Artık değişiminde değişime ihtiyacı var
Tüm zamanların birey ve toplumlarına hareket gücü veren, insanın içinde bitmek tükenmek bilmeyen değişim duygusudur. Değişimin temelinde insanın veya toplumun içinde olduğu halden artık usanması başka bir hale geçme isteği vardır. Nasıl ki değişim insanı hareketlendiriyor aktif hale getiriyorsa. Usanma da değişimi tetikleyen muharrik güçtür. Ne gelenekselleştiyse insan ona düşman oluvermiş adeta. Hemen ondan kaçmanın yollarını aramıştır. Geçmişte hangi medeniyet güç ve ihtişama kavuşmuşsa, kendi hallerini keşfedip o halden kurtulmak için kitlesel mücadeleye girmişlerdir. Kendi halinden memnun içinde bulunduğu yaşamdan razı olan insanlar, değişim serüveninin eşiğine bile varamamış, tam aksine gerileme ve çökme yoluna koyulmuşlardır. Değişim insanın hücrelerine işlemiş hayatının tüm birimlerine kök salmış kendini olabildiğince göstermiştir. Edebiyat, müzik, sinema tiyatro, icatlar ve keşifler değişimin sadece alt türevi olma özelliğinden kurtulamazlar.
İçinde bulunduğumuz toplumun, durmadan dillerine pelesenk ettikleri değişim bilincinin de değişmesi lazım kısacası artık değişiminde değişime ihtiyacı var. Çünkü tüm değişimler gelenekselleşmeye aday değişimlerdir. Zamanla bu değişim kavramı yerini pasifliğe kronikleşmiş vakalara bırakır. Monoton yaşam, metropol yaşam olsa da insanlar o yaşantıyı ellerinin tersiyle itmekten geri durmamışlardır. Peki değişimin merkezi bireyde nerdedir, bunun sorgulanması ve irdelenmesi gerekir. Şüphesiz ki insanın etrafında pür pervane dönen şeylerin değişimi sadece insanın bir sonraki gelenekselleşmeye doğru yol almasından başka bir şey değildir. Her şey o noktaya varıldığı an bitiverir. Bu anlattığımız durum gerek bireyin aşk, kariyer, sosyal hayatında olsun gerek toplumun ekonomik, sosyal ve siyasal yapısında olsun durum değişmez. İnsan ulaştığının eline geçirdiğin zamanla düşmanı oluveriyor, önceki zamanda edilgeni olduğu idealin şimdi etkeni olmuştur. Kavuştuğu her neyse artık ona karşı bir heyecan bir istek uyanmaması onu rahatsız etmiş. Başka sulara yelken açmış başka heyecanların peşine düşmüştür.
Ve insan… hep ulaşamadığının meftunu olmuş onun için didinmiş çalışmış. Ulaşamadığı zaman,mutlu ve huzurlu olmuş ulaştığı an ise belirttiğimiz gibi usanmaya başlamıştır. İnsanın hayatına anlam vermesi ancak varacağı hedeflerin büyüklüğüne paraleldir. Gayesiz hedefsiz yaşamın bir anlamı yoktur. Hedefsiz ve gayesiz olan insanların artık hiçbir şeye karşı duyarlılıkları kalmamıştır. Zaten insanın başına gelen en büyük felaket, bir şeyler için değişmenin gerekliliğin farkına varmamasıdır. Bunun dışındaki tüm sorunlar ancak bu çarpık anlayışın nedenleridir.
Değişim için bireyin içinde bulunduğu durumdan rahatsız olması, kendi içsel yaşantısının tüm derinliğinde bunu hissetmesi yeterli olacaktır. İçsel yaşantıdaki devinimler o insanın her hareketine bir anlamda fon olur, o sade konuşur, ama aslında o insanın sesinde soluğunda diriltici değişim soluğu vardır. Bu sadece o insanın sesinde değil hayatının tümüne yansımıştır. Bu insan değişim için potansiyel güçtür. Kitleleri hareketlendiren bu değişim bilincine sahip olan insanlardır ve bu insanlar tarihsel doku içerisinde hep var ola gelmişlerdir. Hangi kitlesel hareketin liderlerinin hayatlarına göz atarsanız atın istisnasız her lider içinde bulunduğu durumu kendi özünde hazmedememiş. Ve buna karşı alternatif hareket başlatmıştır. Hemen hemen başlatılan tüm hareketler kısa bir zamanda toplumun içinde güçlü dalgalanmalar oluşturmuş, toplum içinde olduğu halden, kendi özverisiyle çıkmayı becermiştir.
Tüm zamanların birey ve toplumlarına hareket gücü veren, insanın içinde bitmek tükenmek bilmeyen değişim duygusudur. Değişimin temelinde insanın veya toplumun içinde olduğu halden artık usanması başka bir hale geçme isteği vardır. Nasıl ki değişim insanı hareketlendiriyor aktif hale getiriyorsa. Usanma da değişimi tetikleyen muharrik güçtür. Ne gelenekselleştiyse insan ona düşman oluvermiş adeta. Hemen ondan kaçmanın yollarını aramıştır. Geçmişte hangi medeniyet güç ve ihtişama kavuşmuşsa, kendi hallerini keşfedip o halden kurtulmak için kitlesel mücadeleye girmişlerdir. Kendi halinden memnun içinde bulunduğu yaşamdan razı olan insanlar, değişim serüveninin eşiğine bile varamamış, tam aksine gerileme ve çökme yoluna koyulmuşlardır. Değişim insanın hücrelerine işlemiş hayatının tüm birimlerine kök salmış kendini olabildiğince göstermiştir. Edebiyat, müzik, sinema tiyatro, icatlar ve keşifler değişimin sadece alt türevi olma özelliğinden kurtulamazlar.
İçinde bulunduğumuz toplumun, durmadan dillerine pelesenk ettikleri değişim bilincinin de değişmesi lazım kısacası artık değişiminde değişime ihtiyacı var. Çünkü tüm değişimler gelenekselleşmeye aday değişimlerdir. Zamanla bu değişim kavramı yerini pasifliğe kronikleşmiş vakalara bırakır. Monoton yaşam, metropol yaşam olsa da insanlar o yaşantıyı ellerinin tersiyle itmekten geri durmamışlardır. Peki değişimin merkezi bireyde nerdedir, bunun sorgulanması ve irdelenmesi gerekir. Şüphesiz ki insanın etrafında pür pervane dönen şeylerin değişimi sadece insanın bir sonraki gelenekselleşmeye doğru yol almasından başka bir şey değildir. Her şey o noktaya varıldığı an bitiverir. Bu anlattığımız durum gerek bireyin aşk, kariyer, sosyal hayatında olsun gerek toplumun ekonomik, sosyal ve siyasal yapısında olsun durum değişmez. İnsan ulaştığının eline geçirdiğin zamanla düşmanı oluveriyor, önceki zamanda edilgeni olduğu idealin şimdi etkeni olmuştur. Kavuştuğu her neyse artık ona karşı bir heyecan bir istek uyanmaması onu rahatsız etmiş. Başka sulara yelken açmış başka heyecanların peşine düşmüştür.
Ve insan… hep ulaşamadığının meftunu olmuş onun için didinmiş çalışmış. Ulaşamadığı zaman,mutlu ve huzurlu olmuş ulaştığı an ise belirttiğimiz gibi usanmaya başlamıştır. İnsanın hayatına anlam vermesi ancak varacağı hedeflerin büyüklüğüne paraleldir. Gayesiz hedefsiz yaşamın bir anlamı yoktur. Hedefsiz ve gayesiz olan insanların artık hiçbir şeye karşı duyarlılıkları kalmamıştır. Zaten insanın başına gelen en büyük felaket, bir şeyler için değişmenin gerekliliğin farkına varmamasıdır. Bunun dışındaki tüm sorunlar ancak bu çarpık anlayışın nedenleridir.
Değişim için bireyin içinde bulunduğu durumdan rahatsız olması, kendi içsel yaşantısının tüm derinliğinde bunu hissetmesi yeterli olacaktır. İçsel yaşantıdaki devinimler o insanın her hareketine bir anlamda fon olur, o sade konuşur, ama aslında o insanın sesinde soluğunda diriltici değişim soluğu vardır. Bu sadece o insanın sesinde değil hayatının tümüne yansımıştır. Bu insan değişim için potansiyel güçtür. Kitleleri hareketlendiren bu değişim bilincine sahip olan insanlardır ve bu insanlar tarihsel doku içerisinde hep var ola gelmişlerdir. Hangi kitlesel hareketin liderlerinin hayatlarına göz atarsanız atın istisnasız her lider içinde bulunduğu durumu kendi özünde hazmedememiş. Ve buna karşı alternatif hareket başlatmıştır. Hemen hemen başlatılan tüm hareketler kısa bir zamanda toplumun içinde güçlü dalgalanmalar oluşturmuş, toplum içinde olduğu halden, kendi özverisiyle çıkmayı becermiştir.