Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

hakan55

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
26 Şub 2008
Mesajlar
2,486
Aldığı Beğeniler
11
Konum
samsun
Takım
Fenerbahçe
İnsanın adalet anlayışında vardır zorluğa göre mükafat tespiti. Bir şeyde

ne kadar zorlanıyor, ne ölçüde sıkıntıya maruz kalıyorsanız o nispette

karşılığını alacak, ücretine nail olacaksınız.

Hem zorluğu fazla olsun hem de ücreti az. Mümkün değil.

Peki, kulların adalet anlayışında böyle olur da Rabb'imizin adaletinde

başka türlü mü olur?

Halbuki Rabb'imizin adaletinden bir zerredir kulların adaleti.

Öyle ise gelin bu zorluk olayını bir düşünelim. Geçmişin dindarlığıyla

bugünün dindarlığını bir mukayese edecek olsak hangisinin zorluğu daha fazla

acaba? Başka bir ifadeyle, hangisine verilen mükafat ve sevap daha çok

dersiniz?

Geçmişin dindarlığına mı, yoksa bugünün dindarlığına mı? Bugün basit bir

bakışla da anlıyoruz ki geçmişin sokağında bugünkü gibi kılık kıyafet

anarşisi yoktu. Toplumun erkeği-kadını yaratılışlarına uygun düşen bir giyim

kuşam içindeydi.

Ne o günün kadını yabancı kimliğinde görünme gereği duyuyordu, ne de

erkeği müstehcen görüntülerin tahrik ve tasallutuna maruz bulunuyordu.

Bugün de durum aynı mı?..

Elbette değil. Çok farklı. Zorluklar var, kimlik bunalımları bahismevzuu.

Erkek için, kadın için... Her birisinin kendine göre zorluğu fazla!. Öyle

ise sevabı da fazla!.

Nitekim Efendimiz (sas)'in bir hadisinden bunu anlamak kolay.

Buyuruyor ki:

- Öyle bir zaman gelecek ki o günün Müslüman'ı sizin yaptığınızın çok

azını yaptığı halde kurtulacaktır.

Evet. Zor şartlar içinde kendilerini korumaya çalışacaklar, her taraf

günaha iteleyecek görüntü ve teşhirlerle dolu olacak.

Buna rağmen direnecek, mazbut yaşamaya yönelecekler, kurtulacaklar...

Evet, bir maneviyat büyüğünün:

Yüzer günahların hücum ettiği zaman, diye tarif ettiği günümüzde mazbut

bir hayat yaşayanlar kurtulacaklar.

Gözlerine kirli manzara aksetse de gövdelerini koruyacak, bedenlerini

muhafaza edecekler. Böylece az amelle çok sevap alacaklar. Hatta denebilir

ki, az amelle çok sevabın alınacağı bu devrede "farzları yapan, büyük

günahlardan kaçınan kurtarır". Yeter ki, kasti olarak isteğiyle sefahete

düşmesin, tevbe istiğfarını eksik etmesin. Hataya düştüğü zamanlarda ise

derinden feryat ederek pişmanlık duyup üzüntü çeksin, hemen dönüş yapsın.

Zaten günümüzün Müslüman'ını kurtaran da budur. Maruz kaldığı

günahlarından dolayı vicdan azabı çekip pişmanlık duyması. Pişmanlık duymak,

vicdan azabı hissetmek imanın işaretlerindendir. Tevbenin de kendisidir!

Bu konuda Efendimiz (sas)'in ikazı da fevkalade düşündürücüdür.

İmanlı insanın günahından korku ve elem duyuşunu şu misalle ifade buyurur:

- Mü'min, günahını başına yıkılacak bir dağ gibi büyük görür, korkusunu

hisseder. Münkir ise burnu ucuna konmuş sinek gibi basite alır, alışkanlıkla

bakar.
Evet, alışkanlıkla günahlarımız bize normal gelmemeli, pişmanlığını

ve vicdan azabını içimizde hep duyup hissetmeliyiz ki tevbe, istiğfar yerini

tutsun bu pişmanlığımız.. Ve unutulmasın ki her an yüzer günahın hücumuna

maruz bugünün dindarı, "farzları yapıp büyük günahlardan kaçınması halinde"

kurtarır, az amelle çok sevap alacak bir devrin kurtulanlarından olur.

Böylesine bir himaye de Rabb'imizin zorluğuna göre sevap ve mükafat

vaadinden tecelli eden bir gerçek olur.


Efendimiz (sas)'in ikazını hatırlayınız:

- Efdalü'l-a'mâli ahmezüha!

- Amellerin en sevaplısı, en zor olanıdır.




AHMED ŞAHİN
 

ilminur

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Ara 2007
Mesajlar
8,908
Aldığı Beğeniler
128
Takım
Fenerbahçe
Rabbim razı olsun kardeş Rabbim cümlemizi nefislerimize uymaktan muhafaza eylesin inş...
 
Üst Alt