Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

MeLeK

Benim aşkım askı Verene!
 
Üyelik Tarihi
29 Kas 2005
Mesajlar
5,547
Aldığı Beğeniler
49
Konum
DuA taşan YüreK
Acıkınca ne yapılır?

İnsan acıkınca karnını doyurmak ister. Bu gayet fıtrî bir işleyişin sonucudur. Hatta karnınızı doyurmazsanız, yani midenizin ihtiyaç duydu u gıdaları ona takdim etmezseniz, bedenin sinyalizasyonu sizi etkilemeye başlar. Tabir yerindeyse, mideniz zil çalmaya başlar. Hatta bu ihtiyacın daha uzun vakitte giderilmemesi daha başka problemleri de beraberinde getirir. Bu gıdasızlık di er vücut organlarının da sa lıklı işleyişini engeller. Akıl akletmede, göz görmede, dil konuşmada, kulak duymada ve vücut hissetmede zayıf düşmeye başlar. Vücudun maddî işlemesi do rusu bu ‘doymak’ la direkt alâkalıdır. Allah ü Teâlâ, insan midesinin bu işleyişini bu kurala ba lamıştır.

Kalp midesi acıkırsa ne yapılır?


Aynen böyle de, bir mide hükmünde olan kalp aç bırakılırsa ne gibi sonuçlar ortaya çıkar. İşte bu sinyal de ‘can sıkıntısı’ şeklinde dışa vurulmaktadır. ‘Can sıkıntısı’, içinde yaşadı ımız ça da çokça zikredilmektedir. Do rusu modern tıbbın getirmiş oldu u hiçbir tedavi, bu sıkıntıya kalıcı bir çözüm de bulmuş de il. İnsanı insan yapan manevî duyguları, moral de erleri kullanan maneviyat ilmi, tıpkı bir laboratuvar gibi insanı incelemekte ve belli tahlil sonuçlarına ulaşmaktadır. Ve ilginçtir ki, her insan belki ayrı bir şekilde tahlil sonuçlarına sahip olacak ve ona göre de tedavi uygulamaları kişiden kişiye de işecektir. Bütün bu tedâvide ihtimal hesaplarına ancak Kur’ân ilmiyle ulaşılacaktır. İşte Risâle-i Nur eserleri bu asır insanlarına çözüm tekliflerinden oluşan bir reçete sunmaktadır.

Kalp, ruh, akıl, göz,

kulak, a ız mideleri


Kafanın da bir mide oldu una dikkatleri çeken Bediüzzaman, Şualar isimli eserinde (s.5 orijinal bir yorum yapar, “Nasıl ki mide bir rızık ister; öyle de, kalb ve ruh ve akıl ve göz ve kulak ve a ız gibi insanın lâtifeleri ve duyguları dahi Rezzak-ı Rahîm’den rızıklarını isterler ve müteşekkirane alırlar. Her birisine ayrı ayrı ve onlara lâyık ve onları memnun ve mütelezziz eden rızıkları, hazine-i rahmetten ihsan edilir.” Manevi duygular aç bırakıldı ında insanda bu durumu hissettirecek bir mekanizmanın varlı ına dikkat çekilerek, her şeyi hikmetle yaratan Allah-ü Teâlâ (cc) bu hissi de insana koydu una vurgu yapılmıştır.

Canı sıkılan uyarılıyor demektir

İnsandaki hiçbir hal ve durum hikmetsiz de ildir. Canı sıkılan insan bir uyarılma içinde kendisini bulmaktadır. “Manen aç oldu umuz zaman ‘can sıkıntısı, karamsarlık, ümitsizlik’ gibi halet-i ruhiye içine gireriz ve kendimizi bir takım arayışların içinde buluruz” diye tanımlanan sıkıntı hali, aynı zamanda kişinin manen gelişmesinin de bir başlangıcı olarak ifade edilmiş. “Manevi açlık hissi, bize verilmemiş olsaydı, bizler hiçbir arayışın içine girmeyecektik. Böylece ruhumuz bir çocu unki gibi sabit kalacaktı ve melekler gibi olacaktık.” Yazıda, manevi gıdaları insanların ço u kez yanlış adreslerde ve daha çok nefsin hoşuna giden sefahat ve haram lezzetlerde aradı ından bahsedilerek, bunun neticesi olarak da, Allah’ın kendisine verdi i akıl, kalp, sır gibi lâtife-i Rabbaniye gibi duygulara faydadan çok zarar ve hastalık getirdi ine dikkatler çekilmektedir.

Kalplerin tatmininin ancak ve ancak Allah’ı zikretmede oldu u düşünüldü ünde, ‘İman hakikatleri, Allah sevgisi ve ibadetler gibi gıdalarla insan manen doyar’ yorumu bir tedavi uygulamasıdır. İnsan duygularının fıtri ihtiyacı olan manevi gıdalar, ihmale gelmeyecek önemdedir. Kur’ân kalblere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır. Gıdanın tekrarı kuvveti artırır. Bediüzzaman, manevi gıdanın insan için lüzumunu yaşadı ımız maddi hayatla ba lantılı olarak anlatır; “İnsan maddî hayatında; her anda havaya, her vakit suya, her zaman ve her gün gıdaya, her hafta ziyaya muhtaçtır. Bunların tekerrürü haddizâtında tekerrür olmayıp, ihtiyaçların tekerrürü içindir. Kezalik insan hayat-ı ruhiyesi cihetiyle Kur’ân’da zikredilen bütün nevilere muhtaçtır. Bazı nevilere her anda muhtaçtır. “HüvAllah” gibi. Çünki ruh bunun ile nefes alıyor. Bazı nevilere her vakit, bazılarına her zaman muhtaçtır. İşte hayat-ı kalbiyenin ihtiyaçlarına binaen Kur’ân tekrarlar yapıyor. Meselâ: “Bismillah”, hava-i nesîmî gibi kalbi ve ruhu tatmin etti inden kesret-i ihtiyaca binaen Kur’ân’da çok tekrar edilmiştir.” (Mesnevi-i Nuriye, s.10 Tabiî kalbin, aklın, ruhun gıdasız bırakılması neticesinde, di er organlar da bundan olumsuz etkilenecek ve belki de mânevî işleyiş kendili inden duracaktır.
 

fatsalı

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
13 Eki 2005
Mesajlar
1,831
Aldığı Beğeniler
796
Konum
fatsa
Takım
Trabzonspor
ablam çok güzel bir konuya temas etmişsiniz ellerinize sağlik teşkkürler....... ama ben acıkınca yemek yiyorum..........

paylaşımlarınız için teşekkürler.fatsalı
 

Sevval

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2006
Mesajlar
148
Aldığı Beğeniler
0
KÂLBINDEKI PUTLARI KIR!
Sen, hiç, Nebî Sallâllahü Aleyhi Vesellem'in su sözünü isitmedin mi?
- Bir kimse ki , yedigini-içtigini nasil ve nereden kazandigina aldiris etmezse Allah da onu cehennemin kapilarinin hangisinden sokacagina aldirmaz .
Melekler içinde suret bulunan bir eve girmezlerse, içinde bir sürü suretlerle putlarin bulundugu senin kalbine nasil girer?
Mü'min dünyada gariptir, yalnizdir. Zahid de âhiretle ilgili hususlarda gariptir. Ârif ise Allah'dan baska hersey yaninda gariptir, yalnizdir. Mü'min dünyada âdetâ zindandadir. Bol rizik içinde bulunsa ve genis evlerde otursa bile...Âile efrâdi; malinda, mevkiinde istedikleri gibi tasarruf ederler. Nes'elenirler. Etrafinda gülerler, oynarlar. O ise gizli bir zindan içindedir. Nes'esi yüzündedir. Kederi kalbindedir.
Dünyâ hayâtinin içyüzünü iyi bilir. Kalben onu terkeder, bosar. Ilk bosayisi talâkdir, bir bosayisdir. Çünkü bütün dünyevî imkanlarinin tamamen elden gitmesinden korkar. O, bu hâlet içindeyken bir de görür ki, ahiret kapisini açmis, güzel yüzü bütün parlakligi ile karsisinda duruyor. Onu görünce, dünyayi bir kere daha bosar. Fakat dünya (dünyevi zevkler, hazlar) gelir, kendisinin boynuna sarilir.Bunun üzerine o da onu üç talâkta birden bosar. Ve varir, ahiretin yaninda durur. O orada dururken, birden siddetli bir nur lemeân eder, parlar. Bu Azîz ve Celâl olan Hakk'in nurudur. Onu görünce bir kere daha bosar. Bu sirada dünyâ kendisine sorar
- Beni niçin bosadin?
O, cevaben der ki:
- Senden daha güzelini gördüm.
Baska bir zaman, dünya yine sorar:
- Beni niçin bosadin?
O da der:
- Çünkü sen, gelip-geçicisin. Aldatici türlü sekillerle ve kiyafetlerle bürünmüs birisisin.Aslin hâlen su göründügünden baskadir. Bu durumda seni nasil bosamayayim?...
Iste o anda, artik o müminin , Rabbini tanimis olmasi tahakkuk eder. Böylece, mâsivâdan (Allah'dan gayri herseyin) karsisinda hür duruma gelir. Dünya ile ahiret karsisinda ise garip ve kimsesiz duruma düser. Çünkü o dünyanin da ahiretin de uzaklarindadir. Onun nazarinda, dünya da ahiret de nâmevcut (yok) mesâbsindedir.
Insanlara güvenip baglanma duygularinin koptugu, Allah'a olan sevgi baglarinin da saglamlastigi bir an, bil ki Allah seni kendisine dost olarak seçmistir. O'nun bu seçisini garip bulma. Kim ki Izzet ve Celal sahibi Hakk'in yolunda yürüme ve onunla birlikte bulunma hususunda sabir gösterirse, o, Allah'in acâib ve hikmetli lûtuflarini görür. Kim iki fakirlige sabreder tahammül gösterirse pesinden zenginlik gelir.
Zîra, surasi bir gerçekdir ki, kendilerine peygamberlik verilenlerin çogu çobanlardan, velîlik verilenlerin ekserisi de kölelerle gariplerdendir.
Kul, her zaman Allah için tevâzuu gösterirse O, onu, aziz eyler, efendi mertebesine yükseltir. Her ne zaman alçak gönüllü davranirsa Allah onu yüceltir. Aziz kilan odur. Muvaffakiyet veren O'dur. Kolaylik veren O'dur. Eger o olmasaydi, O'nun lûtfu olmasaydi, biz O'nu taniyamazdik.
Ey, amelleri ile övünenler! Ey amellerine magrur olanlar! Ey, amelleri ile böbürlenenler! Ne de cahilsiniz! Ne de bilgisizsiniz! Eger Allah'in tevfîki olmasaydi ne namaz kilmaga muktedir olabilirsiniz ne oruç tutmaga ne sabirli olmaga.
Sizler övünme mevkiinde degil, bilakis sükretme durumundasiniz. Övünmege hakkiniz yok. Sükretme vazifeniz var...EY OGUL!
Haram yemek kâlbini öldürür. Helâl yemek ise onu ihya eder. Lokma vardir kalbini nurlandirir. Lokma vardir onu karartir. Lokma vardir seni dünya ile istigal eder hale getirir. Lokma vardir, seni dünya ile ahiretin Yaradani'na ragbet ettirir.
Haram yemek, seni sirf dünya ile istigâle sürükler ve sana günahlari hos gösterir. Mubâh yiyecekler seni ahiret ile istigale sevk eder ve sana tâatleri sevdirir. Helâl yiyecekler ise senin kalbini Allah'a yakinlastirir.
Bu yiyecekler, ancak ma'rifetullah ile yâni Allah'i tanimakla bilinir. Ma'rifetullah ise defterlerde ve kitaplarda degil kalblerde bulunur. Ma'rifetullah haktan gelir. O'nun mahlükatindan gelmez. Aziz ve Celal olan Allah'i tanimak, yani ma'rifetullah, Allah'in ahkâmi tasdik edip sidk ile tatbik ettikten ve yasadiktan sonra hâsil olur.
Allah'i tevhidden ve yalniz O'na güvenip dayandiktan sonra hâsil olur. Yaratilanlarin sevgisinden ve onlara dayanip güvenmekten bütünüyle siyrildiktan sonra hâsil olur.
Sen Allah'i nasil taniyor, nasil biliyorsun ki? Sen ancak yemeyi, içmeyi giyinmeyi ve evlenmeyi biliyorsun. Üstelik bunlar nasil olursa olsun, neredengelirse gelsin, hiç aldirista etmiyorsun. Sen, hiç, Nebî Sallâllahü Aleyhi Vesellem'in su sözünü isitmedin mi?
- Bir kimse ki , yedigini-içtigini nasil ve nereden kazandigina aldiris etmezse Allah da onu cehennemin kapilarinin hangisinden sokacagina aldirmaz .
Izzet ve celâl sahibi Hakk'in evi olan kalbini tahliye et, bosalt. Orada Allah sevgisinden baska hiç bir seye yer verme. Melekler içinde suret bulunan bir eve girmezlerse, içinde bir sürü suretlerle putlarin bulundugu senin kalbine nasil girer? Mâsivadan gayri her sey bir puttur. Allah'dan gayri her sey bir puttur. Öyleyse sen putlari kir.
Evi temizle. Iste o zaman evin sahibinin orada hazir oldugunu göreceksin.
Allah'im, bizi, seni kendimizden razi edecek amelleri islemege muvaffak eyle.
Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver. Ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabindan koru!...
 

eslem

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eyl 2005
Mesajlar
1,072
Aldığı Beğeniler
2
çok doğru bir tespit Canımızın sıkılması Manen aç olmamız.. Allah razı olsun..
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
RABBİM en güzel makamlara koysun
yüreğinize sağlık..

Bir kimse ki , yedigini-içtigini nasil ve nereden kazandigina aldiris etmezse Allah da onu cehennemin kapilarinin hangisinden sokacagina aldirmaz

Yazıda, manevi gıdaları insanların ço u kez yanlış adreslerde ve daha çok nefsin hoşuna giden sefahat ve haram lezzetlerde aradı ından bahsedilerek, bunun neticesi olarak da, Allahın kendisine verdi i akıl, kalp, sır gibi lâtife-i Rabbaniye gibi duygulara faydadan çok zarar ve hastalık getirdi ine dikkatler çekilmektedir.
 

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Bediüzzaman, Şualar isimli eserinde (s.5 orijinal bir yorum yapar, Nasıl ki mide bir rızık ister; öyle de, kalb ve ruh ve akıl ve göz ve kulak ve a ız gibi insanın lâtifeleri ve duyguları dahi Rezzak-ı Rahîmden rızıklarını isterler ve müteşekkirane alırlar. Her birisine ayrı ayrı ve onlara lâyık ve onları memnun ve mütelezziz eden rızıkları, hazine-i rahmetten ihsan edilir.

Allah (cc) razı olsun kardeşim gerçekten çok güzel ve okunması gereken bir yazı ellerine sağlık...selam ve dua ile...
 

Gülistan34

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 Mar 2007
Mesajlar
279
Aldığı Beğeniler
1
Allah razi olsun cok güzel bir paylasim bacim
 
Üst Alt