Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
HaznevHz.jpg


İftardan sonra camiye giderken . Bir haber vurdu beni, kalbimin en derinliklerinden. Bir vuslat haberiydi, ama acıydı. Kavuşanın ateşinden mi bilinmez, çok yaktı. Teravihte gözyaşlarım durmadı, görenler de muhabbetten sandı. Anladım ki duymamışlar haberi, yoksa kalmazdı, boğulurdu neşeleri... Bu nasıl haber Allah’ım, hem vuslat, hem acı!...

Sevgi yurdundan, vuslat diyarından, En Sevgili’nin yanından gelen haber vurdu, yıktı… Sevenler ve garipler yandı, sâdıklar kıvrandı, âşıklar imrendi ve gıpta ile baktı... Çünkü bu vuslat bir başkaydı. Kavuşanın aşkı gibi büyük ve yakıcıydı. Öyle bir âşıktı ki, her haliyle mâşuğunu hatırlatırdı. O, Yüce Mâşuk’a ayna idi. Evet, görmesini bilenler onda Hz. Muhammed'i (sav) seyrederdi...

İşte vuslat haberi: büyük velî Mevlâna Muhammed el-Haznevî (ks) Hazretleri ve ehli, 22. Ekim 2005 tarihli bir Cumartesi, Medine’den Mekke’ye gidip, umre ibâdeti mütâkibi hemen aynı gün tekrar Medine’ye dönerken, iftara yakın saatlerde, kavuştular ceddi yüce Peygamber’e (sav).

Anne gibi baştâcını, eş gibi en yakınını, evlat gibi iki kuzusunu beraberinde alarak, mâşuğuna gitti ümmetin deniz gözlüsü. “Anam-babam sana fedâ olsun yâ Rasûlüllah” diyenlerin vârisi Haznevî Hazretleri, ölümü “düğün gecesi” olarak nitelendiren ve bekleyenlerden idi, çünkü Allah Rasûlü’nü (sav) çok özlemişti. Vuslat idi isteği, onu tanıyanlar bunu bilirdi!...

O, “Gül Efendi”ydi! Mâşuğunu hatırlatan güle sevdâsından, yada gülün rengine bürünüpte pembe tenli olduğundan belki, Gülefendi denirdi ona. Ve belki de hepsinden önce, gül gibi vefâyı önemsiyor olmasından. Gül ki, her bir yaprağı, bir diğerini sarıp kollamayı, hayatının amacı addedecek kadar vefâlıdır. Güelfendi de, gül misali birbirini sarıp korumayı bilen gül nesli, vefâ erleri, muhabbet fedâileri yetiştirmek için yaşadı ve bunu başardı. Zira ihlâsı celbediyordu Mevlâ’nın (cc) rahmetini, yardımını...

Gülefendi, beyaz gellabiyesi üzerine genellikle siyah, krem, kahverengi, gri veya kına renginde cübbe giyerdi. Ama Medine’ye, mâşuğunun şehrine varınca hep beyaz giydi, beyazlar içinde gezdi, herşeyde beyazı seçti. Yüce Rasûl’ün (sav) Ravzası’na beyaz girdi, bembeyaz çıktı. Bir bakan bir daha bakıyordu, mümkün değil, gözlerini alamıyordu. Nicesinin, “Kim bu zât?” merakına/sorusuna cevâben, kimisi “büyük İslam âlimi” derken, kimisi de gülümsüyordu… Ve bir Medineli genç: “O, Hazneli Âşık!”

Peygamber aşığı Mekke’ye geçiyordu. Allah’ın Evi’nde de beyazlar içindeydi. En yakınları ile Kâbe’yi tavaf etti, Safâ ile Merve arasında koştu ve hemen mâşuğunun yanına, Medine’ye gitmek istedi. “Lütfen bugün burda kalınız, misafirimiz olunuz.” diyenlere, “İftarda Peygamber Efendimiz’in yanında olmak istiyorum!” dedi. Belliki özlem yakıyordu... Öyle yanmış ki, nazı geçiyordu ve isteği-duâsı anında kabul görüyordu... Ömrü yollarda, hak dîni tebliğ etme uğrunda geçtiği gibi, vefâtı da yollarda, Medine yolunda oluyordu... Evet, deniz gözlü Mevlâna Muhammed el-Haznevî (ks) Hazretleri Harameyn’de şehit oluyordu. Gittiği Ramazân-ı Şerif Umresi’nden ihramını çıkarmadan dönüyordu. Ve ayrılık anında yüzbinlerin bir ağızdan okuduğu telbiye ve kuşların ötüşmesi, bulutları dahi inceden ağlatıyordu... Yüce Mevlâ’yı (cc) ne çok sevmiş ki, Allah’ta (cc) onu milyonlara sevdirmişdi. Hatta uğurlamada diğer dinlerin önde gelen din adamları dahi hazır bulunuyordu...


Deniz gözlü Harameyn Şehîdi gitti, Yâr ile bayram etti. Oysa bütün yaşamını fedakarlık ve feragat içre geçirmiş bir “aziz kul”a daha çok ihtiyaç vardı... Çünkü o sadece O’na kul olmayı öğretirdi, insan olmayı, her şeye “hayrla” yaklaşmayı ve sevmeyi evreni, onu Yaratan’dan ötürü…

Ekmel talebeler diyorlardı ki sevgili Hocalarına: “Sen ki bizdin, kederdaşımızdın, yüreğimizi ferahlatanımızdın; hayalinle bile gözlerimizi yaşartanımızdın, bu âlemin keşmekeşliğinden kurtarıcımızdın; gördüğümüzde O’nu hatırlatanımızdın. Varlığınla güven duydugumuz, duruşunla asâleti öğrendiğimiz, zorluklarımızı kolaylaştıranımız, neşe ve huzur hazinemiz, sorularımıza cevap bulduğumuz, ilham kaynağımız, “en yakınımız”, O’nu (cc) ve elçisini sevdirenimiz ve dahi güzelliğe dair her şeyimizdin...”

Harameyn Şehîdi büyük bir muallim idi. İlk öğrettiği gülümsemekti; gönülden tebessüm etmek, hayatta hep güzel düşünmek... Büyük bir eğitimciydi. Süte su karıştırmayan Sâlihâlar ve her yaz, caddeleri ve sokakları dolduran et parçalarına aldanmayan Yusuflar yetiştiriyordu... Uzman bir doktordu. Hastaların ayağına giden bir gönül doktoru. Tedavi ettikleri yine hastaydı, yalnız bu sefer ilim ve hizmet hastası, sevdalısı... Ve taa Avrupa’ya, gurbetçi din kardeşlerimizin ziyaretlerine gidiyor, sorunları ile bizzat ilgileniyordu. Özellikle gençleri önemsiyor ve onlara ferasetle yaklaşıyordu. Âhir zaman gençliğine ilmin ve ahlakın önemini, yüksek karakterliliği, medeniyet ve genel kültürün gerekliliğini, adaleti, merhameti, yani olgun ve salih Müslüman olmayı öğretiyor ve hiç ölmeyecek gibi dünyaya ve hemen yarın ölecekmiş gibi ukbâya çalışma konusunda da örnek oluyordu.

Birgün genç bir seveni kitap tavsiyesi istemişti. “Kur’an’ı, Kur’an’ı ve yine Kur’an’ı oku ve daha sonra Sahâbelerin hayatını” dedi ve açıkladı: “Kur’an-ı Kerîm’i çok oku ve mümkün mertebe hıfzetmeye/ezberlemeye gayret göster. Beraberinde Kur’an-ı Kerîm’in Meali ve Tefsiri’ne önem ver. Rabb’im bana ne söylüyor ve benden ne istiyor diye düşünerek oku. Daha sonra, yürüyen Kur’an sevgili Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın sîretini oku. O’nu yakından tanımak, her haline vâkıf olmak için oku. O’nu tanıdığın kadar sever, sevdigin kadar da bağlanabilirsin. Ve yüce Sahâbe-i Kirâm’ın menkıbelerini oku. Efendimiz nasıl sevilir, yolunda nasıl gidilir, Onlar’dan öğren. Hem Sâdât-ı Kirâm büyüklerimizin yolu, Sahâbe Efendilerimiz’in Hz. Rasûlüllah’tan tevârus ettiği adabın aynısıdır!”

Sâdât-ı Kirâm (ks) gibi Peygamber vârisi aşk yıldızlarının yirmi birinci yüzyılın önde gelen temsilcilerindendi. Ve birçok Müslüman, aşkına hayran idi. Üstün saygı sebebiyle, aşkına ayna olmuş yüzüne doya doya bakamayanlar veya geriden seyretmekle yetinenler olsa da, genellikle Hz. Abdullah bin Ebû Müsteka (ra) gibi dokunmadan edemeyenlerin izdihamı arasında/ortasındaydı... Ve en önde, Sünnet’i iyi bilen, Sünnet’e olan titizliğini gören âlimlerdi...

Prof. Dr. Vehbi Zuhayli, Dr. Mustafa el-Buğa, Dr. Ahmed Şumeys gibi birçok önde gelen Ulemâ’nın sevgi ve teveccühünü kazanmış, “Dini Uyanış” sembolü olarak gösterilmiş idi. Politika ile uğraşmama ve dünya malını kesinlikle kabul etmeme titizliği de, “güvenirliliğini” kanıtlıyordu... Enstitüsünde tahsil görenlerden nice âlimler, müderrisler, vâizler, hâkimler ve avukatlar yetişti. Tekkesi bütün insanlığa açıktı. Açmış olduğu Muhammedî kucağına, hangi kültür ve medeniyete sahip olursa olsunlar, koşan herkes aşkla yoğrulmuş öğretileri ile aydınlandı, huzur buldu. Engin gönlünden kaynayan ilâhi pınarın suları herkes içindi, ilâhi adâlet, ancak ehl-i vefâ kanıyordu... Bir asra yakın süredir kaynıyan (Haznevî) ocağı, öğrenciler, yetimler, fakirler, kimsesizler başta olmak üzere gelen herkesi doyuruyordu. Sefere/yola çıkmak isteyenlere hitaben: “Kimse yemek yemeden gitmesin!” diyordu. Birde meşhur bir duâsı vardı. Mahşerî kalabalıkların önünde mübarek sarığını kaldırıyor, semâya doğru çeviriyor, „Lütfen âmin deyiniz!“ ricasıyla başlıyordu:

“Yâ Rabbi! Eğer bu topluluklar ve kalabalıklar benim yanıma Sen’in rızan için gelmiyorlarsa, beni onların gözünde karart, beni görmesinler. Fakat bu insanların benim yanıma gelişinden dolayı İslam dini güçleniyor, insanlar ıslah oluyor ve insanların birlik-beraberliğine katkım oluyorsa, Sen benim Rabb’im, ben de Sen’in kulunum.”



Acısı neydi pek kimse bilmezdi, çünkü hiç bahsini getirmezdi. Ama Mîracından Tâifi görülebilirdi... Ve bir büyük derdi vardı ki, buna herkes şahitti: Ümmetin ıslahı ve refahı! Sohbetlerinde hep tekrarlardı: „Kendinizi ıslah etmenizi, kardeşlerinize, komşularınıza, millet ve devletlerinize yararlı olmanızı istiyoruz. Bana ikramda bulunmak isterseniz, işte böyle ikram ediniz.“

Buda bizim ikramımız olsun, devâsını sevdâda arayanlara... Gaye ibret almak, faziletler kapmak ve aşka birde Hakk aşığının gözünden bakmak.... Çünkü aşk gerek bu yolun yolcularına! Damarlara lav akıtan gönül volkanı, tüm azaları yakıp kavuran aşk nârı gerek ki, Sünnet’e sarılınca, ellerdeki kor ateş alev renkli gül ola... Böylece harcıâlem lafızların dar kalıplarına sığdığı kadarıyla aşkını yazdık ve isterdik aşığıda tanıtmak, yalnız yüce Mevlâ (cc), “Ben, insanın en büyük sırrıyım ve insan, benim en büyük sırrımdır.” buyurmuşken, nasıl?! Ama tanımak isteyenlere adresi bildirmiş olalım....

* * *

Harameyn Şehîdi, mürşidi Mevlâna İzzeddin el-Haznevî (ks) Hazretleri’nden aldığı irşad cübbesi ve kandilini, tüm istihâre ve istişareler sonucu “en hayırlı” diye nitelendirdiği oğlu ve varisi Üstad Muhammed Mutâ el-Haznevî Efendi’ye „ilmi yaymakla ilgilenmesini ve adaplarda hiçbir değişiklik ve reformculuk yapmadan devam etmesini” vasiyet ederek, vermiştir.

1949 yılında dünyaya gelen Harameyn Şehîdi, Şah-ı Hazne lakabıyla meşhur Ahmed el-Haznevî (ks) Hazretleri’nin torunu, İzzeddin el-Haznevî (ks) Hazretleri’nin oğlu ve yerine bıraktığı tek vârisidir. Şah-ı Hazne’nin (ks) kucağına alarak, “Bu çocuk şanımızı yüceltecektir!” diye müjdeledigi, büyük mürşid Alaeddin el-Haznevî (ks) Hazretleri’nin yanında gezdirdiğinde kimdir sorularına karşın, “Büyük yüklü, küçük yeğenim!” diye tanıttığı ve yirminci asrın İmâm-ı Şâfii’si olarak kabul edilen İzzeddin el-Haznevî (ks) Hazretleri’nin de “Sağ kolumdur!” diye övdüğü deniz gözlü Harameyn Şehîdi’ni şehâdetinin üçüncü yıldönümünde rahmetle ve minnetle yâd ediyor, vârisi büyük ârif Prof. Dr. Şeyh Muhammed Mutâ Efendi’ye de hayırlı uzun ömürler diliyoruz.


Muhammed Vefa,Ekim 2008

itibarhaber
 
Son düzenleme:

altun47

Dinler ve Diller diyarı
 
Üyelik Tarihi
27 Haz 2008
Mesajlar
136
Aldığı Beğeniler
0
Konum
MARDİN
Takım
Fenerbahçe
ALLAHİM BENİ AİLEMİ SEVDİKLERİMİ BU MUBAREKLERİN YOLUNDAN AYİRMA VE ONLARI BAĞLANDIKLARI BU MUBAREK YOLDA DAİMA MUZAFFER EYLE AMİN AMİN AMİN ELİNE YUREĞİNE SAĞLIK ABİ ALLAH RAZI OLSUN DAİMEN EBEDEN İNŞAALLAH:alkis:
 

Acizane

hizmet..hicret..sehadet..
 
Üyelik Tarihi
15 Eki 2007
Mesajlar
3,148
Aldığı Beğeniler
27
Konum
ankara
Takım
Diğer
Rabbim c.c. ebeden razı ve hosnut olsun...
selametle ve dua ile ...
 

Hak-Aşığı

aşkına talibim ALLAH'ım
 
Üyelik Tarihi
8 Ağu 2008
Mesajlar
138
Aldığı Beğeniler
1
Konum
mardin
Takım
Galatasaray
Sevgi yurdundan, vuslat diyarından, En Sevgili’nin yanından gelen haber vurdu, yıktı… Sevenler ve garipler yandı, sâdıklar kıvrandı, âşıklar imrendi ve gıpta ile baktı... Çünkü bu vuslat bir başkaydı. Kavuşanın aşkı gibi büyük ve yakıcıydı. Öyle bir âşıktı ki, her haliyle mâşuğunu hatırlatırdı. O, Yüce Mâşuk’a ayna idi. Evet, görmesini bilenler onda Hz. Muhammed'i (sav) seyrederdi...
ALLAH razı olsun abi :alkis:
ne acıdır ki yokluğun sultanım sen ölmedin her daim gönüllerdesin şehidler ölmez sen şehadet şerbetinden içerek kavuştun dostuna...
RABBİM bizleri varisinin yolundan ayırmasın
 

izzetin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eki 2008
Mesajlar
47
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
Allah razİ olsun kardeŞİm
 
Üst Alt