Bir gün, “Şahı Hazna” mansabıyla meşhur Şeyh Ahmed Hazretleri dergâhta otururken, adamın biri çıkagelir. Bir dağ köylüsü olduğu her halinden bellidir. Bir sorusu olduğunu arz eder. Şahı Haznevi bu şahsı dikkatle dinler. Adam, Şahı Hazneviye:
— Efendim, biz dağ köylüsüyüz. Bazen misafirlerimiz geldiğinde evdeki ekmek yetmez. Biz komşularımızdan ödünç ekmek alırız. Misafirler gittikten sonra, biz o komşularımızdan aldığımız ekmeği iade ederiz. Malûmunuz, bu ekmekler el kıyası ile yapılır ve gramaj farkları var. Acaba günaha girmiş oluyor muyuz? Diye sorar.
Şahı Haznevi, adamı uzun uzun süzdükten sonra;
— Bir şey olmaz. O gramaj farkından dolayı size herhangi bir mesuliyet gelmez, inşaallah. Çünkü bu tür şeyler adet esasına göredir, der. Daha sonra, Şahı Haznevi adamın üzerinde bakışını devam ettirerek ve gayet üzüntülü bir şekilde adama şöyle der:
— Siz dağ köylüleri… Kızlarınızın başlık parasını yersiniz ve (fakat) ekmeğin gramaj farkından soru sorarsınız!
Ben bunu bir görgü tanığından dinlemiştim. Açıkçası, bunu dinlerken, Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhu ile alâkalı şu olayı hatırladım…
Bir gün Abdullah İbni Ömer’e biri şu soruyu sorar:
— Efendim! Bazı zamanlar pireler, iç çamaşırımız ve vücudumuz arasına girer ve vücudumuzu ısırırlar. Bu ısırıktan mütevellit, çamaşırlarımızda küçük kan lekeleri oluşur. Bunun hükmü nedir? (Namaza engel midir?) Abdullah İbni Ömer adamı süzdükten sonra:
— Nerelisin? Diye sorar.
— Kûfe’liyim, der adam.
Bu cevap üzerine; Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhın rengi değişir. Mahzun bir yüz ifadesiyle:
— “Yektulunel Huseyn ve yes’elune anid demil berağis!” yani; “Hüseyin’i öldürürler ve pirenin kanından soru sorarlar!” Der.
Ben bu olayı dinlerken, neden kendilerine Şahı Haznevi denildiğinin hikmetini de öğrenmiş oldum. Çünkü onların en küçük davranışları bile ya Peygamberimize ya da bir sahabeye mutabaattır.
MUHAMMED FARUKİ
— Efendim, biz dağ köylüsüyüz. Bazen misafirlerimiz geldiğinde evdeki ekmek yetmez. Biz komşularımızdan ödünç ekmek alırız. Misafirler gittikten sonra, biz o komşularımızdan aldığımız ekmeği iade ederiz. Malûmunuz, bu ekmekler el kıyası ile yapılır ve gramaj farkları var. Acaba günaha girmiş oluyor muyuz? Diye sorar.
Şahı Haznevi, adamı uzun uzun süzdükten sonra;
— Bir şey olmaz. O gramaj farkından dolayı size herhangi bir mesuliyet gelmez, inşaallah. Çünkü bu tür şeyler adet esasına göredir, der. Daha sonra, Şahı Haznevi adamın üzerinde bakışını devam ettirerek ve gayet üzüntülü bir şekilde adama şöyle der:
— Siz dağ köylüleri… Kızlarınızın başlık parasını yersiniz ve (fakat) ekmeğin gramaj farkından soru sorarsınız!
Ben bunu bir görgü tanığından dinlemiştim. Açıkçası, bunu dinlerken, Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhu ile alâkalı şu olayı hatırladım…
Bir gün Abdullah İbni Ömer’e biri şu soruyu sorar:
— Efendim! Bazı zamanlar pireler, iç çamaşırımız ve vücudumuz arasına girer ve vücudumuzu ısırırlar. Bu ısırıktan mütevellit, çamaşırlarımızda küçük kan lekeleri oluşur. Bunun hükmü nedir? (Namaza engel midir?) Abdullah İbni Ömer adamı süzdükten sonra:
— Nerelisin? Diye sorar.
— Kûfe’liyim, der adam.
Bu cevap üzerine; Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhın rengi değişir. Mahzun bir yüz ifadesiyle:
— “Yektulunel Huseyn ve yes’elune anid demil berağis!” yani; “Hüseyin’i öldürürler ve pirenin kanından soru sorarlar!” Der.
Ben bu olayı dinlerken, neden kendilerine Şahı Haznevi denildiğinin hikmetini de öğrenmiş oldum. Çünkü onların en küçük davranışları bile ya Peygamberimize ya da bir sahabeye mutabaattır.
MUHAMMED FARUKİ
Son düzenleme: