Çınarı Temâşâ
Ey tarihe ve zamana şahitlik eden asırlık çınar! Nedir seni ihtişamlı yapan? Zorluklara dayanmanın sırrı nedir? Kimden alıyorsun dayanma gücünü? Neden ben küçük hâdiseler karşısında pes ederken, sen bunca zorluğa rağmen dimdik ayaktasın? Bu, senin büyüklüğünden mi, yoksa benim küçüklüğümden midir? Yoksa seni Yaratan’ın sana vermiş olduğu azametten midir? Sen vazifeni her dâim yaptığın hâlde ben mesuliyetlerimden kaçıyorum ve vazifemi yerine getirmek için azmetmiyorum. Gayret kelimesi lügatimden silinmiş. Tembellik dolu bir hayat sürüyorum. Bana verilen nimetlerin değerini bilemeden, aç gözlülüğümle etrafa saldırıyor ve kendim dâhil herkese zarar veriyorum.
Ey çınar, bir an bile durmaksızın vazifeni îfâ ettin. Kapını çalan kimseyi geri çevirmedin. Doğan güneşe göz kırptın. Yağan yağmura sineni açtın. Kuşları, böcekleri bile büyük bir sevgi ile kucakladın. Gölgende serinleyenlere kimlik sormadın; açtın sineni ummanlar gibi. Hiçbir mahzun gönlü kapından geri çevirmedin. Hiç kimseyi ‘Sen bizden değilsin!’ diye yadırgamadın.
Ey çınar, duruşun ne sağlam! Salmışsın derinlere köklerini. Ayrılık yok senin bünyende. İsyan uzak sana. Dalların ihanet etmiyor gövdene. Gövden bir bütün hâlinde yaşıyor köklerinle. Oysaki ben ders alamamışım senden. Kökümü inkâr ederek gelişeceğimi düşünmüş, yanılmışım. Çareyi başkalarına benzemekte aramışım. Gövdende nasırlar oluşmuş. Her biri senin çektiğin ızdırabı gösteriyor. Ben ızdırap nedir bilmeden yaşıyorum. Dertlenmeyi unutmuşum, ten sevdasına düşmüşüm. Dudaklarımdan dökülen kelimeler ızdırap ile yoğrulmamış. Gözyaşlarım kurumuş. Vefayı unutmuşum. Ey çınar, sendeki birlik beraberlik bende ayrılığa dönüşmüş. Darmadağın olmuşum. Kökü mazide, dalları âtîde olmayı yobazlık sanmışım. Bu düşünceyle nasıl senin gibi olabilirim ki?
Ey çınar, her hâlinle yol gösteriyorsun bana! Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu haykırıyorsun. Evet, ben senin duruşundan ve anlattıklarından yaratılış gayemi anlıyorum. İnsan olarak mesuliyetlerimin farkına varıyorum. Yıldırımlara ve baltalara rağmen dimdik ayaktasın. Zorluklar seni yıldırmamış; yaralanan ve yaşlanan gövdenin köklerinden filizler çıkar. Seni yok etmek isteyenlere karşı, koparılan her filizinden sonra daha gür boy atmaktasın. Bu hâlinle bana ümit aşılamaktasın. Ümitsizliğimi yeniyorum sana baktıkça.
Abdulkadir Gök...
