Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

cüneyd-i

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
138
Aldığı Beğeniler
1
Derin sır!

ABDURRAHMAN DİLİPAK

Behiç Kılıç önceki gün Tercümanda yazdı.. İmralı'daki Sırlar kafa karıştırıcı, ezber bozucu türden şeyler. Sahi Mumcu niye öldürüldü? Sakın, eroin, silah ve mafya ilişkilerinin ucu Ankaraya ulaştığı için olmasın.. Ya da Cem Ersever niye öldürüldü?

Ersever, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in kuşkulu bir uçak kazasında ölümünün üzerinden bir ay kadar sonra 17 Mart 1993'te 30 arkadaşı ile birlikte görevinden istifa etmiş, istifa mektubunda da; Güneydoğu'da yetkili organlar içerisinde oluşturulan bir çete, cereyan eden hadiselerin gerçek boyutlarının Türk Milleti tarafından görülmesini engellemektedir demişti. Yaşanan gerçekleri ve PKK ile mücadelenin eksikliklerini kamuoyuna duyurmaya çalışacağını açıklayan Ersever, Aydınlık gazetesinden Soner Yalçına anlattıkları ile ilgili olarak mahkemeye ifade vermek için 24 Ekim 1993'te Ankara'ya gitmiş ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı. 1 Kasım'da Ankara Çamlıdere'de sevgilisi Neval Boz'un, 2 Kasım'da Ankara Polatlı'da itirafçı Murat Demir'in ve 4 Kasım 1993'te Ankara Elmadağ'da Ahmet Cem Ersever'in cesetleri jandarma tarafından bulunmuştu, ancak katilleri tespit edilemedi. Erseverin Askeri Mahkeme kararıyla şehit unvanı almasının ardından fotoğrafı Ankara Şehit Aileleri Derneğinin internet sitesine de koyuldu.

Behiç Kılıç'ın yazdıkları, bana Radikal'den Avni Özgürel'in Apo ile ilgili anlattıklarını hatırlattı.. Bu küçük parçaları bir araya getirince mide bulandırıcı bir manzara ortaya çıkıyor. Türkü ile, Kürdü ile, kirli, kanlı ve karanlık bir oyuna getirildiğimiz kuşkusuna kapılıyorum..

Bana göre terör ve irtica belli çevrelerin politika yapma için kullandıkları birer araç.

Evet biliyorum, Türk ordusunun yaklaşık yarısı bir yıla yakın bir zamandır Bekaa önlerinde bekliyor.. Bütçemiz buraya akıyor.. Başbakanın son açıklamasına göre ABD ile, bu terör sorununu çözmek için atanan koordinatör de işe yaramadı.. Ben söyleyeceklerimi burada noktalayıp, sözü Behiç Kılıça bırakayım. Avni Özgürel'in anlattıklarını ise bir yerden bulup okuyun ve düşünelim bakalım.

Aslında o İmralıda sırları ile oturuyor!.. Yargılanması sonucu kamuoyu hakkında hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadı... Yakalanması sonrası güvenlik birimlerinde yapılan sorgularında elbette birçok ilişkisi (Türkiyedeki, Avrupadaki, ABDdeki ilişkileri başta olmak üzere) deşifre edildi, ama bunlar açıklanmadı.

Şimdi, öyle bir havası var ki; sanki kendisi ile bazı pazarlıklar yapıldığı izlenimi yayıyor! Hatırlanacaktır, Celal Talabani, Ankaranın kendisinden PKK ile ateşkes konusunda aracı olmasını istediğini ileri sürmüştü!..

Ankara suskun kalmıştı. Talabaninin açıklamaları ile eş zamanlı biçimde Abdullah Öcalan da ateşkesten bahsetmişti!.. O günlerde Mehmet Ağar da şu iddiada bulunuyordu: Cumhurbaşkanlığı seçimine ve sonrasında genel seçimlere kadar PKKnın rahatsız edici olmaması için Talabaninin aracılığına başvuruldu. Ağarın açıklamaları kelime kelimesine böyle olmasa da bu mealde idi...

Aponun sözlerine bakalım.. Sanki kendisi ile yapılmış bir ateşkes süreci varmış gibi konuşuyor... Güvenlik operasyonlarını eleştiriyor... Bu sürecin bir oyun olduğu anlaşılırsa, o zaman ben de devre dışına çıkar ve... diye devam ediyor... Dikkat edilirse, O zaman ben de devre dışına çıkarım diye vurgu yapıyor... Bu devreye girme meselesi nedir?..

İmralıdan yaydığı mesajlarla mektup mu yazıyor?.. Cumhurbaşkanlığı seçimi karşılığında bu süreci bir pazarlık aracı olarak kullanabilir. Bu sözlerinde, Mehmet Ağarın öne sürdüğü Mayısa kadar bekle teklifini doğrulayacak bir örtüşme vardır denilebilir mi? İmralıda eşine benzerine rastlanılmamış bir mahkûm, gelecek planları yaparak ve Ankara üzerinde öncelikli konular arasında bulunarak Türkiyeyi gözlüyor...

O bir önemli kara kutudur.. Ankara ve İstanbuldaki öğrencilik yıllarından beri derin ilişkilerin içerisindedir... Çok net biliniyor ki, o yıllarından başlayarak derin ilişkilerinin izini süren değerli araştırmacı Uğur Mumcu bir suikasta kurban gitmiştir...

-

Tuhaf değil mi; 12 Eylül 1980de PKK bütün liderleri ile ele geçirilirken Abdullah Öcalan bir süre Tunceli kırsalında barındıktan sonra Suriyeye bir astsubay nezaretinde nasıl geçebildi?.. Bir kaçak olarak nasıl Bekaaya konuşlandı, teşkilatını yeniden kurabildi? CIA denetimindeki terör kamplarında karargâh sahibi oldu? Libya, Arap Yarımadası ve Almanyada geçici ve kaçak işçi durumundaki Doğulu gençleri nasıl devşirebilip Bekaaya yeni PKK militanları olarak taşıdı, hangi gizli servislerden yardım aldı?.. 1984te başlattığı eylemlerini Türkiyenin dağlarına taşırken, mayınları, rpg roketleri, üst baş, yiyecek giyecekleri nasıl sağladı?..

Siyaseten örgütlenmesine neden yol verildi? Kış şartlarında ABD helikopterlerinin militanlarına yiyecek, giyecek, silah taşımasına neden kayıtsız kalındı? Suriyedeki karargâhından, Avrupa kentlerinde kurdurduğu televizyonunun canlı yayınında bir keresinde, Ankaradan bir siyasi parti liderinden haber aldığını, bu haberde kendisine karşı operasyon yapılacağını, kaçıp kendisini kurtarmasının istendiğini bile söyledi... Hâlâ bu olayın içyüzü kamuoyundan saklanmaktadır... Apoya Seni yakalayacaklar, kaç kendini kurtar diye haber gönderen siyasi parti liderinin kimliği saklanmaktadır!..

PKKnın kaçakçılık sonucu sağladığı büyük sermaye hâlâ Türkiyenin para piyasalarında büyük faiz ortamında da kullanılıyor, bu kara para devletin faiz politikası ile kat ve kat arttı... PKKnın kara parası Abdullah Öcalanın direkt kontrol ettiği atadığı kişilerce yasal şirketler şeklinde piyasaları kontrol ediyor. Aponun adamlarının bu rahat hareketlerinde siyasetten ve bürokrasiden işbirlikleri sağladıkları belirlenemedi mi? Sermaye piyasasındaki uzantıları... Mafya yapısı... Para ile desteklediği kalem erbabı!.. Toplumu manipüle, kontrol eden eğlence dünyasındaki örgütlenmesi... Siyasi beslemelerini nasıl organize ettiği... Şirketler, dernekler, sivil örgütleri, üniversitedeki uzantıları...

Apo, 1993-94 yılındaki bir demecinde şöyle demiştir: İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya bizim... Varoşlardan girdik... Bu kazanımlar kolay olmadı... Artık bize sadece kendi örgütümüze katılanlardan değil, her kesimden, sermayeden destek vardır. Bu açıklamasının yayınlandığı gazetenin yan sayfasında da, bir köşe yazısında Türkiyenin büyük sermaye ailelerinden birinin mensubuna övgüler düzülüyordu: İmralıda bir dokunulmaz oturuyor!

Bahçeli, hâlâ Aponun asılmasını istiyor.. Bilmiyorum, bir tanığın daha susturulması neyi çözecek?. Asıl sorun bir kişinin daha ipe gönderilmesi değil, derin gerçeğin ortaya çıkartılması.. Sahi mesela Baykal ve Sezer, ya da askerî kişiler, Devlet Bahçeli neden bu konuda bir şey söylemiyorlar? Bu sır ortaya çıkartılmadan kimseye huzur yok.. Behiç Kılıçın yazdıkları yeterince açık değil mi? Cevabını arayan bu sorulara kim cevap verecek? Ankaranın söyleyecek bir sözü yok mu bu konuda? Selam ve dua ile..


 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
Aslında o İmralıda sırları ile oturuyor!.. Yargılanması sonucu kamuoyu hakkında hiçbir şekilde bilgi sahibi olmadı... Yakalanması sonrası güvenlik birimlerinde yapılan sorgularında elbette birçok ilişkisi (Türkiyedeki, Avrupadaki, ABDdeki ilişkileri başta olmak üzere) deşifre edildi, ama bunlar açıklanmadı.

Şimdi, öyle bir havası var ki; sanki kendisi ile bazı pazarlıklar yapıldığı izlenimi yayıyor! Hatırlanacaktır, Celal Talabani, Ankaranın kendisinden PKK ile ateşkes konusunda aracı olmasını istediğini ileri sürmüştü!..

Ankara suskun kalmıştı. Talabaninin açıklamaları ile eş zamanlı biçimde Abdullah Öcalan da ateşkesten bahsetmişti!.. O günlerde Mehmet Ağar da şu iddiada bulunuyordu: Cumhurbaşkanlığı seçimine ve sonrasında genel seçimlere kadar PKKnın rahatsız edici olmaması için Talabaninin aracılığına başvuruldu. Ağarın açıklamaları kelime kelimesine böyle olmasa da bu mealde idi...

Aponun sözlerine bakalım.. Sanki kendisi ile yapılmış bir ateşkes süreci varmış gibi konuşuyor... Güvenlik operasyonlarını eleştiriyor... Bu sürecin bir oyun olduğu anlaşılırsa, o zaman ben de devre dışına çıkar ve... diye devam ediyor... Dikkat edilirse, O zaman ben de devre dışına çıkarım diye vurgu yapıyor... Bu devreye girme meselesi nedir?..
 
Üst Alt