Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Hattab müslim

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
20 Ağu 2009
Mesajlar
34
Aldığı Beğeniler
0
Konum
İstanbul
Bugünkü Hutbemizin Mevzuu: Cumhuriyet!



Image Laik devlet, resmi ideolojiyi Diyanet eliyle camilerde de dayatmaya devam ediyor. Bugün kılınacak Cuma namazında “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı” yıldönümü dolayısıyla camilerde “Cumhuriyet” hutbesi okutulacak. İşte bugün okunan hutbenin tam metni…


Camilerimiz laik devletin kuşatması altında!

Resmi bayramlarının yıldönümünde cami cemaatine ideolojisini empoze eden laik cumhuriyet, dinimizi, Diyanet eliyle tahrif etmeyi sürdürüyor. Laiklik iddiasına rağmen kendi ideolojik argümanlarını dayatmaktan geçmeyerek Bizantinist karakterini ortaya koyan devlet, güdümündeki Diyanet ile halkın din anlayışını kontrol altında tutarak İslam'ı da resmileştirmeye çalışmakta. Geçtiğimiz günlerde İstanbul'daki selâtin camilere asılan ırkçı ve militarist mahyalar; camilerimizin nasıl ideolojik kuşatma altında olduğunu gösterirken, aslında devletin kontrolünden geçerek okunan hutbeler de bunun bir göstergesi.

İşte bugün okunacak hutbe de bunu ortaya koyuyor. "Cumhuriyet" konulu ve başlıklı hutbe, Rabbimizin aralarındaki işlerde Müslümanlara şura merkezli hareket etmelerini emreden ayet ile başlamakta. Bu ayetteki emri, laik cumhuriyet yönetimi ile özdeşleştiren hutbe, cumhuriyetin, özünde taşıdığı ruha uygun olarak yaşatılmasının "en temel vatandaşlık görevlerimizden biri" olduğunu da hatırlatmaktan geri kalmamış! Elbette ki böyle bir hutbe, cumhuriyetin bânisi, kurucu ve ebedi şefe rahmet okumadan bitmeyecekti. Nitekim hutbe, "Bize bu kıymetli armağanı bırakan başta Gazi M. Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi hayırla anar, kendilerine Yüce Allah'tan rahmet ve mağfiretler niyaz ederim." cümlesiyle son buluyor.

Müslümanları, halkın emeğiyle inşa edilen camilerimizin laik devletin kuşatması altına alınması ve Kur'anî değerlerin resmi ideolojinin tahrifatına maruz bırakılması karşısında daha duyarlı ve uyanık olmaya çağırıyoruz.

İşte bugün okunan hutbenin tam metni:

CUMHURİYET

Muhterem Cemaat!

İslâm dini, insan fıtratına uygun olarak ortaya koyduğu değerlerle insanların sağlıklı ve güçlü bir toplum halinde yaşamalarını öngörmektedir. Dinimizin önem verdiği "aklın, malın, canın, neslin, şeref ve haysiyetin" korunması ilkeleri, bugün evrensel değerler olarak kabul görmüş temel hak ve hürriyetlerdendir. Her vesileyle samimiyet ve kardeşliği tavsiye eden yüce dinimiz, bu ilkelerle ferdî planda eşitliğin ve karşılıklı saygının vazgeçilmez değerler olduğunu belirtmiştir. Nitekim sevgili Peygamberimiz, "İnsanlar tarağın dişleri gibi birbirlerine eşittirler. Kimsenin kimseye takvadan başka bir üstünlüğü yoktur." [Keşfu'l-Hafa, 2847, C II sh 451] "Ey insanlar Rabbiniz birdir, babanız birdir Arab'ın Arab olmayana, Arap olmayanın Arab'a, beyazın siyaha ve siyahın beyaza hiç bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir." [Ahmed b. Hanbel, V, 411] sözleriyle, temel hak ve hürriyetlerdeki bu eşitliği dile getirmektedir.

Değerli Müminler!

Kur'an ve Sünnet, ortaya koyduğu üstün değerlerle toplumların kendi hayat şartlarını güzelleştirmelerine yardımcı olmuş, her hangi bir yönetim şekli önermese de "Şûra" prensibini getirerek, toplum işlerinde fertlerin katılımına fırsat tanımıştır. Dinimiz her vesileyle insanlar arasında adaleti ve iyiliği emrederken, fikir ve ifade özgürlüğünü, temel hak ve özgürlüklerde eşitliği ve istişareyi öngörmüştür.

Al-i İmran Suresi 159. ayeti bizlere bu konuda şöyle ışık tutmaktadır: " (Ey Muhammed!) İşlerinde onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (Ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever"

Aziz Müslümanlar!

İnsanlık, tarih boyunca adalet, iyilik, istişare ve eşit haklara sahip olma gibi bazı değerlerin arayışı içinde olmuştur. Toplumlar, bu değerlerin hayata geçirilmesini sağlamak amacıyla, değişik yönetim biçimlerini uygulamış ve bu konuda daima daha iyinin peşinde olmuşlardır. Arayışlar neticesinde, bu değerlerin güzel bir biçimde gerçekleşmesine imkan veren Cumhuriyet idaresine ulaşılmıştır. Cumhuriyet, dinimizin öngördüğü istişareye dayalı, hak ve özgürlükleri teminat altına alan, insanların yeteneklerini ortaya koyabilmelerine imkan tanıyan, düşünce ve inançlarını serbestçe ifade edebilecekleri bir idare şeklidir.

Aziz Mü'minler!

Kurtuluş savaşını gerçekleştiren iradenin bizlere kıymetli bir armağanı olan ve ilanının 86. yılını bu günlerde kutlayacağımız Cumhuriyetin, özünde taşıdığı ruha uygun olarak yaşatılmasının en temel vatandaşlık görevlerimizden biri olduğunu unutmayalım. Bize bu kıymetli armağanı bırakan başta Gazi M. Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi hayırla anar, kendilerine Yüce Allah'tan rahmet ve mağfiretler niyaz ederim.

www.islamdevleti.org
23 Ekim 2009 Cuma

YORUM

Halid ASLAN
2009-10-23 23:08:56Hayır bildin konuş, bilmedin sus. M. Kemal deyince elim ayağım titremeye başladı. Eyyy İmam efendi orası ne senin babanın mülkü, ne diyanetin, ne de bu laik- demokratik küfür düzeninindir.

O minber Rasulullah'în makamıdır. Haddini bil. O hutbeyi yazan Bel'** Mustafa Çağrıcı da, aldığın 3 kuruşluk maaş da seni Allah'ın azabından kurtaramaz.
 

Hattab müslim

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
20 Ağu 2009
Mesajlar
34
Aldığı Beğeniler
0
Konum
İstanbul
İSLÂM'DA YÖNETİM NİZAMI

İslam’da Yönetim Şekli Cumhuriyet Değildir

İslâm’da yönetim nizamı kesinlikle cumhuriyet değildir. Zira Cumhuriyet düzeninde sistem, egemenliğin halka ait olduğu demokrasi fikri üzerine kurulmuştur. Buna göre, halkın bizzat kendisi yasama ve yönetim hakkının sahibidir. Halk, yöneticiyi seçme, azletme, anayasa ve kanun yapma ya da mevcut anayasa ve kanunları değiştirip kaldırma hakkına sahiptir.

Halbuki İslâmi yönetim nizamında İslâm akidesi ve şer'i hükümler nizamın temelini oluştururlar. Bu nedenle İslâmi yönetim sisteminde egemenlik halkın değil, şeriatındır. Ümmet ve Halife, yasama (kanun koyma) hakkına sahip değildir. Şeriat (kanun) koyan Allahu Teâla’dır. Halife'nin görevi ise ancak ve ancak Allah'ın Kitabından ve Rasulünün sünnetinden anayasa ve kanunlar için hüküm benimsemekten ibarettir. İslâmi yönetim sisteminde ümmet Halife'yi istediği zaman keyfi olarak azletme hakkına sahip değildir. Halifenin azlinin şartlarını koyan ve azleden şeriatın bizzat kendisidir. Ümmet ancak Halifeyi seçme hakkına sahiptir. Zira, İslâm yönetim ve yönetme yetkisini ümmete vermiştir.

Cumhuriyet rejimi, başkanlık sistemi ile de temsil edilir. Bu yönetim şeklinde devlet başkanlığı ve başbakanlık yetkileri tek elde (Cumhurbaşkanında) toplanır, ayrıca bir başbakan bulunmaz. Tıpkı bugün Amerika'da olduğu gibi yönetim işi için Cumhurbaşkanına bağlı bakanlar bulunur. Cumhuriyet düzeni, parlamenter sistemle de temsil edilebilir. Bu tarz Cumhuriyetlerde ise bir Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulunu yöneten bir başbakan bulunur. Yönetim yetkisi başbakan ve bakanlar kurulundadır. Cumhurbaşkanını bu noktada bir yetkisi yoktur. Bugün Almanya ve Fransa’da uygulandığı gibi.

Hilafet nizamında ise bakanlık kurumu yoktur. Yani, Halifenin yanında, kendilerine ait bazı uzmanlık alanları ve yetkilerinin devredildiği demokratik anlamdaki bakanlıklar söz konusu değildir. Hilafet sisteminde halifenin yardımcıları vardır. Bunlar, Hilafet işlerinin ve sorumluluklarının yerine getirilmesinde halifeye yardımcı olan vezirlerdir. Bunlar, "Tefviz vezirleri" ve "Tenfiz vezirleri" olmak üzere iki grup yardımcılardan oluşurlar. Halife yardımcıları ile ilişkilerini başbakan ya da yürütme organının başı sıfatıyla değil, bizzat devlet başkanı sıfatı çerçevesinde yürütür. Zira, Halifenin yanında kendilerine yetki devredilmiş bakanlar kurulu adı altında bir yönetim organı söz konusu değildir. Tüm yetkiler halifenin elindedir. Yardımcılar, şeriat çerçevesinde Halifeye verilen yetkilerin uygulanmasında yardımcı olurlar.

Cumhuriyet sistemi, ister başkanlık sistemi, ister parlamenter sistem şeklinde uygulansın cumhurbaşkanı halk ve halkın temsilcileri karşısında sorumludur. Dolayısı ile, her iki durumda da halk ve temsilcilerinin Cumhurbaşkanını görevden alma yetkisi vardır. Zira, Cumhuriyet sisteminde egemenlik bizzat halkın kendisine aittir.

Bu durum ise müminlerin hilafet sisteminden oldukça farklıdır. Her ne kadar Emirü'l mü'min, ümmet ve onun temsilcileri önünde sorumlu olsa ve onlarca muhasebe edilse de ümmet ve temsilcilerinin Halifeyi azletme yetkisi yoktur. Halife ancak görevden alınmasını gerektiren şeriata ters bir durum karşısında "Mezalim Mahkemesi"nin kararıyla azledilebilir.

Cumhuriyet sisteminde ister başkanlık ister parlamenter demokrasi şeklinde tezahür etsin başkanlık görevi belli bir süre ile sınırlıdır ve bu süre aşılamaz.

Halbuki Hilafet sisteminde halife için belli bir süre tahdit edilmez. Halife şeriatı uyguladığı sürece yönetici vasfına sahiptir. Yani, Halife yönetim işinde Allah'ın Kitabı ve Rasulullah'ın sünnetinden benimsediği hükümleri uyguladığı sürece -ki bu süre ne kadar uzun olursa olsun- Halifelik vasfına sahiptir. Ne zaman ki Halife şeriata karşı tavır alır, İslâm’ın hükümlerini uygulamaktan uzak düşerse Halifelik vasfı sona erer. Şeriata karşı tavrın süresi ister bir gün isterse bir ay olsun fark etmez hemen azli gerekir.

Buraya kadar anlatılanlarla Hilafet sistemi ile Cumhuriyet sistemi, cumhurbaşkanı ile Halife arasındaki fark açıkça ortaya konulmuştur.
Bu nedenle "İslâm nizamı, cumhuriyet nizamıdır" veya "İslâm cumhuriyeti" demek asla caiz değildir. Zira, gerek yönetim şekilleri gerekse öz itibari ile söz konusu farklılıklardan ve üzerine bina edildikleri fikri esaslar bakımından iki sistem arasındaki büyük farklılıklar çok açıktır.
 
Üst Alt