- Üyelik Tarihi
- 17 Tem 2013
- Mesajlar
- 1,421
- Aldığı Beğeniler
- 716
MEDİNEYİ AĞLATAN EZAN
Allah Rasûlü hasta
yatağında soğuk terler
döküyor. Hazret-i Aişe’nin
gözü yaşlı, Hazret-i Ebu
Bekir’in başı yerde…
Kainatın Efendisi ebedi
yolculuğun eşiğinde son
nefeslerini sayıyor. Medine
soluk almadan bekliyor.
Buruk yürekler, endişeli
bakışlar ve köşelerde sessiz
sessiz akıtılan göz yaşları…
Tek istenilen şey, bir haber.
Habibin sıhhat haberi.
Fakat Alemlerin
Rabbi ...daha fazla
uzatmayacaktır dünya
gurbetini Habibi’nin…
Ahmed’inin yüreğini daha
üzmeyecektir bu çöllerde.
İşte son an… Son nefes…
Ve Habibin dudaklarından
dökülen son söz:
"Er-rafiku'l-a’la! Er-rafiku'l-
a’la! Yüce dost! Yüce dost!"
Kainatın Sevgilisi ulaşıyor
dostuna.
Ezan vaktidir. Rasûlullah’ın
yokluğundaki ilk gecenin
sabahı. Bilal elini kulağına
götürmek için hazırlanıyor.
Mukaddes daveti
duyuracak. Lakin yüreği
yanıyor. Yanık sesi, yanık
yüreğiyle hepten hüzne
bürünmüş başlıyor Ezan-ı
Muhammedî. Ve tam
"Eşhedü enne
Muhammeder-rasûlullah…"
derken bir hıçkırık
kopuveriyor Hazret-i Bilal’in
ciğerlerinden. Bilal ağlıyor,
sahabeler ağlıyor. Dalga
dalga hüznüyle yayılıyor
Gülbang-ı Ahmedî.
Peygamber müezzini ezanı
güçlükle bitirebiliyor.
Medine… Peygamber şehri.
Hiç böyle görmemişti bu
şehri Bilal. Her bir taşından
gözyaşı damlıyordu sanki.
İşte bu sokaklardan
yürümüştü Allah Rasûlü.
Bu mescitte oturmuştu. Şu
kütüktü yaslanıp da hutbe
okuduğu…
Mübarek ayaklarının
değdiği toprak bu topraktı.
O’nun gül kokusu sinmişti
bu yerlere. Medine O’nu
bulduğu gün can bulmuştu.
Ama şimdi o yoktu bu
şehirde. Her zerresine
hasretini nakşedip göçüp
gitmişti işte. Bilal
Medine’de duramazdı artık.
Baktığı her yönde O’nun
hatırasının canlandığı,
yüreğine hicran ateşleri
yağdıran bu şehirde
kalamazdı. Hasretini
bağrına basıp Şam’a gitti.
Aradan seneler geçti.
Medine peygambersiz,
ezanlar Bilalsiz seneler
geçti. Halife defalarca
Bilal’i Medine’ye çağırdı.
Tüm ısrarlara rağmen
peygamber müezzini kabul
etmedi bu davetleri.
Fakat bir gece Efendimiz
s.a.v. rüyasına geldi
Hazret-i Bilal’in. Allah
Resûlü s.a.v. nurlar içinde
ona bakıyor, sitemvâri bir
tavırla: “Ne zamandır
beldemize uğramaz oldun
Ya Bilal!” diyordu. Ertesi
sabah Bilal, emri alan
asker gibi fırladı. Derhal
Medine yollarına koyuldu.
Bilal’in ne sıcakta pişen
vücudu ne uzayan yollara
bakan gözleri vardı.
Hissettiği tek şey kalbindeki
tarifsiz sızıydı. Özleten,
ağlatan, yandıran bir sızı…
Günlerce süren yolculuğun
ardından Bilal, sevgilisini
gömdüğü hicran şehrine
ayaklarını basıyordu işte.
Ve o gün Medine bir
zamanlar çok iyi tanıdığı bir
sesle açıyordu gözlerini
sabaha. Sesi duyan daha
iyi işitebilmek için kapılara
koşuyordu.
Sokaklara dökülen insanlar
heyecan içinde birbirlerine
tek bir şeyi haber
veriyordu. “Bilal gelmiş!
Seneler sonra Bilal
Medine’ye dönmüş.”
Kalpler sanki yerinden
çıkacaktı. Sokaklarda
kadınlar, çocuklar… Medine
böyle bir şey görmemişti.
Bütün şehir mescide
akıyordu. Onlar bu sesi hep
peygamber hayattayken
duymuşlardı. Bu sesi işitip
de gittiklerinde mescide
Allah Rasûlü’nün o
mübarek yüzünü
görmüşlerdi yıllarca. Peki
ya şimdi? İşte bu ses
Bilal’in sesiydi. Yoksa
Muhammed Mustafa s.a.v.,
kainatın biricik sevgilisi
şimdi de mescitte miydi?
Birisi deseydi ki: “Evet,
Peygamberimiz mescitte,
müminleri namaza
bekliyor.” Şüphesiz buna
inanmayan kalmayacaktı.
Bir anda çağlayan hisler o
koskoca hakikati
unutturuvermişti. Allah
Rasûlü artık aralarında
yoktu ve dönmesi de
mümkün değildi. İşte o
dem herkes koyuverdi
kendini. Genç, ihtiyar,
kadın, çocuk herkes
ağlıyordu. Her şey
ortadaydı. Bu ses bu
semalarda Muhammed
Aleyhisselam’sızdı.
Bilal de yüreğinin
yangınlarına su serpiyordu
gözyaşlarıyla. O da
ağlıyordu. Hıçkırıklara
karışan bu ezan bütün
Medine’yi ağlatmıştı. Bu
Hazret-i Bilal’in r.a.
okuduğu son ezanı oldu.
Şam’a döndükten bir süre
sonra o da Hakk’ın
rahmetine ulaştı.
ALLAH ONLARDAN RAZI
OLSUN.
Allah Rasûlü hasta
yatağında soğuk terler
döküyor. Hazret-i Aişe’nin
gözü yaşlı, Hazret-i Ebu
Bekir’in başı yerde…
Kainatın Efendisi ebedi
yolculuğun eşiğinde son
nefeslerini sayıyor. Medine
soluk almadan bekliyor.
Buruk yürekler, endişeli
bakışlar ve köşelerde sessiz
sessiz akıtılan göz yaşları…
Tek istenilen şey, bir haber.
Habibin sıhhat haberi.
Fakat Alemlerin
Rabbi ...daha fazla
uzatmayacaktır dünya
gurbetini Habibi’nin…
Ahmed’inin yüreğini daha
üzmeyecektir bu çöllerde.
İşte son an… Son nefes…
Ve Habibin dudaklarından
dökülen son söz:
"Er-rafiku'l-a’la! Er-rafiku'l-
a’la! Yüce dost! Yüce dost!"
Kainatın Sevgilisi ulaşıyor
dostuna.
Ezan vaktidir. Rasûlullah’ın
yokluğundaki ilk gecenin
sabahı. Bilal elini kulağına
götürmek için hazırlanıyor.
Mukaddes daveti
duyuracak. Lakin yüreği
yanıyor. Yanık sesi, yanık
yüreğiyle hepten hüzne
bürünmüş başlıyor Ezan-ı
Muhammedî. Ve tam
"Eşhedü enne
Muhammeder-rasûlullah…"
derken bir hıçkırık
kopuveriyor Hazret-i Bilal’in
ciğerlerinden. Bilal ağlıyor,
sahabeler ağlıyor. Dalga
dalga hüznüyle yayılıyor
Gülbang-ı Ahmedî.
Peygamber müezzini ezanı
güçlükle bitirebiliyor.
Medine… Peygamber şehri.
Hiç böyle görmemişti bu
şehri Bilal. Her bir taşından
gözyaşı damlıyordu sanki.
İşte bu sokaklardan
yürümüştü Allah Rasûlü.
Bu mescitte oturmuştu. Şu
kütüktü yaslanıp da hutbe
okuduğu…
Mübarek ayaklarının
değdiği toprak bu topraktı.
O’nun gül kokusu sinmişti
bu yerlere. Medine O’nu
bulduğu gün can bulmuştu.
Ama şimdi o yoktu bu
şehirde. Her zerresine
hasretini nakşedip göçüp
gitmişti işte. Bilal
Medine’de duramazdı artık.
Baktığı her yönde O’nun
hatırasının canlandığı,
yüreğine hicran ateşleri
yağdıran bu şehirde
kalamazdı. Hasretini
bağrına basıp Şam’a gitti.
Aradan seneler geçti.
Medine peygambersiz,
ezanlar Bilalsiz seneler
geçti. Halife defalarca
Bilal’i Medine’ye çağırdı.
Tüm ısrarlara rağmen
peygamber müezzini kabul
etmedi bu davetleri.
Fakat bir gece Efendimiz
s.a.v. rüyasına geldi
Hazret-i Bilal’in. Allah
Resûlü s.a.v. nurlar içinde
ona bakıyor, sitemvâri bir
tavırla: “Ne zamandır
beldemize uğramaz oldun
Ya Bilal!” diyordu. Ertesi
sabah Bilal, emri alan
asker gibi fırladı. Derhal
Medine yollarına koyuldu.
Bilal’in ne sıcakta pişen
vücudu ne uzayan yollara
bakan gözleri vardı.
Hissettiği tek şey kalbindeki
tarifsiz sızıydı. Özleten,
ağlatan, yandıran bir sızı…
Günlerce süren yolculuğun
ardından Bilal, sevgilisini
gömdüğü hicran şehrine
ayaklarını basıyordu işte.
Ve o gün Medine bir
zamanlar çok iyi tanıdığı bir
sesle açıyordu gözlerini
sabaha. Sesi duyan daha
iyi işitebilmek için kapılara
koşuyordu.
Sokaklara dökülen insanlar
heyecan içinde birbirlerine
tek bir şeyi haber
veriyordu. “Bilal gelmiş!
Seneler sonra Bilal
Medine’ye dönmüş.”
Kalpler sanki yerinden
çıkacaktı. Sokaklarda
kadınlar, çocuklar… Medine
böyle bir şey görmemişti.
Bütün şehir mescide
akıyordu. Onlar bu sesi hep
peygamber hayattayken
duymuşlardı. Bu sesi işitip
de gittiklerinde mescide
Allah Rasûlü’nün o
mübarek yüzünü
görmüşlerdi yıllarca. Peki
ya şimdi? İşte bu ses
Bilal’in sesiydi. Yoksa
Muhammed Mustafa s.a.v.,
kainatın biricik sevgilisi
şimdi de mescitte miydi?
Birisi deseydi ki: “Evet,
Peygamberimiz mescitte,
müminleri namaza
bekliyor.” Şüphesiz buna
inanmayan kalmayacaktı.
Bir anda çağlayan hisler o
koskoca hakikati
unutturuvermişti. Allah
Rasûlü artık aralarında
yoktu ve dönmesi de
mümkün değildi. İşte o
dem herkes koyuverdi
kendini. Genç, ihtiyar,
kadın, çocuk herkes
ağlıyordu. Her şey
ortadaydı. Bu ses bu
semalarda Muhammed
Aleyhisselam’sızdı.
Bilal de yüreğinin
yangınlarına su serpiyordu
gözyaşlarıyla. O da
ağlıyordu. Hıçkırıklara
karışan bu ezan bütün
Medine’yi ağlatmıştı. Bu
Hazret-i Bilal’in r.a.
okuduğu son ezanı oldu.
Şam’a döndükten bir süre
sonra o da Hakk’ın
rahmetine ulaştı.
ALLAH ONLARDAN RAZI
OLSUN.