Herkese iyi akşamlar,bugün sizlerle imandan olan,Müslümanlığın yegâne gerekliliği olan,madden ve manen en çok değer verdiğimiz fiiliyatımız olan TEMİZLİKTEN bahsedeceğim fâkirane...
- Üç şeyde temizlik, cehalet alametidir!
…
Temizliği cahillik demek olan şeylerden birincisi, kitap.
Bir yakınınızın kitaplığında bir kitap, dikkatinizi çekiyor.
Hiç yıpranmamış.
Elinize alıp açtığınızda ilk açılış olduğunu belli eden o harika hışırtı ve mis gibi matbaa kokusu…
Ama, bu neyi gösteriyor?
O kitabın hiç okunmadığını!
...
Eskiden evlerde büyük salonu baştan başa kaplayan, iri yarı, çok amaçlı, dolaplı, raflı, tuhaf bir heyula vardı: Vitrin.
Ne yoktu ki içinde…
Televizyondan incik boncuklara; yemek takımlarından ansiklopedi ciltlerine; aile fotoğraflarından içki kadehlerine… kadar ev halkının değer yargıları ve dekor zevkıne dair bütün ipuçları o vitrinde teşhir edilirdi.
Oldum olası garip gelmiştir bana:
Vitrin rafında porselenlerle birlikte kitap ciltleri, yan yana.
Aslında beraber olması en imkânsız ikili...
Ama vitrinde kap kacak ve kitap, bir arada.
Nasıl bir uyum ilgisi kurulduğunun hikmetine -itiraf edeyim- bu yaşımda bile vakıf değilim.
Olsun, yine de ağır başlı harika ciltler, hemen ilginizi kabartıyor. Ciltlerden birini çekiyorsunuz; fakat o ne, yerinden oynamıyor… Biraz zorluyorsunuz, dört cilt blok halinde geliyor…
Çünkü o kitap seti, kim bilir kaç zaman önce, ilk alındığı gün, o rafa yerleştirilmiştir ve yıllar yılı onlara dokunulmadığı için, kitaplar, zamanla bir birine yapışmıştır!
Tertemiz kitaplar… Kendilerini elleyecek, kirletecek, yıpratacak nesilleri bekliyor!
…
İkincisi ise, seccade.
Onun da çok temiz olması, hayra alamet değil.
Mesela, bir yakınınızda misafirsiniz.
Bir ara namaz için kalktınız, namazlık istediniz, getirip serdiler.
Seccadede baş ve dizlerin geldiği kısımlar, hafif yıpranmış, ağarmış, aşınmış ise o namazlık, size ne anlatıyor?
Demek ki bu evde namaz kılınmaktadır ve bu seccadede kim bilir ne başlar secdeye gelmiş, ne dualar edilmiş, ne tesbihat yapılmıştır…
Peki, bir de şöyle hayal edin:
Sizi epey bekleterek arka odalardan birindeki dolaplardan bohçalardan bir namazlık çıkarıp getirdiler.
Seccade o kadar temiz ki, belli, onda ilk namaza duran sizsiniz.
Hatta secdeye vardığınızda deterjan kokusundan nefesiniz kesilir gibi oluyor.
O seccade size ne anlatıyor?
…
Temizliği cahilliğe işaret olan şeylerden üçüncüsü mü?
Misafir salonlarımız.
Onlar, metrekare bakımından evlerimizin en geniş bölümleridir ve çoğu zaman ev halkına kapalıdır.
Hatta bazı kalabalık aileler, evin daracık arka odasında tıkış tıkış bir şekilde yaşarlar; ama o han gibi geniş salon, öylece bomboş bekler.
Allâh aşkına, o salonlar ne işe yarıyor?
Söyleyeyim: Genellikle o salon, senede iki kere işe yarar.
Çünkü ramazan ve kurban bayramlarında gelen misafirlere, aslında eşyalarımızı göstermek için kullandığımız bir teşhir salonudur orası.
Ve o salonlarda öylesine anormal bir temizlik yapılmıştır; her şey öylesine gıcır gıcır, pırıl pırıldır ki doğal olarak içeriye adım atmak, kimsenin haddi değildir.
O salonlar, kullanılsın diye değil; seyredilsin ve hayran kalınsın diye dizayn edilmiştir.
Sizi bilmem; ben, bayram ziyaretlerinde böylesi salonlarda ağırlanmaktan müthiş sıkılıyorum.
Çünkü etrafımdaki abartılı düzen ve görsellik, o kadar göze sokulurcasınadır ki ister istemez şunu düşünüyorum:
Bu salonda manzarayı bozan tek şey, ben!
...
Temizlik, imandansa huzur veriyor.
Ama gösteriş merakındansa sıkıntı…
… Vesselam????
- Üç şeyde temizlik, cehalet alametidir!
…
Temizliği cahillik demek olan şeylerden birincisi, kitap.
Bir yakınınızın kitaplığında bir kitap, dikkatinizi çekiyor.
Hiç yıpranmamış.
Elinize alıp açtığınızda ilk açılış olduğunu belli eden o harika hışırtı ve mis gibi matbaa kokusu…
Ama, bu neyi gösteriyor?
O kitabın hiç okunmadığını!
...
Eskiden evlerde büyük salonu baştan başa kaplayan, iri yarı, çok amaçlı, dolaplı, raflı, tuhaf bir heyula vardı: Vitrin.
Ne yoktu ki içinde…
Televizyondan incik boncuklara; yemek takımlarından ansiklopedi ciltlerine; aile fotoğraflarından içki kadehlerine… kadar ev halkının değer yargıları ve dekor zevkıne dair bütün ipuçları o vitrinde teşhir edilirdi.
Oldum olası garip gelmiştir bana:
Vitrin rafında porselenlerle birlikte kitap ciltleri, yan yana.
Aslında beraber olması en imkânsız ikili...
Ama vitrinde kap kacak ve kitap, bir arada.
Nasıl bir uyum ilgisi kurulduğunun hikmetine -itiraf edeyim- bu yaşımda bile vakıf değilim.
Olsun, yine de ağır başlı harika ciltler, hemen ilginizi kabartıyor. Ciltlerden birini çekiyorsunuz; fakat o ne, yerinden oynamıyor… Biraz zorluyorsunuz, dört cilt blok halinde geliyor…
Çünkü o kitap seti, kim bilir kaç zaman önce, ilk alındığı gün, o rafa yerleştirilmiştir ve yıllar yılı onlara dokunulmadığı için, kitaplar, zamanla bir birine yapışmıştır!
Tertemiz kitaplar… Kendilerini elleyecek, kirletecek, yıpratacak nesilleri bekliyor!
…
İkincisi ise, seccade.
Onun da çok temiz olması, hayra alamet değil.
Mesela, bir yakınınızda misafirsiniz.
Bir ara namaz için kalktınız, namazlık istediniz, getirip serdiler.
Seccadede baş ve dizlerin geldiği kısımlar, hafif yıpranmış, ağarmış, aşınmış ise o namazlık, size ne anlatıyor?
Demek ki bu evde namaz kılınmaktadır ve bu seccadede kim bilir ne başlar secdeye gelmiş, ne dualar edilmiş, ne tesbihat yapılmıştır…
Peki, bir de şöyle hayal edin:
Sizi epey bekleterek arka odalardan birindeki dolaplardan bohçalardan bir namazlık çıkarıp getirdiler.
Seccade o kadar temiz ki, belli, onda ilk namaza duran sizsiniz.
Hatta secdeye vardığınızda deterjan kokusundan nefesiniz kesilir gibi oluyor.
O seccade size ne anlatıyor?
…
Temizliği cahilliğe işaret olan şeylerden üçüncüsü mü?
Misafir salonlarımız.
Onlar, metrekare bakımından evlerimizin en geniş bölümleridir ve çoğu zaman ev halkına kapalıdır.
Hatta bazı kalabalık aileler, evin daracık arka odasında tıkış tıkış bir şekilde yaşarlar; ama o han gibi geniş salon, öylece bomboş bekler.
Allâh aşkına, o salonlar ne işe yarıyor?
Söyleyeyim: Genellikle o salon, senede iki kere işe yarar.
Çünkü ramazan ve kurban bayramlarında gelen misafirlere, aslında eşyalarımızı göstermek için kullandığımız bir teşhir salonudur orası.
Ve o salonlarda öylesine anormal bir temizlik yapılmıştır; her şey öylesine gıcır gıcır, pırıl pırıldır ki doğal olarak içeriye adım atmak, kimsenin haddi değildir.
O salonlar, kullanılsın diye değil; seyredilsin ve hayran kalınsın diye dizayn edilmiştir.
Sizi bilmem; ben, bayram ziyaretlerinde böylesi salonlarda ağırlanmaktan müthiş sıkılıyorum.
Çünkü etrafımdaki abartılı düzen ve görsellik, o kadar göze sokulurcasınadır ki ister istemez şunu düşünüyorum:
Bu salonda manzarayı bozan tek şey, ben!
...
Temizlik, imandansa huzur veriyor.
Ama gösteriş merakındansa sıkıntı…
… Vesselam????


