Değerlerim: Beni şekillendiren, beni ben yapan, büyümekteyken bana öğretilen "insan olmanın" gereklilikleri...
İyiliğin bu denli dudak bükülerek gözaltına alındığı bir zamanda, koşulları çetin, rüzgârları sert işlerde çalışmak değerlerinizi koruyabilmenizi daha zorlaştırır, hepinizin malumu.
Zirveye tırmanırken üzerinizdeki ağırlıkları atmanızı telkin ederler size. Saçma gelir ilk duyduğunuzda.
Ama kan ter içinde "yukarı" tırmanırken sırt çantanızdan atamadıklarınızın size ne kadar gerekli olacağını düşünmeye başlarsınız. Omzunuz acıyordur. Dizleriniz kesilmeye başlamıştır. Mantık da zaten sırtınızdaki "bu gereksiz yükleri bırak, öyle devam et" demeye başlar. Yukarıya giden yolculukta değerleriniz sanki birer "yük"müş gibi durur...
Yanınızdakilere bakarsınız.
İnsan olmanın bütün erdemlerinden soyunmuş olanların ne kadar hızla tırmandıklarını görürsünüz.
Şaşırırsınız. Kendinizden şüpheye düşersiniz. Acaba zirvede sizi bekleyen ulaştığınızda sırtınızdakilere ne kadar ihtiyaç duyacaksınızdır?
Bir an durup soluklanır ve çantanızda neler varmış, bakarsınız: Örneğin kalp kırmama inancınızı evirip çevirirsiniz. Ne işinize yaramıştır? Siz itina ederken kaç kişi aynı özeni göstermiştir ki? Çıkarıp bir yana koyarsınız.
Sonra, kulağınızdaki "dargınlıklar yersizdir" küpesini de demode bulursunuz.
Aslında sırt çantanızdaki en ağır yük "insan özüne duyduğunuz saygı"dır. Bir başkasına, onun varlığına ve tavrına gösterdiğiniz saygı. En ağırı budur ve zirveye koşanlar önce bunu çıkarıp atar...
Siz de çıkartırsınız... Kimsede yoksa sizde olmasının ne anlamı olacak?
Çocukluğunuzdan bu yana, bir işi yapıp bitirmekle gururlanmanın, bir iş yapmakla birini mutlu etmenin verdiği doygunluğun, görevini eksiksiz yaparak başarmanın verdiği huzurun yeterli olduğunu anımsatan "resim" çerçevesinin o çantaya nasıl sığdığına aklınız ermez.
Çünkü artık bir iş yapıyorsan, ona göre bir "somut" karşılığı olmalıdır. Hatta o iş, en iyisi olmalı, o çerçeve yerine de Oscar gibi şahane ödüller taşımalısınızdır. Onu da çıkarırsınız. Zira yakınlık kurulabilecek önemli bir kişinin kartının kapladığı yer eski bir erdem çerçevesinden çok daha azdır.
Sonunda gerçekten hafiflersiniz...
İyi kötü zirveye vardığınızda, birbirine inanılmaz benzeyenler kalabalığıyla karşılaşırsınız. Boş tencere tıngırtıları, boşlukta çın çın eden kaşık sesleri işitirsiniz. Aynaya bakıyor gibisinizdir.
Herkes aynı, herkes hafif, herkes başarılıdır... Üşümeye başlarsınız.
Şansınız varsa, yolda bıraktıklarınızı toplamak için geri dönmeye yüreğiniz ve gücünüz kalmıştır..
İyiliğin bu denli dudak bükülerek gözaltına alındığı bir zamanda, koşulları çetin, rüzgârları sert işlerde çalışmak değerlerinizi koruyabilmenizi daha zorlaştırır, hepinizin malumu.
Zirveye tırmanırken üzerinizdeki ağırlıkları atmanızı telkin ederler size. Saçma gelir ilk duyduğunuzda.
Ama kan ter içinde "yukarı" tırmanırken sırt çantanızdan atamadıklarınızın size ne kadar gerekli olacağını düşünmeye başlarsınız. Omzunuz acıyordur. Dizleriniz kesilmeye başlamıştır. Mantık da zaten sırtınızdaki "bu gereksiz yükleri bırak, öyle devam et" demeye başlar. Yukarıya giden yolculukta değerleriniz sanki birer "yük"müş gibi durur...
Yanınızdakilere bakarsınız.
İnsan olmanın bütün erdemlerinden soyunmuş olanların ne kadar hızla tırmandıklarını görürsünüz.
Şaşırırsınız. Kendinizden şüpheye düşersiniz. Acaba zirvede sizi bekleyen ulaştığınızda sırtınızdakilere ne kadar ihtiyaç duyacaksınızdır?
Bir an durup soluklanır ve çantanızda neler varmış, bakarsınız: Örneğin kalp kırmama inancınızı evirip çevirirsiniz. Ne işinize yaramıştır? Siz itina ederken kaç kişi aynı özeni göstermiştir ki? Çıkarıp bir yana koyarsınız.
Sonra, kulağınızdaki "dargınlıklar yersizdir" küpesini de demode bulursunuz.
Aslında sırt çantanızdaki en ağır yük "insan özüne duyduğunuz saygı"dır. Bir başkasına, onun varlığına ve tavrına gösterdiğiniz saygı. En ağırı budur ve zirveye koşanlar önce bunu çıkarıp atar...
Siz de çıkartırsınız... Kimsede yoksa sizde olmasının ne anlamı olacak?
Çocukluğunuzdan bu yana, bir işi yapıp bitirmekle gururlanmanın, bir iş yapmakla birini mutlu etmenin verdiği doygunluğun, görevini eksiksiz yaparak başarmanın verdiği huzurun yeterli olduğunu anımsatan "resim" çerçevesinin o çantaya nasıl sığdığına aklınız ermez.
Çünkü artık bir iş yapıyorsan, ona göre bir "somut" karşılığı olmalıdır. Hatta o iş, en iyisi olmalı, o çerçeve yerine de Oscar gibi şahane ödüller taşımalısınızdır. Onu da çıkarırsınız. Zira yakınlık kurulabilecek önemli bir kişinin kartının kapladığı yer eski bir erdem çerçevesinden çok daha azdır.
Sonunda gerçekten hafiflersiniz...
İyi kötü zirveye vardığınızda, birbirine inanılmaz benzeyenler kalabalığıyla karşılaşırsınız. Boş tencere tıngırtıları, boşlukta çın çın eden kaşık sesleri işitirsiniz. Aynaya bakıyor gibisinizdir.
Herkes aynı, herkes hafif, herkes başarılıdır... Üşümeye başlarsınız.
Şansınız varsa, yolda bıraktıklarınızı toplamak için geri dönmeye yüreğiniz ve gücünüz kalmıştır..