Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

blue

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
27 Eyl 2005
Mesajlar
90
Aldığı Beğeniler
0

CEMALEDDİN-İ AFGANİ KİMDİR_?

MASONLAR Afgani'nin...CÜMLE CİHANDA İSLAM EGEMENLİĞİ İDEALİZMİNİ KENDİ ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA ABDÜLAHAMİD'İ (OSMANLIYI) YIKMAK VE İSLAMI YOK ETMEK İÇİN KULLANMAK İSTEDİLER...-1-


Serge Hutin adlı bir Fransız masonunun yazdıgı 'Les Francs-Maçons'
kitabının 127.nci sayfasında okudu umuza göre İslam dünyasında masonlar Cemaleddin-i Afgani ve Muhammed Abduh gibi 'din politikacılarını' localarına kaydederek onların eliyle 'Dini, milli yapılara göre reforme ederek' alemşumul İslam dinini bozmak, öte yandan Müslüman Kardeşler (Freres Musulmans) hareketi ile de 'İslam'da milliyetçilik yoktur' propagandası ile milletleri çökertmek ve bu suretle -çok kahpece bir planlar- birbirine zıt 'İslamcı' ve 'Milliyetçi' sun'i düşman kamplar dogurmak istemişlerdir.

(SEYYİD AHMED ARVASİ)



MASONLARIN VE İNGİLİZLERİN BU OYUNUNU DAHİYANE FİRASETİ İLE FARKEDEN ULU HAKAN SULTAN ABDÜLHAMİD HAN...VE AFGANİ...?

Bu arada çok önemli gördügümüz bir hususu okuyucularımıza hatırlatmayı gerekli görüyoruz: Sultan II. Abdülhamid, hatıralarının bir yerinde, dikkatli okuyucularımızın gözünden kaçmayacagına emin oldugumuz bu- degerlendirme yapmaktadır; Cemaleddin Afganî hakkında... Bilindigi gibi Afganî iki kez İstanbul'a gelmiş ve bir süre kalmıştır. Zamanın Şeyhülis-lâm'ı ve bazı din adamları ile arasında geçen tartışmalar gerçekten tatsız ve nahoş olmuştur. Yazıktır ki, 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Islâmî hareketlerin pek çogu üzerinde büyük tesirleri olan Afgani ülkemizde yanlış anlaşılmıştır, istisna kabul edilebilecek birkaç kişinin dışında, bu olumsuz imaj, Abdülhamid'den Şeyhülislâm'a kadar pek çok insan üzerinde hakim olmuştur.


MEHMED AKİF VE CEMALEDDİN-İ AFGANİ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCESİ_?...


Ancak, Mehmet Akif ve benzeri birkaç kişi, O'nu hararetle müdafaa etmişler ve Afganî'yi lâyık oldugu mevkiye oturtmaya çalışmışlardır. Sırât-ı Müstakimin 91. sayısında, Akif onun hakkında şunları söyler;...

«Bugün Mısır ülkesinde islam adına mücadele eden ne kadar insan varsa, bütün bu kıymetli insanlar Cemaleddin Afga-nî'nin yetiştirdigi kişilerdir...>>

«Merhumu ne Afganistan'da, ne Hindistan'da, ne Avrupa da ve ne de Osmanlı topragında rahat bırakmadılar. Hiç bir yerde onu rahat ettirmediler. Cemaleddin, islâm dininden biraz taviz verse idi, İslâm için mücadele etmekten biraz olsun vazgeçse idi, dünyanın her tarafında itibar ve makam bulurdu. Debdebe ve şatafat içinde yaşardı. Fakat o bütün mansıblara ulaşmak kabiliyetinde oldugu halde, islâm konusunda tavizsiz oldugu için, bunların hepsinden mahrum bırakılmış bir büyük insandır. Hiç kimsenin dayanamayacagı hakaretlere ve taarruzlara kendi imanı ile karşı koydu. Kâmil, üstün kelimesinin ihtiva ettigi manaya göre o bir yaşayan sehid idi...» (1)

Sultan Abdülhamid'in Afganî ile ilgili ifadeleri, bizce, içerisinde bulundugu konum ve şartlar açısından degerlendirilmelidir. Bilindigi gibi Afganî «saltanat» anlayışına karşıdır ve saltanatı «ittihad-ı islâm»a bir engel olarak görmektedir. Sultan Abdülhamid ise «Pan-İslâmizm»i savunmakla beraber saltanat makamının sahibidir. Hakan'ın, İngilizler'in Hilafeti yıkma çabalarıyla Afganî'nin düşünceleri arasında bir paralellik görmesi, olayları çok yönlü degerlendirmek ve her türlü ihtimali hesaba katmak alışkanlıgından kaynaklansa gerektir.
Ayrıca şunu belirtmekte yarar var. Abdülhamid dönemine ilişkin sayılan çok olmasa da, hatırat türünde kitaplar yayınlandı. Bunlardan bilhassa, belli aralıklarla birkaç kez Abdülhamid'in sadrazamlıgını yapmış «Sait Paşa'nın Anılarının(2) bu kitap açısından bir ayrı önemi var. Olayların birbirine tekabül etmesi ve bu olaylara ilişkin degerlendirme tarzlarının ve davranışlanın açıkça görülebilmesi açısından, Sait Paşa'nın Anı-ları'nın da bu eserle beraber okunmasında yarar oldugu kanaatındayız.
Sonuç olarak tekrar belirtelim ki, bu anılar, tarihçiler, araştırmacılar ve aydınlar için bir malzemedir. Bu de erli belgeler, Osmanlı tarihinin son yüzyılının daha objektif ve daha gerçekçi bir şekilde incelenmesine yardımcı olacaktır kanaatindeyiz.

PINAR YAYINLARI-(HATIRAT-I ABDÜLHAMİD)







 

blue

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
27 Eyl 2005
Mesajlar
90
Aldığı Beğeniler
0
Cemaleddin Afgani ve Mücadelesi

Fatma Akdokur

insan, yaratılmışların en şereflisidir. Bu şeref, ona verilmiş olan akıl ve bunun neticesi olarak iman edişten dolayıdır. Sahib olunan akıl, ilk insan ve ilk peygamber Adem (a) ile başlayan tevhidi düşünce ve hududu ilahı anlayabilecek imkana sahiptir. Akla, misyonunu icra imkanı tanıyan her insan, mü'min vasfına ulaşabildigi gibi ulvî hedefler etrafında da birleşebilir. Mü'min insan, gören, gördükleri üzerinde düşünen ve bunun neticesinde de eyleme geçen insandır, işte Cemaleddin Afgan! bu üç vasıfları kendisinde bulunduran ve İslami hareketin öncülü üne layık bir insan olarak karşımıza çıkmaktadır.

Afganî içinde yaşadıgı asrın zulmüne baş kaldırma çagrıları yaparak ömrünü islam halklarının diriliş ve vahdetini sa layıp onları top yekün zilletten kurtulma çabalarına hasretmiş bir önderdir. Çünkü gıdası zillet, giysisi yoksulluk, evi harabe olmuş islam halklarının hak ettikleri izzetli hayat ancak yerli ve yabancı istibdada başkaldırı ile mümkün olabilecektir. Bu başkaldırı başı boş bir isyan degil, tevhidi vasıfları içeren bir mücadeleyle başarıya ulaşabilecektir.

Afganî, tevhidi mücadelenin başarıya ulaşabilmesi için ilkin, içte ıslah edilmesi gerekli olan unsurları belirlemiş ve bu çerçevede mücadele vermiştir. Bu unsurlar: islam halkları, idareciler, âlimler ve tahrif olunan din! anlayışlardır.

Müslüman halklar sahih bir inançtan ve amelden uzak, vehm, korkaklık, tembellik ve cehalet içinde bulunmaktadır, insanlarda akletme vasfı yok olmuş, ruhi hissiyat çökmüştür. "Müslümanlar ancak kardeştirler" ilahi prensibine muhalefet edercesine yanı başındakilerden bile habersizdirler, istibdat idareleri karşısında susmakta, istilalara seyirci kalmakta ve bu tavırlarıyla zalime, zulme zemin hazırlamaktadırlar. Uyuşmuş beyinler, körleşmiş gözler, umarsız yürekler...

Bu manzara karşısında umutsuz degildir Afgani. Kaybedilen degerleri hatırlatıp insanların ıslahının, toplumun ıslahına vesile olacagına inanmaktadır. Müslümanlar Kur'an'ı okudukları ve onu hayatlarına geçirdikleri sürece, zaman onları zillet ve hezimete düşürmege kadir olamayacaktır. Müminlerin yegane düsturu Kur'an, okunmalı ve yaşanmalıdır. Yani onda ifade olunan tevhidi mücadele ve onun gerekleri yapılmalıdır. Bu mücadeleye gönül verenlere tavırlarının karşılı ında "Şan ve izzet Allah'a, Resulüne ve mü'minlere mahsustur" ayetinin vadettigi muzafferiyet vardır. Gören, düşünen ve eyleme geçen mü'minler için Sünnetullah'ın geregi, hallerinin de işimi tecelli edecektir.

Afganî'nin adalet anlayışı, halk ve idareciler açısından tevhidi düşünce ve islami ıslahat hareketinde önemli bir yere sahiptir. Adalet kavramının tanımına binaen her hak sahibine hakkını vermek, her şeyi do ru yolda sarfetmek, ülke yönetimini ehil olanlara vermekle kurulacak bu düzen, şüphesiz mülkü koruyacak, idareyi güçlendirecek, hükümetin otoritesini kabul ettirecek, asayiş ve emniyeti temin edecek, memleketi yıkımdan, insanları hastalıklardan, toplumu sosyal sarsıntılardan uzak tutacaktır. Zira mü'minler arasında görülen uyuşmazlık ve ihtilafların temelinde, idari bozukluklar ve sa lıklı anlayıştan uzak oluş yatmaktadır.

Adaletin ikamesi için, öncelikle müslümanların siyasi işlerini yürütecek olan kişinin, uygulayacagı islami hukuk kurallarına, herkesten daha çok kendisinin uyması gerekir. Devlet idaresi için veraset, ırk, kabile, bedenî yahut malî güç geçerli de ildir. Yönetici olabilmek için kuralları yerine getirmedeki kabiliyet ve ümmetin rızasını kazanma gerekliligidir. Müslümanların oluşturacakları siyasî güç onlar arasında bir ırkı digerlerinden kesinlikle ayırmayan ilahî kurallara dayalı olarak tesis olunmalıdır. Dolayısıyla yöneticilerin ümmetin genelinden ayrı imtiyazları yoktur. Aksine onlar, şeriatın korunması ve savunulmasında daha titiz davranmak zorundadırlar.

Oysa islam halklarının idarecileri bütün bu prensiplerden iyice uzaklaşmışlar, halkların düşüncelerini saptırma ve birliklerine engel olma yolunda faaliyet göstermektedirler. Her türlü şahsî menfaat ve rahatlık içinde, halklarına karşı ekabir tutumlar içinde bulunmakta, istilacı batılı efendilerine karşı ise zilletle boyun e mektedirler. Bu çerçevede yeryüzünde Allah'ın hükümlerinin ikamesi ve adaletin tesisi için idarecilerin ıslahına ihtiyaç vardır.

Islahat gayretleri dogrultusunda halklar ve idarecilerle yogun temaslar içinde bulunan Afganî, İslami hareketin sa lıklı bir zemin üzerine yerleşebilmesi için dinin ıslahını da zorunlu görmüştür. Çünkü bu din, aslına uygun olmayan tüm anlayış ve uygulamaları reddetmekte gerçek hayat nizamının ancak kendisiyle kurulabilecegi esasın aday anmaktadır. Fakat bu esas bir tarafa terk edilmiş, "Ey iman edenler, benim düşmanım ve sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin" emrine ra men, kafirlerle dost olunmuş, din kisvesi altında faaliyet gösteren adamlar ortaya çıkmıştır. Bunlar dine bir çok hurafe ve bid'atler sokmuş, insanları uyuşturup atalete sürükleyen yanlış kader anlayışları ve keramet kültürü yaygınlaşmış, uydurma hadislerle din asıl kaynakları olan Kur'an ve sahih sünnetten uzaklaştırılmıştır, insanlar, Kur'an'ı okuyan fakat anlamayan, dinleyen fakat idrak edemeyenler durumuna getirilmiş, önceki alimlerin kendilerine mutlu gelecekler bıraktıkları zehabına kapılmışlardır.

Afganî bu noktada kendilerini ıslah etmesi gereken alimlere ve islam düşünürlerine mesuliyetlerini hatırlatmaktadır. Allah'tan geregi gibi korkan alimler, üzerlerine düşen görevleri yerine getirerek insanları tevhidi düşünceye davet etmelidirler. Onlar Kur'anî ruhu canlandırarak mü'minlere, onun anlamlı ifadelerini hatırlatmalı, tevhidi mücadele bayragını dalgalandırma da yardımlaşmalıdırlar. islam halklarına alimler tarafından yapılacak bu davet, Islamî hareketin yönelişini belirleyecek, onların kardeşlik ve birliginin oluşmasını saglayacaktır.

Cemaleddin Afganî'nin hayatını, örnek mücadelesini ve görüşlerini anlatan, ayrıca müsteşriklerin, modernistlerin ve gelenekçilerin ona yönelik ithamlarını cevaplayan "Cemaleddin Afganî: Hayatı ve Etrafındaki Şüpheler" adıyla Muhsin Abdulhamid tarafından yazılan bu kitap, Fecr Yayınları tarafından ibrahim Sarmış'ın çevirisi ile yayın dünyamıza kazandırıldı. Cemaleddin Afganî'yi daha yakından tanımak ve islam dünyasında yaşanan sorunlarla ve bu konuda gösterilen çözümleyici çabalarla daha iç içe olmak isteyen her müslüman için, bu kitabın okunmasının önemli bir katkı saglayacagı kanaatindeyiz.

Haksöz Dergisi Sayı:2 Mayıs 1991

WEB SİTEDE-Kayıtlı

 
Üst Alt