BİRLİK VE BERÂBERLİK
Mahlûkâtın en şereflisi olmakla beraber, âciz olarak yaratılan insan, yaşayabilmesi için başkasına muhtaçtır. Bu ihtiyaç insanları, beraber yaşamaya, kardeş olmaya sevketmiştir.
Birlik beraberlik, evvelâ kalplerde hâsıl olur, sonra da fiillere akseder. Ben kendi başıma dînimi, îmânımı muhâfaza edebilirim, demek tehlikelidir. Cenâb-ı Hakkın müminlerden istediği cemâat hâlinde olmaktır. Âyet-i kerîmede meâlen:
Hepiniz Allahın ipine sımsıkı tutunun, birbirinizden ayrılmayın ve Allahın üzerinizdeki nimetini düşünün, sizler birbirinize düşman iken, o sizin kalplerinizin arasında ülfet husûle getirip yanaştırdı da nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz..., (Sûre-i Âl-i İmrân 103) buyrulmuştur.
Yine Cenâb-ı Hakın bizlerden istediği; kalplerdeki niyet ve îmânları, bir kelime etrafında toplayıp, birbirlerini sevip tutan; zâhirde de kuvvetli bir irtibât ile yek diğerine bağlanmış, saflar halinde duran, sağlam binâlar gibi olmaktır. Âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyrulmaktadır:
Haberiniz olsun ki, Allah kendi yolunda kurşunlu bir binâ gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever. (Sûre-i Saf 4) Yine: Cenâb-ı Hakın Âyet-i Celîlesinde meâlen şöyle buyururlar: ...Sen onları toplu sanırsın, halbuki kalpleri dağınıktır, bu, onların aklı yetmez bir kavim olmalarındandır. (Sûre-i Haşr 14)
Her biri başka sevdâda, başka emelde. Kendi zevk ve hissiyatına göre ayrı fikir ve yolda... Bir kelime etrafında toplanıp da, gönül birliğiyle hareket edemezler. Fırsat buldukça, birbirlerine hıyânet ederler. Böyle bir cemiyet zâhirde ne kadar toplu ve kuvvetli görünse, hakîkatte bir cemiyyet değil, cüzleri arasında hiçbir bağ bulunmayan kül yığını gibi, hafif bir rüzgârla savrulacak kuru kalabalıktan ibârettir. (Elmalılı, 7/4859) fazilet takvimi
Mahlûkâtın en şereflisi olmakla beraber, âciz olarak yaratılan insan, yaşayabilmesi için başkasına muhtaçtır. Bu ihtiyaç insanları, beraber yaşamaya, kardeş olmaya sevketmiştir.
Birlik beraberlik, evvelâ kalplerde hâsıl olur, sonra da fiillere akseder. Ben kendi başıma dînimi, îmânımı muhâfaza edebilirim, demek tehlikelidir. Cenâb-ı Hakkın müminlerden istediği cemâat hâlinde olmaktır. Âyet-i kerîmede meâlen:
Hepiniz Allahın ipine sımsıkı tutunun, birbirinizden ayrılmayın ve Allahın üzerinizdeki nimetini düşünün, sizler birbirinize düşman iken, o sizin kalplerinizin arasında ülfet husûle getirip yanaştırdı da nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz..., (Sûre-i Âl-i İmrân 103) buyrulmuştur.
Yine Cenâb-ı Hakın bizlerden istediği; kalplerdeki niyet ve îmânları, bir kelime etrafında toplayıp, birbirlerini sevip tutan; zâhirde de kuvvetli bir irtibât ile yek diğerine bağlanmış, saflar halinde duran, sağlam binâlar gibi olmaktır. Âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyrulmaktadır:
Haberiniz olsun ki, Allah kendi yolunda kurşunlu bir binâ gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever. (Sûre-i Saf 4) Yine: Cenâb-ı Hakın Âyet-i Celîlesinde meâlen şöyle buyururlar: ...Sen onları toplu sanırsın, halbuki kalpleri dağınıktır, bu, onların aklı yetmez bir kavim olmalarındandır. (Sûre-i Haşr 14)
Her biri başka sevdâda, başka emelde. Kendi zevk ve hissiyatına göre ayrı fikir ve yolda... Bir kelime etrafında toplanıp da, gönül birliğiyle hareket edemezler. Fırsat buldukça, birbirlerine hıyânet ederler. Böyle bir cemiyet zâhirde ne kadar toplu ve kuvvetli görünse, hakîkatte bir cemiyyet değil, cüzleri arasında hiçbir bağ bulunmayan kül yığını gibi, hafif bir rüzgârla savrulacak kuru kalabalıktan ibârettir. (Elmalılı, 7/4859) fazilet takvimi
