Uzak diyarlarda gerçekleşen Risale-i Nur'la bağlantılı iman ve Kur'ân hizmetleriyle alâkalı haberlerin aktarıldığı mektuplara bir yenisi daha eklendi. Cezayir'den daha önce de hizmet haberlerini gönderen Kadir Kavun, son mektubunda yeni gelişmeleri bizimle paylaştı.
Kadir Kavun, bu mektubunda, Cezayir'e gitmelerinin hemen akabinde diyalog kurdukları bazı gençlerin, zaman içinde Risale-i Nur'u nasıl tanıdıklarını ve ilgi duyduklarını anlattı. Hattâ ilk başlarda, kendileri hakkında önyargılı yaklaştıklarını; ancak bir süre sonra bu olumsuz havanın ortadan kalktığını ifade etti. Gelinen en son noktada ise, Nur sohbetlerini aksatmadan takip ettiklerini, kendilerinin de hususî olarak Risaleleri büyük bir iştiyakla okuduklarını; hepsinden de önemlisi Nur risalelerini bir hayat biçimi olarak değerlendirdiklerini aktardı.
Kadir Kavun'un bu gençlerle alâkalı aktardığı bir diğer ilginç anekdot, Türkiye'deyken, Nur hizmetlerinde bulunan büyükleri ve ağabeyleriyle çektirdikleri fotoğrafları göstermesiyle ilgiliydi. Bu fotoğrafları merakla ve hayranlıkla inceleyen Cezayirli gençler şöyle demişlerdi:
"Gelecek yaz mevsiminde muhakkak Türkiye'ye gitmeliyiz; oradaki Kur'ân hizmetlerini daha yakından görüp tanımalıyız."
Kadir Kavun, göndermiş olduğu mektubunda, diğer bazı gelişmelerden de bahsetti. Bunlardan bazılarını, özet halinde sıralayalım:
Bir sohbet daveti sırasında, o ortamda bulunan Cezayirli bir âlim zât şunları söyledi:
"Dedelerinizin topraklarına tekrar hoş geldiniz. Müslümanlar yekvücutturlar. Dillerin ve renklerin ayrılığı Allah'ın ayetlerindendir. İmanın da beldesi yoktur. İmanın beldesi kalplerdir. Sizinle olan mazideki güçlü beraberliğimiz, artık yeniden her alanda, günden güne daha fazla güçlenecektir."
Kesintisiz olarak devam eden İşarâtü'l-İ'câz derslerinde, hemen her defasında, Cezayirli dost ve kardeşlerimizin hayret ve şaşkınlık dolu ifade ve tavırlarına şahit oluyoruz. Bir defasında, hukuk eğitimi gören bir arkadaşımız şöyle demişti:
"Kim tahmin edebilirdi ki; harpte yazılan bu eser bu gün Cezayir'in Şeraga semtinde, bizlerin ders olarak okuyacağını... Üstad, Rusya'da esarette iken bu eserin akıbetinden haberi yoktu. Fakat Allah, bizi bu rahmanî sofrada buluşturmayı ezelden takdir etmiş. Ne mutlu bizlere!"
Şu an üniversite öğrenci yayın organında; kendi ifadeleriyle "talebe gazetesinde" Risale-i Nur'dan bazı ibareleri yazıp yayınlıyorlar. Hattâ Üniversite içinde yer alan mescidin panolarında bu tür vecizeler asılıyor.
Cezayirli ve ismi Tevfik olan bir ağabeyimiz, bir dostu aracılığıyla Fransızca olarak basılan Yirmi Üçüncü Söz'ü Fransız sefirine takdim ettiler. Pek yakın zamanda, yine bazı yakınları vasıtasıyla, bu kez tüm Külliyatı Cezayir Cumhurbaşkanına takdim etmek üzere randevu almış durumda.
* Bu haber Risale-i Nur Araştırma Merkezi tarafından hazırlanmıştır. Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.
Kadir Kavun, bu mektubunda, Cezayir'e gitmelerinin hemen akabinde diyalog kurdukları bazı gençlerin, zaman içinde Risale-i Nur'u nasıl tanıdıklarını ve ilgi duyduklarını anlattı. Hattâ ilk başlarda, kendileri hakkında önyargılı yaklaştıklarını; ancak bir süre sonra bu olumsuz havanın ortadan kalktığını ifade etti. Gelinen en son noktada ise, Nur sohbetlerini aksatmadan takip ettiklerini, kendilerinin de hususî olarak Risaleleri büyük bir iştiyakla okuduklarını; hepsinden de önemlisi Nur risalelerini bir hayat biçimi olarak değerlendirdiklerini aktardı.
Kadir Kavun'un bu gençlerle alâkalı aktardığı bir diğer ilginç anekdot, Türkiye'deyken, Nur hizmetlerinde bulunan büyükleri ve ağabeyleriyle çektirdikleri fotoğrafları göstermesiyle ilgiliydi. Bu fotoğrafları merakla ve hayranlıkla inceleyen Cezayirli gençler şöyle demişlerdi:
"Gelecek yaz mevsiminde muhakkak Türkiye'ye gitmeliyiz; oradaki Kur'ân hizmetlerini daha yakından görüp tanımalıyız."
Kadir Kavun, göndermiş olduğu mektubunda, diğer bazı gelişmelerden de bahsetti. Bunlardan bazılarını, özet halinde sıralayalım:
Bir sohbet daveti sırasında, o ortamda bulunan Cezayirli bir âlim zât şunları söyledi:
"Dedelerinizin topraklarına tekrar hoş geldiniz. Müslümanlar yekvücutturlar. Dillerin ve renklerin ayrılığı Allah'ın ayetlerindendir. İmanın da beldesi yoktur. İmanın beldesi kalplerdir. Sizinle olan mazideki güçlü beraberliğimiz, artık yeniden her alanda, günden güne daha fazla güçlenecektir."
Kesintisiz olarak devam eden İşarâtü'l-İ'câz derslerinde, hemen her defasında, Cezayirli dost ve kardeşlerimizin hayret ve şaşkınlık dolu ifade ve tavırlarına şahit oluyoruz. Bir defasında, hukuk eğitimi gören bir arkadaşımız şöyle demişti:
"Kim tahmin edebilirdi ki; harpte yazılan bu eser bu gün Cezayir'in Şeraga semtinde, bizlerin ders olarak okuyacağını... Üstad, Rusya'da esarette iken bu eserin akıbetinden haberi yoktu. Fakat Allah, bizi bu rahmanî sofrada buluşturmayı ezelden takdir etmiş. Ne mutlu bizlere!"
Şu an üniversite öğrenci yayın organında; kendi ifadeleriyle "talebe gazetesinde" Risale-i Nur'dan bazı ibareleri yazıp yayınlıyorlar. Hattâ Üniversite içinde yer alan mescidin panolarında bu tür vecizeler asılıyor.
Cezayirli ve ismi Tevfik olan bir ağabeyimiz, bir dostu aracılığıyla Fransızca olarak basılan Yirmi Üçüncü Söz'ü Fransız sefirine takdim ettiler. Pek yakın zamanda, yine bazı yakınları vasıtasıyla, bu kez tüm Külliyatı Cezayir Cumhurbaşkanına takdim etmek üzere randevu almış durumda.
* Bu haber Risale-i Nur Araştırma Merkezi tarafından hazırlanmıştır. Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir.