Bütün Varlığın Zikir Halkası: TESBİHÂT
Tesbihatı halis bir ibadet olarak duyma, onu derinleştirme, kulluk renk ve deseniyle tam bezeme ve ibadet şivesi ile Cenâb-ı Hakk'a sunma meselesi sizin îdrak ve şuurunuza bağlıdır. Siz bütün kalbinizle seferber olur, vicdan mekanizmanızı harekete geçirir, latîfe-i Rabbâniye, irade ve his gibi bütün derinliklerinizle namaza, tesbihe, duaya yönelirseniz, o zaman her şeyde çok farklı manâlar bulur, bambaşka hislerle dolar ve adeta doyarsınız.
Bütün varlık (masivâ) Allah’ı tesbih eder. Melekten, sineğe; mikroorganizmadan, nebülözlere kadar her varlık, kendi özel dili ile sürekli O’nu anar, O’nu hatırlar, O’nu tesbîh, tenzih ve takdîs eder. İnsan da bu evrensel koroya iradesiyle katılarak Rabbini en güzel isimleri ile tesbih eder. Ancak irade ve şuurunu kötüye kullanarak bazen nefis ve şeytanın ağına düşer ve bu korodan ayrılma bedbahtlığını yaşar. İşte, birçok konuda olduğu gibi, Yüce Yaratan bu konuda da insanı uyarmakta ve onun ‘evrensel tesbih korosu’ndaki görevini ihmal etmemesini istemektedir. Kalb ve ruhun gıdası olduğu için de, iradî bir şekilde her günün belli vakitlerini bu işe ayırmayı emretmektedir. Aşağıdaki satırlarda, genel olarak tesbih kavramı, özel olarak da farz namazlardan sonra yapılan tesbihâttan söz etmek istiyoruz.
A. Tesbih
Tesbih kelime olarak, balığın suda, kuşun havada, yıldızların yörüngelerinde hızla geçişleri gibi, süratle geçmek, yani hızla yüzüp uzaklaşmak anlamına gelen “سَبَحَ sebaha” kelimesinden gelmektedir. Ayrıca paklıkta, temizlikte çok ileri götürmek anlamını da taşımaktadır. Ragıb el-İsfahanî der ki: “Tesbih, Allah Teâlâyı tenzihtir, bunun aslı da Allah’a ibadete koşmak, çok gayret etmek demektir. İb’ad (uzaklaştırma) ‘Allah onu uzak etsin’ gibi kötü şeyler hakkında kullanıldığı gibi, tesbih de hayırlı işlere tahsis edilmiştir. Tesbih; söz, fiil veya niyetle yapılan her türlü ibadete verilen bir isimdir.”1
Tesbih, ‘Allah’ı tesbih etme’ işinin özel adı olduğu gibi, o manayı ifade eden Sübhan da Allah’ın güzeller güzeli isimlerinden biridir. Tesbih, layık olmayanı ve yakışmayanı reddetmek; çoğu zaman bu kelime ile beraber söylenen takdis (mukaddes saymak, bilmek) ise, layık olanı ispattır.
Bir ıstılah (terim) olarak ise tesbih; Allah’ı her arızadan, şâibeden, eksiklikten tenzih etmektir. Bu ise gerek zâtî sıfatlarında ve gerek fiilî sıfatlarında nefy (red) veya isbatı caiz ve layık olmayacak her noksanlıktan uzak demek olur. Öyle ise tesbih, Allah Teâlâ’nın zatında, sıfatlarında, fiillerinde ve isimlerinde nezahet ve paklığını ifade eder.
Her Şey Allah’ı Tesbih Eder
Ayet-i Kerimelerde, göklerde ve yerde, canlı ve cansız ne varsa hepsinin Allah’ı tesbih ettiği açıkça belirtilmektedir. “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih etmektedir.” (Hadid, 57/1) “Yedi kat gök, dünya ve onların içinde olan herkes Allah’ı tesbih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki, hamd ile O’nu tesbih etmesin. Ne var ki siz onların bu tesbihlerini anlayamazsınız.” (İsra, 17/44) Ayetlerde geçen ‘مَا’ harfi esas itibariyle akıllı olmayan varlıklar için kullanılıyorsa da “مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ” tabiri göklerde ve yerde bulunan, ister görünmeyecek derecede ehemmiyetsiz olsun, ister görünen varlıklar olsun hepsini kapsar. Dolayısıyla, gerek melâike ve mü’minler gibi sözle, gerek diğer varlıklar gibi ilham yoluyla konuşanların hepsi dâhil olmak üzere, her varlık kendisine özel bir dille O’nu tesbih eder. Tabii ki burada mecazî ve işarî bir anlam da ifade edilmiş olabilir. Çünkü yaratılan her varlık, imkân (olabilirlik), hudûs (sonradan olma) ve üzerinde taşıyıp ortaya koyduğu sanat ihtişamı ile Allah Teâlâ’nın noksanlıklardan münezzeh (berî) ve yüceliğin son derecesindeki sıfatlarla vasıflanmış olan varlığına delalet ve işaret etmektedir.2
Prof. Dr. Abdulhakim Yüce
Tesbihatı halis bir ibadet olarak duyma, onu derinleştirme, kulluk renk ve deseniyle tam bezeme ve ibadet şivesi ile Cenâb-ı Hakk'a sunma meselesi sizin îdrak ve şuurunuza bağlıdır. Siz bütün kalbinizle seferber olur, vicdan mekanizmanızı harekete geçirir, latîfe-i Rabbâniye, irade ve his gibi bütün derinliklerinizle namaza, tesbihe, duaya yönelirseniz, o zaman her şeyde çok farklı manâlar bulur, bambaşka hislerle dolar ve adeta doyarsınız.
Bütün varlık (masivâ) Allah’ı tesbih eder. Melekten, sineğe; mikroorganizmadan, nebülözlere kadar her varlık, kendi özel dili ile sürekli O’nu anar, O’nu hatırlar, O’nu tesbîh, tenzih ve takdîs eder. İnsan da bu evrensel koroya iradesiyle katılarak Rabbini en güzel isimleri ile tesbih eder. Ancak irade ve şuurunu kötüye kullanarak bazen nefis ve şeytanın ağına düşer ve bu korodan ayrılma bedbahtlığını yaşar. İşte, birçok konuda olduğu gibi, Yüce Yaratan bu konuda da insanı uyarmakta ve onun ‘evrensel tesbih korosu’ndaki görevini ihmal etmemesini istemektedir. Kalb ve ruhun gıdası olduğu için de, iradî bir şekilde her günün belli vakitlerini bu işe ayırmayı emretmektedir. Aşağıdaki satırlarda, genel olarak tesbih kavramı, özel olarak da farz namazlardan sonra yapılan tesbihâttan söz etmek istiyoruz.
A. Tesbih
Tesbih kelime olarak, balığın suda, kuşun havada, yıldızların yörüngelerinde hızla geçişleri gibi, süratle geçmek, yani hızla yüzüp uzaklaşmak anlamına gelen “سَبَحَ sebaha” kelimesinden gelmektedir. Ayrıca paklıkta, temizlikte çok ileri götürmek anlamını da taşımaktadır. Ragıb el-İsfahanî der ki: “Tesbih, Allah Teâlâyı tenzihtir, bunun aslı da Allah’a ibadete koşmak, çok gayret etmek demektir. İb’ad (uzaklaştırma) ‘Allah onu uzak etsin’ gibi kötü şeyler hakkında kullanıldığı gibi, tesbih de hayırlı işlere tahsis edilmiştir. Tesbih; söz, fiil veya niyetle yapılan her türlü ibadete verilen bir isimdir.”1
Tesbih, ‘Allah’ı tesbih etme’ işinin özel adı olduğu gibi, o manayı ifade eden Sübhan da Allah’ın güzeller güzeli isimlerinden biridir. Tesbih, layık olmayanı ve yakışmayanı reddetmek; çoğu zaman bu kelime ile beraber söylenen takdis (mukaddes saymak, bilmek) ise, layık olanı ispattır.
Bir ıstılah (terim) olarak ise tesbih; Allah’ı her arızadan, şâibeden, eksiklikten tenzih etmektir. Bu ise gerek zâtî sıfatlarında ve gerek fiilî sıfatlarında nefy (red) veya isbatı caiz ve layık olmayacak her noksanlıktan uzak demek olur. Öyle ise tesbih, Allah Teâlâ’nın zatında, sıfatlarında, fiillerinde ve isimlerinde nezahet ve paklığını ifade eder.
Her Şey Allah’ı Tesbih Eder
Ayet-i Kerimelerde, göklerde ve yerde, canlı ve cansız ne varsa hepsinin Allah’ı tesbih ettiği açıkça belirtilmektedir. “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih etmektedir.” (Hadid, 57/1) “Yedi kat gök, dünya ve onların içinde olan herkes Allah’ı tesbih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki, hamd ile O’nu tesbih etmesin. Ne var ki siz onların bu tesbihlerini anlayamazsınız.” (İsra, 17/44) Ayetlerde geçen ‘مَا’ harfi esas itibariyle akıllı olmayan varlıklar için kullanılıyorsa da “مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ” tabiri göklerde ve yerde bulunan, ister görünmeyecek derecede ehemmiyetsiz olsun, ister görünen varlıklar olsun hepsini kapsar. Dolayısıyla, gerek melâike ve mü’minler gibi sözle, gerek diğer varlıklar gibi ilham yoluyla konuşanların hepsi dâhil olmak üzere, her varlık kendisine özel bir dille O’nu tesbih eder. Tabii ki burada mecazî ve işarî bir anlam da ifade edilmiş olabilir. Çünkü yaratılan her varlık, imkân (olabilirlik), hudûs (sonradan olma) ve üzerinde taşıyıp ortaya koyduğu sanat ihtişamı ile Allah Teâlâ’nın noksanlıklardan münezzeh (berî) ve yüceliğin son derecesindeki sıfatlarla vasıflanmış olan varlığına delalet ve işaret etmektedir.2
Prof. Dr. Abdulhakim Yüce
