Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Katre-i Matem

Men câle nâle.
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2009
Mesajlar
4,267
Aldığı Beğeniler
49
Konum
İstanbul
Takım
Fenerbahçe
Konumuz iman konumumuz Türkiye olunca; şimdiki zaman kipiyle konuşulması gereken o kadar şey varken ne diye 70-80 yıl öncesini kurcalıyorsun denebilir. Ancak dediğimiz gibi konumuz iman ve dolayısıyla bu mevzuda ortaya çıkan yara kabuk bağlayıp zamanla iyileşmiyor. Aksine gün geçtikçe büyüyor derinleşiyor şiddetini arttırıyor dahada tehlikelisi vücuda kendini alıştırıyor.

Evet aciz kalemimizle zikretmeye çalışacağımız konu M.Kemal için yazılan ve söylenenler.

Son bir asra şöyle bir dönüp baktığımızda M.Kemal hakkında kaleme alınmış olumsuz yada eleştirel bir şeylere rastlamak zor. Ya cesaret eden olmamış yahut cesaret edenlerde cebren susturulmuş.
Okunduğunda kafalarda onlarca soru işareti bırakan bu şaibelerin üzerine gidildiğinde de binlerce soruyu cevapsız bırakan resmi tarih kitaplarını da yazımızın dışında tutacağız.

Bizim derdimiz dönemin aydın(!)ları münevver(!)leri diye geçinenlerinin suya atlayan bir koyunun ardından patır patır dalış yapan davar sürüsü[/COLOR] misali M.Kemal'e methiyeler dizmeleri.
-Ülkenin cumhurbaşkanına methiye yazmak suç mu? Bundan daha doğal ne olabilir?
-Elbette değil! Ancak Ütad'ın da iktibas ettiği üzre;
"mürşidini istediğin kadar yücelt sahabeye denk tutmadıkça sahabeyi istediğin kadar yücelt peygambere denk tutmadıkça nihayet Efendimizi (salât ve selam ona olsun) istediğin kadar yücelt ALLAH’a denk tutmadıkça…”
Eee be kardeşim sende ;M.Kemali istediğin kadar yücelt; devlet adamı olarak komutan olarak yönetici olarak devrimci olarak ( kaldı ki bunlarda tartışılır ya! Konumuz değil.) ama…
Ama sınırları zorlama
-Ne yapmışlar?
-Ne yapmamışlar ki efendim kendi cüce beyinlerinin türetip bir de yaptığı putu yiyen beğenmedikleri bedevi misali bir de inandıkları “tanrı yok” iddiasını bile ezip tanrı kabul etmişler.

Görelim;
Madem mevzuumuz yazılmış olanlar muhtevamızda iktibaslar olacak.
Şu halde ilk iktibasımız önceki paragrafta kullandığımız sıfatın bu mel-un kimliklerin kendileri için ne denli bir iltifat olduğunu kendileri tarafından telaffuzu olsun:

Bir sohbetinde Atatürk’ün “sıfır nedir?” sorusuna “sizin karşınızda ben neysem; sıfır da odur” şeklinde cevap veren Behçet Kemal (birazdan değineceğiz) O’na mevlid de yazmıştır. Ancak bununla da kalmamış bakın ne inciler dökmüş;

Kaç yıldır Türkçe’ydi Tanrı’nın dili
İnsana ne ilâh ne de sevgili
Ne de ana-baba aratıyordu
Her an yaratıyor yaratıyordu.


Ağzınızı kapatın ve dayanabiliyorsanız devam edin sıradaki;
kendine Halil Bedii denen müsvedde;

Tanrı gibi görünüyor her yerde
Topraklarda denizlerde göklerde
Gönül tapar kendisinden geçer de
Hangi yana göz bakarsa: Atatürk.


Münevver(!)lerimiz bununla da yetinmiyor. Buyurun Edip Ayel;

“Cennetse bu yurt sen onu buldundu harâbe
Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kâbe.
Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun
Türk ırkının en son ulu peygamberi oldun.”
Tutsak seni lâyık yüce Tanrı’yla müsâvi
Toprak olamaz kalp doğabilmişse semâvî.
Ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses
İnsanlar ölür Türklüğe Allah olan ölmez!”



Bir başka insanımsı Y.Ziya kendi çap(!)ında yarışa iştirak eder;

topladı avucunda yıldırımı şimşeği
yoktan var ediyordu tanrı gibi her şeyi.

Bu da İlhami Bekir’den:

“İlk adam mavi gözlerle baktı toprağa
Toprağın haritasını çizdi bayrağa;
Allah değil o yazdı alın yazımızı.”


Meşrutiyette Kemalettin Kâmi olan adını “Türklük(!) aşk(!)ına” Kemalettin Kamu olarak değiştiren bu çukur milletvekilliği kapısını aralamak için kendinden verdiklerini geçip M.Kemal’e yaptıklarıyla ön plana çıkma istemiş olmalı ki böyle bir kubur ağzından dökmüş

Burada erdi Mûsâ
Burada uçtu İsa
Bülbül burada varsa Hürriyet için öter…
Ne örümcek ne yosun
Ne mûcize ne füsun
Kâbe Arab'ın olsun
Çankaya bize yeter...”



Ve Vasfi Mahir Kocatürk denen .....'den

Peygamber Tanrısına duymadı bu hasreti
Vermedi bu kudreti Tanrı peygamberine..."



Ya Ömer Bedrettin Uşaklı…


Bir güneş gibi yalnız
Sensin ülkü tanrımız.


Ve Nurettin Artam

Koca bir güneşin akşam olmadan
Dağların ardında sönüşü gibi
Millete can veren vatan yaratan
Tanrının göklere dönüşü gibi.
Her zaman ırkıma büyük Baş Atam
Tanrılaş gönlümde tanrılaş Atam!


Ve Faruk Nafiz Çamlıbel

Yürüyor kalbimizin durduğu bir yolda değil
Kanlı bir göz yaşı nehrinde muazzam tabutun
Ey ilâhın yüce dâvetlisi göklerden eğil
Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!



Aynı tekhücreliden…


On milyon bel iki kat olmuşken eğilmeden
O’nda on beş milyonun boyu birden uzaldı.
Tanrı peygamber diye nedir kimdir bilmeden
Taptığımız ne varsa hepsi ondan şekil aldı.

Edip Ayel denen nasipsiz tekrar sahnede;

Ay yıldızı aldık da senin üstüne sardık
Ey dertli saray! Kâbe mi oldun bize artık?...


Bir de şu logar(aka gündüz)dan bakın bakalım ne göreceksiniz?
atatürk’ün tapkınıyız. her şey (o) ’dur. her yerde (o) var.
her gökte (o) eser. her enginde (o) çağlar.
biz (o) ’yuz (o) biz.
atatürk benim değildir.
atatürk senin değildir.
atatürk onun değildir.
atatürk;
benimdir senin onundur acunundur evrenselindir geçmişlerindir geleceklerindir ilkesizliğindir sonsuzluğundur.
her şeyde atatürk!
yerde o! gökte o! .. denizde o! .. varda o! .. yokta o! .
her şeyde o! ..
atatürk!
onun yüreği okyanustur: türk için; yat için! barış için; insanlık insanlık insanlık için köpüklenip dalgalanır.
her şey (o) ’dur;
(o) her şeydir.
her şeyde atatürk!
yerdedir göktedir sudadır.
görünmezi görür! bilinmezi bilir. duyulmazı duyar! sezilmezi sezer ezilmezi ezer!
hep her (o) ’dur!
her şeyde atatürk!
elimizi yüzümüze;
gönlümüzü özümüze kapıyoruz.
biz sana tapıyoruz!
her yerde… her şeyde… her işte her gidişte… hep (o) !
hep (o) ! hep (o) ! hep atatürk!
ey dilim bu ne dildir?
bu dili acuna bildir!
ah! atatürk! atatürk! en büyüksün en büyük!
bir dizginsiz at gibi bırak beni koşayım! gösterdiğin kırana coşayım ulaşayım!
varsın! teksin! yaratansın!
sana bağlanmayanlar utansın!
ah! nolaydın nolaydın… sade türk’ün olaydın.
altınsel oldun atam!
evrensel oldun atam!
mutlarda günler bana.
umulmaz ünler bana.
bu sesim:
içten geliyor içten!
beni sen yaratmadın balçıktan kerpiçten!
beni benden yarattın kendini bana kattın atam
atam
atatürk!
en büyüksün en büyük..
.
.
.



Sadece şiir mi?
Elbette hayır! Üstad’ın tabiriyle “çukurlaşma” yarışında sınır tanımayanlar Türke yeni bir amentü bile yazdılar.
Kendinize hakim olabilecekseniz buyurun Tekin Alp ismini kullanan Moiz Kohe ve ziya Gökalp düeti;

TÜRK'ÜN YENİ AMENTÜSÜ (!)

“Kahramanlık örneği olan ve vatanın istikbâlini yoktan var eden Mustafa Kemâl’e onun cengâver ordusuna yüce kanunlarına mücahid analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına îmân ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine büyük milletimin medeni cihanda en büyük mevkii kazanacağına hamaset destanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allah’ın sevgili kulu olduğuna kalbimin bütün hulûsuyla şahadet ederim.” (!!!)

Aynı vakitler Behçet Kemal neyin kemale ermiş hali olduğunu anlatan mevlid yazmakla meşgûl
Atatürk mevlidi…Millet adın zikredelim bir kere;
Vâcip oldur cümle işte Türklere.
¥
Şevk ile Türküm dese bir dem lisan
Dökülür cümle hüzün misli hazan
¥
İsmi pâkin pak olur zikreyleyen
Her murada erişir Türküm diyen
¥
Mağra devri anda evler var idi
Türk yetişkin başkalar barbar idi.
¥
Hak Teâla çün yarattı Türkü ilk
Dedi: Üç kıt’ada olsun olan mülk.
¥
Mustafa nûrunu alnına kodu
Bil “Kemal”in nurudur bu nur dedi.
¥
Ger dilersiz bulasız oddan mecat
Mustafa’yı ba Kemal’e esselat.
¥
Ol Zübeyde Mustafa’nın annesi
Ol sedeften doğdu ol dür dânesi.
¥
Gün gelip oldu Rıza’dan hâmile
Vakt erişti hafta ü eyyam ile.
¥
Mustafa’nın gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belirdi gelmeden.
¥
Der Zübeyde çünkü vakt oldu tamam
Kim vücude gele ol hayrülenam.
¥
Merhaba ey canı canan merhaba
Merhaba ey derdi derman merhaba.
¥
Merhaba ey asi millet melcei
Merhaba ey inkilâplar menşei.
¥
Ger dilersiz bulasız şevkü necat
Can verin tek Türk’e râm olsun hayat.
¥
Ger dilersiz bulasız kalktan necat
Atatürk’e Atatürk’e es selât.
¥
Ol zamanda eylemiş tâlim meğer
Mustafayı harbiyeye verdiler.
¥
Başka fanilerle farkı gördüler
İnönü’de Atatürk’ü gördüler.
¥
Ger dilerseniz bulasız şevk-ü necat
Atatürk’e Atatürk’e selât


Bu mevlid aslında Süleyman Çelebiden devşirme.
Yani bunlar öyle derin dibi görünmez çukurlar ki yalakalıklarını bile ancak mukallitlik ile bezeyebilirler ötesine zihinsel güçleri yetmez
Öyleki kendi çaplarında algıladıkları tanrı formatı okadar cılızdır ki hoşlarına giden yada yaranmak istedikleri birine bu etiketi yapıştırmak onlar için zor olmaz ama diğer insanları kutsal saydıkları düzeye erişemedikleri için ortaya hoşa gidecek eserler çıkaramaz yalnız aparmalarla tatmin olurlar.
Hatta bunu yalnız mevlitle bırakmaz sala’ya hata ezan’a kadar vardırırlar.
Bu kadar rezillikten sonra siz okuyan kardeşlerime cefa olmaması adına onları alıntılamadan kalemimizi pisliğin görülmemiş dercesine en azından bulaştırmıyor ve bitiriyoruz.

Bunlardan herhangi birini gören okuyan duyan Müslüman Türk Evladı kemiklerinin sızlamasına engel olamazken biz (önce Rabbimizin sonra sizlerin affına sığınarak ) mikro piranalar misali kemiklerinize enjekte ettik. Karşı cenahı tanımak ne tip kafa yapısına sahip olduklarını anlamak nelerle beslendiklerini anlamak adına…

alıntı
[/SIZE][/FONT]
 
Üst Alt