Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
Akılı süvari ,yapılacak tek işin, yutana hissettirmeden yılanı
cıkarmak oldugunu bildi.Hemen atini sürdü,kamcısını uyuyan adama
öylebir şiddetle vurduki,ilk vuruşta uyandirdi.Bir-iki daha vurdu.
Adam kacarak bir agacin altına koştu.

Agacın altında dökülmüş taze ve cürük elmalar vardı. Süvari bir kamcı
daha vurunca adam elma agacına kactı.Süvari "cürük elmaları ye!"
diyerek vurmaya devam etti.
Dehşet ve korkuya kapılan adam cürük elmaları okadar yedi ki,
cıkaracak gibi oldu. Elmaları yiyen bagırdı," ey emir, ben sana ne
yaptımki bana kahredersin? şurada ne güzel uyuyordum.

şiddetli kırbacları ve cürük elmaları yemem revamıdır? Eger benim
hayatımda, senin bana bir adavetin varsa,Öldürde kurtulayım. Bukadar
zulum olmazki ....
Seni gördügüm saat ne kadar ugursuz bir zamanmış senin yüzünü
görmeyene ne mutlu."Sözleri bitmeden kamcıyı öyle şiddetle
yediki,yeniden koşmaya ve elmaları yemeye başladı.Süvari, rüzgar gibi
,adamın pesini bırakmadı, akıllı süvari adamı gece vaktine kadar
koşturdu. Vaktaki cürük elmalar sıcak havada şiddetli koşma sonucu,
midenin icinde calkalana calkalana şurup haline geldi dekken kustu ve
kapkara yılanıda hortum gibi cıkardı.

Adam hayretle bır yılana baktı,birde süvariye. Yılanın kendinden
cıktıgını görünce süvarinin atının önünde secdeye kapanır gibi yere
kapandı.O cirkin, kara yılanın muhakkak ölümüne sebep olacagını
bildiginden, kırbacların acısı gecti, koşmanın yorgunluguda bitti.

şimdi ne yapması lazım? "Seni gördügüm saat ne kadar ugursuz bir
zamanmış.Senin yüzünü görmeyene ne mutlu" diyen adam şimdi ne yapacak?
"Sen hakikaten cebrail(a.s) mısın,bana yetiştin.

Sen Hüda-iTeala ``nın velisimisin ki Hızır (a.s) gibi yetiştin.
Sen, ben uyurken yılanın agzıma girdigini ne bildin? Cıkarmanın
usulünü nasıl bildin ?Seni gördügüm an hayatımın en mübarek
saatiymiş." diyerek pişmanlıgını dile getirdi. Hazret-i Mevlana
buyuruyorki:

" Eşek ,eşekliginden kacar, sahibi kurt,kuş yemesin diye merhametinden
onu yakalamak icin koşar". Bu koşma,ziyandan koruma ve kurtarmak
icindir.
Hastalık artınca doktor ameliyat eder. Ameliyat cirkin bir şeydir.
Insanın vücudunu kesip bicerler.Doktora:"zalimsin" diyemeyiz.
Doktor: "Sen ameliyat olmasaydın ölürdün." der.

Ozaman ,o doktora yüzlerce bıcak helel olsun deriz. Bunu gibi ,
agzından yılan cıkan adam pişmanlık icine girdi ve özür diledi:" Ey
efendi,ey şeyhin şah, önceki kötü sözleri cehaletim söyletti." dedi
.Bizlere düsende budur. Pişmanlık icinde olup ALLAH `dan özür
dilemeliyiz. buna tövbe ,istigfar denir.
 
H

hayrunisa

Guest
işlerin sonucunu görmeden haraketediyoruz. ama sonunad ne olacagını olayın arka yüzünün ne oldugunu hiç düşünmüyoruz.

biraz tefekkür etsek belki kötü olan bir olay bizim için daha hayılıdır.
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
HIRSIZIN HİDÂYETİ

Abdülkâdir Geylânî, küçükken yaşı bir gün,
Tarlaya, çift sürmeye, gitmiş idi gündüzün.

Öküzün kuyru undan, tutunmuş gider iken,
Hayvan dile gelerek, konuştu ona birden.

Dedi: "Ey Abdülkâdir, şunu bil ki şüphesiz,
Seni, bu işler için, yaratmadı Rabbimiz."

Korktu ve eve geldi, dedi ki: "Anneci im,
Bana izin verirsen, Ba dat'a gidece im.

İlim tahsîl etmektir, gitmekte asıl gâyem,
Ayrıca evliyâyı, ziyâret ederim hem."

Annesi memnun olup, dedi ki: "Ey evlâdım,
İlim ö renmen idi, benim dahi murâdım."

Koltu unun altına, dikerek kırk altını,
Dedi ki: "Do ruluktan, ayırma lisânını.

Git, yolun açık olsun, emânet ol Allah'a,
Belki de görüşmemiz, nasîb olmaz bir daha."

Abdülkâdir böylece, annesinden ayrılıp,
Ba dat'a yola çıktı, bir kervana katılıp.

Bir müddet yol gidip de, geçince Hemedan'ı,
Âniden eşkıyâlar, bastılar bu kervanı.

Kervanda mal ve eşya, var ise her ne kadar,
Teker teker sorarak, gasbeyleyip aldılar.

Abdülkâdir'e dahi, sordu bir eşkıyâ;
"Ey çocuk, üzerinde, neyin var, mal ve eşyâ?"

Dedi: "Benim sâdece, kırk altınım var ki hem,
Onları koltu umun, altına dikti annem."

İnanmadı eşkıyâ, onun bu sözlerine,
Gitti ve ikincisi, geldi onun yerine

O da alay ederek, sordu: "Ey fakir çocuk,
Yanında mal ve para, neyin var, söyle çabuk."

Ona dahi dedi ki: "Kırk altın var yanımda,
Onlar da dikilidir, koltu umun altında."

İnanmadı ise de, o dahi buna yine,
Gidince haber verdi, bunu reislerine.

Reisleri ça ırtıp, sordu ki o da tekrar:
"Ey çocuk do ru mudur, yanında altın mı var?"

Dedi: "Evet efendim, kırk altınım var ki hem.
Koltu umun altına, dikmişti tek tek annem."

Söyledi i o yeri, sökerek eşkıyâlar,
Altınları görünce, şaşıp dona kaldılar.

Reisleri dedi ki: "Pekâlâ ey evlâdım,
Ne için do rusunu, söyledin anlamadım.

E er söylemeseydin, bulamazdık biz bunu,
Niçin sen bile bile, söyledin do rusunu."

Dedi ki: "Ben anneme, sözverdim ki efendim,
Her ne olursa olsun, yalan söylemeyeyim.

Do rudan sapmamaya, söz vermiştim anneme,
De er mi altın için, bu ahdimden dönmeme."

Reis bunu duyunca, başladı a lamaya,
Dedi: "Eyvâh benim de ahdim vardı Allah'a.

Lâkin bunca senedir, yaparım eşkıyâlık,
Şu andan îtibâren, tövbe ettim ben artık."

Di er eşkıyâlar da, bakarak bu reise,
Dediler: "Bizler dahi, vazgeçtik öyle ise."

Hâlisen tövbe edip, o gün bunca eşkıyâ,
Aldıkları ne kadar, var ise, mal ve eşyâ,

Tekar sâhiplerine, vererek teker, teker,
O günden îtibâren, o işi terk ettiler.
 

*perwerder*

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
2,975
Aldığı Beğeniler
2
SEN NASIL MÜSLÜMANSIN

Bir gence buyurdu ki: "O lum, senin maksadın,
Sâdece yemek içmek, olmasın aman sakın!

Buna düşkün olanın, kıymeti çünkü evlat,
Çıkardıkları ile ölçülür, aman dikkat!

Dünyâda bir günâhı, terk ederse bir insan,
Cennet'te onun aslı, edilir ona ihsân.

O lum, şöyle düşün ki, ölürsün bu gün artık,
Bu düşünce içinde, yap ölüme hazırlık.

Allah'ı sevdi ini, söylüyorsun ey insan,
Niçin bir musîbette, edersin peki isyân?

Sabredebiliyorsan, bir belâ geldi inde,
Hakîkat payı olur, senin bu dedi inde.

E er isyân edersen, musîbet geldi i an,
O zaman bilmiş ol ki, yalandır o iddiân.

Bir gün Resûlullah'a, bir müslüman gelerek,
Dedi: "Yâ Resûlallah, seviyorum seni pek."

Resûl, ona cevâben, buyurdu ki: "Ey kimse,
Peki, fakirlik için, hazırlan öyle ise!"

Birisi de gelerek arz etti ki: "Efendim,
Allahü teâlâya, pekçoktur muhabbetim."

Resûlullah ona da, buyurdu ki: "Ey insan,
Öyleyse belâ ile, musîbete hazırlan!"

Gavs-ı a'zam, bir gün de, buyurdu ki: "Aman hâ,
Gafletle yaşayıp da, isyân etme Allah'a.

Zîrâ yeri gelince, "Müslümanım" diyorsun,
Ne garip iddiâ ki, dînini bilmiyorsun.

Hâlbuki sen dînini, bilmeyince mükemmel,
Hangi esâsa göre, yaparsın peki amel?

Yalnız dîni bilmek de, yetişmez yine sana,
Zîrâ amelsiz ilim, vebâldir bir insana.

"Lâ ilâhe illallah", söylemek kâfi de il.,
Bunun icâbını da, yapmalısın bil-fiil.

Öyleyse ilk evvelâ, güzel ö ren dînini,
Sonra da buna göre, yap bütün amelini.

Sırf amel yapmakla da, bitmiyor yine işin,
Zîrâ yapmak gerekir, her işi Allah için.

Buna "İhlâs" denir ki, mühimdir bu da gâyet,
İhlâssız amellerin, faydası olmaz elbet.

Kalp gözlerin açılsın, istiyorsan sen e er,
Bir mânevî tabip bul, ona teslim ol, yeter.

Başını, o tabibin, koyuver eşi ine,
Îtirâzda bulunma, onun hiç bir işine.

O Allah adamının, bir şefkatli nazarı,
Süpürür kalbindeki, bütün kir ve pasları.

Ve onun bir kelâmı, şifâdır kalp derdine,
O her ne emrederse, hemen getir yerine.

Kalp derdiyle ilgili, olan ihtiyâcını,
Ona arz et, o bilir, bu derdin ilâcını.

Her hangi musîbetle, karşılaşırsan şâyet,
Günâhını düşünüp, isti fâra devâm et!

Hep günah işlemekle, gelir çünkü her belâ,
Ve aslâ bir kuluna, zulmetmez Hak teâlâ.

Ölüm ve âhireti, düşün ki ey evlâdım,
Ecelin yaklaşıyor, ardından adım adım.

Bu gaflet pamu unu, çıkar at kula ından,
Zîrâ ölüm yakındır, sana belki yarından.

Henüz ecel gelmeden, kendine gel ki artık,
Zîrâ öldükten sonra fayda vermez pişmanlık."
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
ellerine saglık kardeşim

paylaşımın için ALLAH cc razi olsun
 
Üst Alt