- Üyelik Tarihi
- 6 Tem 2007
- Mesajlar
- 49
- Aldığı Beğeniler
- 1
Biz her ağladığımızda birileri gülerdi..
Solgun ve buğulu gözbebekleriyle bakardık dünyanın penceresinden.
Biz kelimelere inat sustukça,
dünya sözlere boğulur isyana düşerdi..
Ve düşmezdi bize bir kelam daha eklemek..
Kendimizce gaf'lar işlerdik, saymazlardı bizleri kimselerden...
Üç noktalık bir tutanak yazardık, uç noktalara postalardık...
Bazen tutunacak dal bulamazken biz,
hayat köklerini derinlere salıvermiş söğütler büyütürdü..
Ve biz gölgelenmeye yer bulamazdık..
Yine kaptırılmıştı bak en iyi yerler..
Ey Can...
Bazen içmeye bir damla su bulamazken,
Kimileri dayardı bûselik ağızlarını akan soğuk ve ılgın nehirlere..
Kana kana kanarlardı..
Biz kan kaybederdik...Yaralarımızı kanatırlardı,
ve her akan suda kızıllık belirirdi..
Biz yutkunmaktan boğazlarımızın acıdığını bilirdik..
Ve..
Öylece kalırdık, derekenarlarında, derkenarlarında..
Yıkık bir duruşumuz vardı, dimdik duranlara inat..
Salıverirdik omuzlarımızı hor görülen bir kaç yaşlı nine gibi..
Beklerdik uzunca kuyruklarda, belki bize de tebessümün veznesinde sıra gelir diye..
Ve biz..
Tam sıra geldiğinde, kapanışını görürdük o veznelerin..
Ve bir beklemeye daha dururduk..
Yeni bir günde..
Yeni günler,
İyi günler,
Hoşça günler..
Sıradan günler,
Gelmeyecekse beklenen günler..?
Günlerden günsüzlükler dağlanırdı durduğumuz uçurumların kıyısında..
Ve biz bu günlere bakarak, aşağı salardık bedenlerimizi..
Bilirdik,
Biz düşerken kimse kucak açacak derman bulamazdı...
Ve izimizi kaybettirirdik, var olanlara inat..
İnat değilmi..? işte öylesine bir inat..
Ah be Can..!
Şimdilerde, sıcak simit satan çocuklardan bir lokmalık birşey almaya yoktu gücümüz..
Nedense her camekan bize uzaktan parlıyordu
Ve biz yine baka kalıyorduk, uzaktan birşeylere..
Bizim ceplerimizde bir kaç tomar boşluk olurdu..
Bir kaç delik kalırdı bizim ellerimizi üşüten..
Hani üstü parlak baskılı bir kaç kuruşa inat..
Aslında açlığımız yoktu lokmalara..
Fakirin hakkının zaten bir lokma olan zamanlarda yaşıyorduk...
Dedim ya, veznebaşı işler, birde tebessüm memurları olurdu..
Tam kapatırlardı sıra bize gelince..
Ve biz boş bir cüzdana talimdik..
Ne liralık bir işimiz.. ne de kuruşluk bir ihtiyacımız olurdu, çünkü biz bilmezdik geleni gideni..
Bize banknotlar teslim edilmezdi, gözümüz açtı, belki çalardık birşeyleri birilerinden..
Biz hesap bilmezdik..
Onlar bizi hiç bilmezdi..
Biz ne bu veznelere..
Ne tebessümlere...
Ne de bu dünyaya..
Hiç yakışmadık..
Yakışmadık Can...
Yakamızda ölüm rozeti, ve biz..
Bu hayatın belki yüz;
Belki binbeşyüzlük gazilerindendik...
Bir dikili taşı olmayan...
Geride tek kalan bizdik Can...
Solgun ve buğulu gözbebekleriyle bakardık dünyanın penceresinden.
Biz kelimelere inat sustukça,
dünya sözlere boğulur isyana düşerdi..
Ve düşmezdi bize bir kelam daha eklemek..
Kendimizce gaf'lar işlerdik, saymazlardı bizleri kimselerden...
Üç noktalık bir tutanak yazardık, uç noktalara postalardık...
Bazen tutunacak dal bulamazken biz,
hayat köklerini derinlere salıvermiş söğütler büyütürdü..
Ve biz gölgelenmeye yer bulamazdık..
Yine kaptırılmıştı bak en iyi yerler..
Ey Can...
Bazen içmeye bir damla su bulamazken,
Kimileri dayardı bûselik ağızlarını akan soğuk ve ılgın nehirlere..
Kana kana kanarlardı..
Biz kan kaybederdik...Yaralarımızı kanatırlardı,
ve her akan suda kızıllık belirirdi..
Biz yutkunmaktan boğazlarımızın acıdığını bilirdik..
Ve..
Öylece kalırdık, derekenarlarında, derkenarlarında..
Yıkık bir duruşumuz vardı, dimdik duranlara inat..
Salıverirdik omuzlarımızı hor görülen bir kaç yaşlı nine gibi..
Beklerdik uzunca kuyruklarda, belki bize de tebessümün veznesinde sıra gelir diye..
Ve biz..
Tam sıra geldiğinde, kapanışını görürdük o veznelerin..
Ve bir beklemeye daha dururduk..
Yeni bir günde..
Yeni günler,
İyi günler,
Hoşça günler..
Sıradan günler,
Gelmeyecekse beklenen günler..?
Günlerden günsüzlükler dağlanırdı durduğumuz uçurumların kıyısında..
Ve biz bu günlere bakarak, aşağı salardık bedenlerimizi..
Bilirdik,
Biz düşerken kimse kucak açacak derman bulamazdı...
Ve izimizi kaybettirirdik, var olanlara inat..
İnat değilmi..? işte öylesine bir inat..
Ah be Can..!
Şimdilerde, sıcak simit satan çocuklardan bir lokmalık birşey almaya yoktu gücümüz..
Nedense her camekan bize uzaktan parlıyordu
Ve biz yine baka kalıyorduk, uzaktan birşeylere..
Bizim ceplerimizde bir kaç tomar boşluk olurdu..
Bir kaç delik kalırdı bizim ellerimizi üşüten..
Hani üstü parlak baskılı bir kaç kuruşa inat..
Aslında açlığımız yoktu lokmalara..
Fakirin hakkının zaten bir lokma olan zamanlarda yaşıyorduk...
Dedim ya, veznebaşı işler, birde tebessüm memurları olurdu..
Tam kapatırlardı sıra bize gelince..
Ve biz boş bir cüzdana talimdik..
Ne liralık bir işimiz.. ne de kuruşluk bir ihtiyacımız olurdu, çünkü biz bilmezdik geleni gideni..
Bize banknotlar teslim edilmezdi, gözümüz açtı, belki çalardık birşeyleri birilerinden..
Biz hesap bilmezdik..
Onlar bizi hiç bilmezdi..
Biz ne bu veznelere..
Ne tebessümlere...
Ne de bu dünyaya..
Hiç yakışmadık..
Yakışmadık Can...
Yakamızda ölüm rozeti, ve biz..
Bu hayatın belki yüz;
Belki binbeşyüzlük gazilerindendik...
Bir dikili taşı olmayan...
Geride tek kalan bizdik Can...