar, meslekler gibi mağlup olmayarak, belki galebe ederek pek çok muannidleri imana getirmesi, pek çok hadisatın şehadetiyle, bu asırda bir mucize-i maneviye-i Kur'âniye olduğunu ispat eder. O dairenin haricinde, ekseriyetle, bu memlekette, bu hususi ve cüz'î ve yalnız şahsî hizmet veya mağlubane perde altında veya bid'alara müsamaha suretinde ve te'vilat ile bir nevî tahrifat içinde hizmet-i diniye tam olamaz diye, hadisat bize kanaat vermiş.
Madem sizde büyük bir himmet ve kuvvetli bir iman var; tam bir ihlâs ve tam bir mahviyetle, sebatkârâne Risale-i Nur'a şakirt ol'tâ binler, belki yüz binler şakirtlerin şirket-i maneviye-i uhreviyelerine hissedar ol. Tâ senin hayırların, iyiliklerin cüz'iyetten çıkıp küllîleşsin, ahirette tam kârlı bir ticaret olsun.
Emirdağ Lâhikası, s. 57
Lügatçe:
mahviyet: Tevazu, alçakgönüllülük.
terk-i enaniyet: Benlik duygusunu terk etmek.
hodfüruşluk: Kendini beğenmişlik.
mahviyetkârâne: Tevazu içerisinde, tevazu göstererek.
şerâit: Şartlar.
ubudiyet: Kulluk, ibadet.
tebşir: Müjdeleme.
ecza: Parçalar, kısımlar.
tehacümat: Hücumlar.
muannid: İnatçı.
mucize-i maneviye-i Kur'âniye: Kur'ân'ın manevî mu'cizesi.
bid'a: Dinin özüne ve aslına uymayan âdet ve uygulamalar.
sebatkârâne: Sebat ederek, yerinden oynamayarak.
şirket-i maneviye-i uhreviye: Ahirete ait amellerde manevî ortaklık.
cüz'iyet: Küçüklük, azlık, basitlik.
küllî: Bütüne mensup parçalardan meydana gelen, umumi, bütün.