- Üyelik Tarihi
- 23 Haz 2010
- Mesajlar
- 5,705
- Aldığı Beğeniler
- 14,607
- Takım
- Galatasaray
.boyacılar meslekleri icabı elbet işi söyledikleri vakit bitiremediler. böyle yapa yapa usta olmuşlar. bir şeyi yapış değil, yapamayış süresi ve bu zamanı dolduran sürenin uzunluğu ülkemizde hemen her meslek grubunda ustalık addedilir. bir sözü, bir işin aslını yirmi sene anlamayan en dürüst ve sözünün eri adamdır, kim ne dese o, sözünden caymaz, caymak için gerekecek nesi var nesi yok bakılmaz, yirmi küsur senelik inatlar aslan parçalığına ve iradeye, yirmi seneyi aşan aynı cümleleri söylemek, söyleyecek sözü olmamaya değil bir türlü anlatamamaya ya da tekrar dönüp gelen modada bile yerinde sabit oturan adamın feraset ehli oluşunu tanımlamaya denk gelir. bunlar hep hüner, ustalık kabilindendir ve büyük hürmet görür. "adam elli senedir söylüyor." denir de bu lafın tınısından bile korkulmaz, lafın gittiği yerin arkasına bakılmaz...
ama işin tuhafı ustaların iş ile ilgili her tür bağı o gün bitmişti. demek ki iş onlara göre gerçekten de o gün bitmiş, bitmeyen kısmı sanki onlara ait değilmiş. benim de iki hatta üç gün uzayan iş ile evin dağınıklığında kaldığım akşam, içimden her zamanki sıkıntı yerine sadece bir alışıldık kasvet buğusunu salıp gitti. içimdeki buğuya parmağımla ne yazsam o akşamın anısı oydu. tuhaf bir teslimiyet ile kuş gibi oturdum. aldatılmanın, kandırılmanın kadınsı içe kapanıklığı üzerime geldi. hiç yapmadığım şekilde çay demleyip köşeye çekilmek, rahmetli hüseyin rahmi gibi dantel örmek istedi canım. ne huzurluymuş aldatılmak, aldatmanın kasırgalarından hiçbiri yok, müthiş bir sükunet, temizlik duygusu, munislik ve saffet ile odamı doldurdu...anladım ve hissettim ki aldatıldığım an tanrıya yakın ve müteselli olduğum andı... her şey dile geldi ve konuştu. her şeyi anladım ve kabul ettim. içimi sönmekte olan çini bir soba sıcaklığı, kederden uzak bir gecenin, fısıltısız, hiddetsiz, şeytansız bir odacıkta olmanın sonsuz tülü sardı... aldatılmada insandan umudu kesmenin eşsiz huzuru vardı. insandan kesilen umut, tanrıya yaklaştırıyordu. insandan ve dünyadan bir şeyler ummak, hele bulmak, hatta olur ki sürprizlerle karşılaşmak ise, eh artık başkaya gerek bırakmıyordu.../şule gürbüz- coşkuyla ölmek
ama işin tuhafı ustaların iş ile ilgili her tür bağı o gün bitmişti. demek ki iş onlara göre gerçekten de o gün bitmiş, bitmeyen kısmı sanki onlara ait değilmiş. benim de iki hatta üç gün uzayan iş ile evin dağınıklığında kaldığım akşam, içimden her zamanki sıkıntı yerine sadece bir alışıldık kasvet buğusunu salıp gitti. içimdeki buğuya parmağımla ne yazsam o akşamın anısı oydu. tuhaf bir teslimiyet ile kuş gibi oturdum. aldatılmanın, kandırılmanın kadınsı içe kapanıklığı üzerime geldi. hiç yapmadığım şekilde çay demleyip köşeye çekilmek, rahmetli hüseyin rahmi gibi dantel örmek istedi canım. ne huzurluymuş aldatılmak, aldatmanın kasırgalarından hiçbiri yok, müthiş bir sükunet, temizlik duygusu, munislik ve saffet ile odamı doldurdu...anladım ve hissettim ki aldatıldığım an tanrıya yakın ve müteselli olduğum andı... her şey dile geldi ve konuştu. her şeyi anladım ve kabul ettim. içimi sönmekte olan çini bir soba sıcaklığı, kederden uzak bir gecenin, fısıltısız, hiddetsiz, şeytansız bir odacıkta olmanın sonsuz tülü sardı... aldatılmada insandan umudu kesmenin eşsiz huzuru vardı. insandan kesilen umut, tanrıya yaklaştırıyordu. insandan ve dünyadan bir şeyler ummak, hele bulmak, hatta olur ki sürprizlerle karşılaşmak ise, eh artık başkaya gerek bırakmıyordu.../şule gürbüz- coşkuyla ölmek