- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 2,975
- Aldığı Beğeniler
- 2
ÇADIR'a Düşen RAHMET Damlaları
Ya murun adı, rahmettir Anadolu'da. Ya mur, topra ın can suyu, baharın ayak sesidir. Bahar ki, tomurcukların sabırla açmayı bekledi i en güzel mevsimdir. Örnekleri Kendinden Bir Harekete gönül veren birkaç karasevdalı çöllerde bahar havası estirmek ve fani dünyada bâkî bir iz bırakmak için, bavullarına koydukları çam sakızı çoban arma anlarıyla yollara düştü. Niyetleri hâlisti. Kalblerinde heyecan, ruhlarında metafizik gerilim vardı. Uzun süren yolculu un ardından menzillerine vardıklarında, yetmiş iki bahar görmüş; fakat hepsini de karanlıkta ışı ı ümit ederek geçirmiş Tanas A anın kapısının tokma ına dokundular. Gagavuzların bilge kişisi Tanas A a, Türkiye'den gelen misafirleri Komrat Üniversitesi'ndeki rektörlük odasında a ırlarken, kalbindeki kıpırdanmaya mâni olamıyordu. Gözlerinde ışıltı, yüzünde tebessüm, misafirlerini elinden geldi ince memnun etmeye çalışıyordu. Kızıl ihtilalle aynı yaşta olan Tanas A a, misafirleri için her türlü fedakârlı a hazırdı. De il mi ki misafirler Türkiye'den gelmişti? Yeşil çaylar, porselen fincanlarda yudumlanırken içlerinden biri geliş niyetlerini izah etti:
-Biz, Anadolu'dan geldik. İş adamıyız. Sizlere vefa borcumuzu ödemek için buradayız. Müsaade edin, burada bir ocak tüttürelim, çocuklarınız için mektepler açalım.
Tanas A a, uzaklara dalıp gitmişti. Neden sonra koltu undan kalkıp odada dolaşmaya başladı, bu arada sa eliyle çenesini sıvazlıyordu. Gözleri bu ulanmıştı. Dudaklarını ve dilini ısırdı. Duygularına gem vurmayı başardıktan sonra, titrek sesle bir iki kelime çıktı a zından. Sanki tarihe not düşüyordu:
- Geç bile kaldınız! Bu zamana kadar neredeydiniz?
İçlerinden en yaşlı olanı kısık bir sesle:
- Kapılar sürgülüydü.
Oda birden sessizli e bürünmüştü. Hepsinin kulaklarında aynı ses çınlıyordu: Bu zamana kadar neredeydiniz? Sessizli i Tanas A a bozdu:
- Bu iş için Çadır Lunga şehri biçilmiş kaftan. Orada bir okul açabilirsiniz.
Heyecanından, Tanas A anın yıllarca bu anı bekledi i anlaşılıyordu.
Nefes almayı zorlaştıran bo ucu yaz sıca ı altında, susuzluktan çatlamış toprak üzerinde ürkek bir ceylan gibi seke seke gitmeye çalışan arabayla otuz beş kilometrelik yolu kat ederek Çadıra vardılar. Vali beyin iş seyahati münasebetiyle Amerika'da oldu unu ö rendiler. Yerine vekâlet eden İvan'la görüşmeleri gerekiyordu. Tanas A a ve beraberindeki heyet, İvan'ın odasına girdiklerinde so uk bir yüzle karşılaştı. Ellerindeki ufak tefek hediyeleri önlerindeki masaya bıraktılar. Tanas A anın takdiminden sonra sözcüleri, meramlarını anlatmaya başladı:
- Efendim! Biz Türkiye'den geldik. İki ülke arasında köprüler kurmak ve dostluk ba larını kuvvetlendirmek için burada e itim faaliyetlerinde bulunmak istiyoruz. Masraflar tarafımızdan karşılanacak. Sizlerden arzumuz, mümkünse bize uygun bir bina tahsis etmeniz.
İvan'ın yüz hatları gerilmişti. Bu sözler hoşuna gitmemişti. Kendisini toparlayıp masanın üzerinde ellerini birleştirip koltu una yaslandı. Alnında çizgiler belirdi. Kaşları birbirine yaklaştı. Bo azını temizledi.
- Bakın beyler! Sizler iyi niyetli insanlara benziyorsunuz. Ancak bizim kendimize göre bir e itim anlayışımız var. Okullarımız var. Yabancılardan bu konuda destek isteyece imiz kanaatinde de ilim. Sizi anlamaya çalışıyorum. Ama kendi yetiştirdi imiz ö retmenlerimiz bizim çocuklarımıza daha iyi e itim verebilir.
- Bizim açaca ımız okul, milletler arası geçerlili i olacak seviyede e itim verecek. Mezun ö renciler dünyanın her yerindeki üniversitelerde okuyabilecek. Kendi dillerinin yanında İngilizce ve Türkçe de ö renecekler.
Odaya so uk bir hava hâkimdi. Bu sözlerde fayda vermemişti. İvan; diliyle olmasa bile, gözleriyle, Artık kalkın gidin. diyordu. Böyle bir tavrı kimse beklemiyordu. Yaşanan hayal kırıklı ı herkesin dilini ba lamıştı. Uzattıkları dostluk eli havada kalmıştı.
Masanın etrafında oturan heyet ve rektör göz göze gelmeye bile cesaret edemiyordu. Herkes içinden sebepleri yaratan Rabb'ine döndü. Kalbleri Allah'a yöneldi birbirinden habersiz. Bütün sebeplerin sükût etti i bir anda, samimi gönüllerin dualarını geri çevirmeyen Rab'lerine iltica ettiler.
Getirilen hediyeler arasındaki sigara paketi İvan'ın dikkatini çekmişti. Paketi eline alıp inceledi. Biraz üzgün biraz tedirgin, daha çok da bedbin ve titrek bir sesle konuşmaya başladı:
- Aylardır bir damla ya mur ya madı bu topraklara. Kuraklık başladı. Ekinler ziyan oldu. Ya mur olmayınca tarlalardaki sebze ve meyveler kurudu. Halk yokluk çekmeye başlayınca idarecileri hedef aldı.
Üzerindeki bedbinli in, umursamazlı ın ve gerginli in sebebi anlaşılmıştı. Heyetten bir başkası söze girdi. Onun da cesareti gelmişti. Teselli vermeye çalıştı:
- Siz, bize yardımcı olun, burada okul açmamıza izin verin. Allah, buraya rahmetini sa anak sa anak gönderir. Topraklar bereketlenir.
İvan, biraz durulmuştu. Sesindeki titreme de gitmişti. Derin bir nefes alarak gözlerini tavana dikti ve şöyle dedi:
- Siz Müslümansınız. İnançlı insanlarsınız. Ancak ben do du umdan beri ateist bir mantıkla yetiştirildim. Allahın varlı ına da inanmıyorum.
İvan, yerinden kalktı. Elindeki paketten bir sigara yakarak, pencere kenarına gitti. Sırtı misafirlere dönük camdan dışarı bakıyordu. Sigaradan çıkan dumanlar odaya yayılmaya başlamıştı ki, hava birden karardı. Ya mur yüklü bulutlar Çadırın semalarını kapladı. Bardaktan boşanırcasına bir ya mur... Sokaklar yundu, yıkandı kısa bir sürede. Topra ın kokusu içeri gelmeye başladı ında İvan elindeki sigarayı hayretten yere düşürmüştü.
İvan içerideki misafirlerin yüzüne baktı. Yüzüne bir canlılık gelmişti. Misafirlere yaklaşıp birinin omzuna dostça dokunarak:
-Davay paşli (Haydi, gidiyoruz.)
-Nereye?
-Siz buraya niçin geldiniz? Okul açmaya de il mi? Çabuk gidelim. Size gösterece im binalardan hangisini be enirseniz, orada e itime başlayabilirsiniz.
Binadan çıkıp arabalara binene kadar herkes sırılsıklam olmuştu. O gün bu gündür, Türkiye'den her ziyaretçi geldi inde, Çadır'ın bereketle yunup yıkandı ına şahit oldum. derdi, kadîm bir dost.
Niyazi ŞANLI
Sızıntı Eylül/2005
Ya murun adı, rahmettir Anadolu'da. Ya mur, topra ın can suyu, baharın ayak sesidir. Bahar ki, tomurcukların sabırla açmayı bekledi i en güzel mevsimdir. Örnekleri Kendinden Bir Harekete gönül veren birkaç karasevdalı çöllerde bahar havası estirmek ve fani dünyada bâkî bir iz bırakmak için, bavullarına koydukları çam sakızı çoban arma anlarıyla yollara düştü. Niyetleri hâlisti. Kalblerinde heyecan, ruhlarında metafizik gerilim vardı. Uzun süren yolculu un ardından menzillerine vardıklarında, yetmiş iki bahar görmüş; fakat hepsini de karanlıkta ışı ı ümit ederek geçirmiş Tanas A anın kapısının tokma ına dokundular. Gagavuzların bilge kişisi Tanas A a, Türkiye'den gelen misafirleri Komrat Üniversitesi'ndeki rektörlük odasında a ırlarken, kalbindeki kıpırdanmaya mâni olamıyordu. Gözlerinde ışıltı, yüzünde tebessüm, misafirlerini elinden geldi ince memnun etmeye çalışıyordu. Kızıl ihtilalle aynı yaşta olan Tanas A a, misafirleri için her türlü fedakârlı a hazırdı. De il mi ki misafirler Türkiye'den gelmişti? Yeşil çaylar, porselen fincanlarda yudumlanırken içlerinden biri geliş niyetlerini izah etti:
-Biz, Anadolu'dan geldik. İş adamıyız. Sizlere vefa borcumuzu ödemek için buradayız. Müsaade edin, burada bir ocak tüttürelim, çocuklarınız için mektepler açalım.
Tanas A a, uzaklara dalıp gitmişti. Neden sonra koltu undan kalkıp odada dolaşmaya başladı, bu arada sa eliyle çenesini sıvazlıyordu. Gözleri bu ulanmıştı. Dudaklarını ve dilini ısırdı. Duygularına gem vurmayı başardıktan sonra, titrek sesle bir iki kelime çıktı a zından. Sanki tarihe not düşüyordu:
- Geç bile kaldınız! Bu zamana kadar neredeydiniz?
İçlerinden en yaşlı olanı kısık bir sesle:
- Kapılar sürgülüydü.
Oda birden sessizli e bürünmüştü. Hepsinin kulaklarında aynı ses çınlıyordu: Bu zamana kadar neredeydiniz? Sessizli i Tanas A a bozdu:
- Bu iş için Çadır Lunga şehri biçilmiş kaftan. Orada bir okul açabilirsiniz.
Heyecanından, Tanas A anın yıllarca bu anı bekledi i anlaşılıyordu.
Nefes almayı zorlaştıran bo ucu yaz sıca ı altında, susuzluktan çatlamış toprak üzerinde ürkek bir ceylan gibi seke seke gitmeye çalışan arabayla otuz beş kilometrelik yolu kat ederek Çadıra vardılar. Vali beyin iş seyahati münasebetiyle Amerika'da oldu unu ö rendiler. Yerine vekâlet eden İvan'la görüşmeleri gerekiyordu. Tanas A a ve beraberindeki heyet, İvan'ın odasına girdiklerinde so uk bir yüzle karşılaştı. Ellerindeki ufak tefek hediyeleri önlerindeki masaya bıraktılar. Tanas A anın takdiminden sonra sözcüleri, meramlarını anlatmaya başladı:
- Efendim! Biz Türkiye'den geldik. İki ülke arasında köprüler kurmak ve dostluk ba larını kuvvetlendirmek için burada e itim faaliyetlerinde bulunmak istiyoruz. Masraflar tarafımızdan karşılanacak. Sizlerden arzumuz, mümkünse bize uygun bir bina tahsis etmeniz.
İvan'ın yüz hatları gerilmişti. Bu sözler hoşuna gitmemişti. Kendisini toparlayıp masanın üzerinde ellerini birleştirip koltu una yaslandı. Alnında çizgiler belirdi. Kaşları birbirine yaklaştı. Bo azını temizledi.
- Bakın beyler! Sizler iyi niyetli insanlara benziyorsunuz. Ancak bizim kendimize göre bir e itim anlayışımız var. Okullarımız var. Yabancılardan bu konuda destek isteyece imiz kanaatinde de ilim. Sizi anlamaya çalışıyorum. Ama kendi yetiştirdi imiz ö retmenlerimiz bizim çocuklarımıza daha iyi e itim verebilir.
- Bizim açaca ımız okul, milletler arası geçerlili i olacak seviyede e itim verecek. Mezun ö renciler dünyanın her yerindeki üniversitelerde okuyabilecek. Kendi dillerinin yanında İngilizce ve Türkçe de ö renecekler.
Odaya so uk bir hava hâkimdi. Bu sözlerde fayda vermemişti. İvan; diliyle olmasa bile, gözleriyle, Artık kalkın gidin. diyordu. Böyle bir tavrı kimse beklemiyordu. Yaşanan hayal kırıklı ı herkesin dilini ba lamıştı. Uzattıkları dostluk eli havada kalmıştı.
Masanın etrafında oturan heyet ve rektör göz göze gelmeye bile cesaret edemiyordu. Herkes içinden sebepleri yaratan Rabb'ine döndü. Kalbleri Allah'a yöneldi birbirinden habersiz. Bütün sebeplerin sükût etti i bir anda, samimi gönüllerin dualarını geri çevirmeyen Rab'lerine iltica ettiler.
Getirilen hediyeler arasındaki sigara paketi İvan'ın dikkatini çekmişti. Paketi eline alıp inceledi. Biraz üzgün biraz tedirgin, daha çok da bedbin ve titrek bir sesle konuşmaya başladı:
- Aylardır bir damla ya mur ya madı bu topraklara. Kuraklık başladı. Ekinler ziyan oldu. Ya mur olmayınca tarlalardaki sebze ve meyveler kurudu. Halk yokluk çekmeye başlayınca idarecileri hedef aldı.
Üzerindeki bedbinli in, umursamazlı ın ve gerginli in sebebi anlaşılmıştı. Heyetten bir başkası söze girdi. Onun da cesareti gelmişti. Teselli vermeye çalıştı:
- Siz, bize yardımcı olun, burada okul açmamıza izin verin. Allah, buraya rahmetini sa anak sa anak gönderir. Topraklar bereketlenir.
İvan, biraz durulmuştu. Sesindeki titreme de gitmişti. Derin bir nefes alarak gözlerini tavana dikti ve şöyle dedi:
- Siz Müslümansınız. İnançlı insanlarsınız. Ancak ben do du umdan beri ateist bir mantıkla yetiştirildim. Allahın varlı ına da inanmıyorum.
İvan, yerinden kalktı. Elindeki paketten bir sigara yakarak, pencere kenarına gitti. Sırtı misafirlere dönük camdan dışarı bakıyordu. Sigaradan çıkan dumanlar odaya yayılmaya başlamıştı ki, hava birden karardı. Ya mur yüklü bulutlar Çadırın semalarını kapladı. Bardaktan boşanırcasına bir ya mur... Sokaklar yundu, yıkandı kısa bir sürede. Topra ın kokusu içeri gelmeye başladı ında İvan elindeki sigarayı hayretten yere düşürmüştü.
İvan içerideki misafirlerin yüzüne baktı. Yüzüne bir canlılık gelmişti. Misafirlere yaklaşıp birinin omzuna dostça dokunarak:
-Davay paşli (Haydi, gidiyoruz.)
-Nereye?
-Siz buraya niçin geldiniz? Okul açmaya de il mi? Çabuk gidelim. Size gösterece im binalardan hangisini be enirseniz, orada e itime başlayabilirsiniz.
Binadan çıkıp arabalara binene kadar herkes sırılsıklam olmuştu. O gün bu gündür, Türkiye'den her ziyaretçi geldi inde, Çadır'ın bereketle yunup yıkandı ına şahit oldum. derdi, kadîm bir dost.
Niyazi ŞANLI
Sızıntı Eylül/2005