Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

hakan_48

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
22 Eyl 2005
Mesajlar
580
Aldığı Beğeniler
5
Derinlikli Dînî Hayat



İslâm'ı aşkla yaşamak ya da bir başka deyişle derinlikli dînî hayat, İslâm'ı istekle, sevgiyle ve itidal içinde, Sünnet-i seniyye bilinci ve örneğine uygun olarak yaşamaya çalışmaktır. Bir başka ifade ile otomatik hale gelmemiş veya getirilmemiş bir dinî yaşayışı benimsemektir. Zira otomatikleşmiş hayatta aşk/istek ve bilinç söz konusu olamaz. Her an yeni, ne yaptığının farkında olarak, gönülden, uyanık bir şekilde İslâmı yaşamak, onu aşkla yaşamak demektir.

Bu tespit doğru ise, İslâm'ı aşkla yaşamanın tarihsel anlamı, onu "sahâbe kıvâmı"nda yaşamaktır.1 Sahâbîlerin dindarlık kıvamının yaklaşık on dört asırlık zaman farkına rağmen- İslâmı aşkla yaşamanın en güzel örneği olduğu ve bu kıvamın bugün için kısmen de olsa, ulaşılabilir bir hedef konumunda bulunduğu açıktır.

Hz. Peygamberin Hedefi

Genelde peygamberlerin, özelde sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin amacı ve hedefi, Allahın dinini hayatlarında canlandıracak müminler yetiştirmektir. Sahâbe kıvâmı ya da İslâm'ı aşkla yaşamak, işte bu seviyenin ifadesidir. Peygamber Efendimiz bu seviyenin doruk noktasını, "hıyarukümüllezine izâ ruû zükirellahu azze ve celle = Sizin en değerlileriniz, görüldüklerinde Allah teâlânın hatırlandığı kimselerdir"2 diye tanımlamıştır.3

Demek ki sahâbe kıvâmının ya da İslâm'ı aşkla yaşamanın güne gündemimize bakan bir yönü, dinî yaşantımıza seviye kazandıracak bir mesajı bulunmaktadır. Bu konuda bizi bilgilendirici ve gayretlerimizi teşvik edici olacağını düşündüğüm, hadîs-i şerîflerdeki bazı kayıtları birlikte hatırlayabiliriz.

1.Enes b. Mâlik radıyallahu anhden nakledilen bir hadîs-i şerîf'te Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Üç haslet vardır; bunlar kimde bulunursa o, imânın tadını tadar:

Allah ve Resûlünü, bu ikisinden başka herkesten ve her şeyden fazla sevmek.

Sevdiğini Allah için sevmek.

Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek."4

(Öldürülmek üzere olan sahâbinin, "Değil onun benim yerimde olmasını, onun ayağına bir dikenin batıp onu rahatsız etmesini bile istemem" cevabı, Hz. Peygamber'i herkesten çok sevmenin benzersiz ifadesi değil midir?)

2. Muaz b. Cebel radıyallahu anh'in rivayet ettiği bir hadis-i şerif'te Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğu bildirilmektedir:

[Men şehide en lâ ilahe illellah muhlisan min kalbihi ve sebten min kalbihi (ev yakînen min kalbihi) dahale2l-cenne]:

"Kim, içinden gelerek, samimiyetle, tam bir inanç ve güvenle "La ilahe illellah/Allahtan başka ilah yoktur" diye şehâdet/tanıklık ederse cennete girer."5

"Allah" demenin, "Lâ ilâhe illellah" demenin de bir iç derinliği, bir alt yapısı olmak gerekir.

Enes b. Mâlik radıyallahu anh karşılaştığı bir grup müslümanı şu sözlerle uyarmıştır:

"La ilahe illellah" sözünüz dışında Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem zamanında görmeye alıştığım hiçbir özelliği sizde göremiyorum."6


Filozof ve şâir Muhammed İkbal de (1876- 1938) şöyle der:

"Gerçi "lâ ilâhe" sesi gelirse de, kalbten gitmiş, yalnız dudakta kalmıştır."7

3. İslâm'ı aşkla yaşamak, kulluğu ihsan kalitesinde yerine getirmektir:

"İhsan, Allah'a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da o seni mutlaka görüyor."8

4. İslâm'ı aşkla yaşamak, namazı son namazını kılar gibi kılmaktır. (iza kumte fi salâtike fe salli salâte müveddiin.)9

5. İslâm'ı aşkla yaşamak, iki kişinin koltuğunda, ayakları yerde sürünerek câmiye cemaate gitmektir.10

Cemaate devam konusunda Veki' b. el-Cerrahın şu tanıklığı da oldukça anlamlıdır:

(Kâne'l-A'meş kariben min seb'îne seneten lem tefüthu't-tekbîretü'l-ûlâ: Yetmiş seneye yakın bir süredir A'meş, ilk tekbiri kaçırmış değildir."11

6.İslâm'ı aşkla yaşamak,

Yöneticiliği adâletle yerine getirmektir.

Gençliğini Rabbine kulluk ile ve temiz bir hayat içinde geçirmektir.

Kalbi mescitlere sevgi ile bağlı olmaktır.

Allah için birbirini sevmek, birliktelikleri ve ayrılıkları Allah için olmaktır.

Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru dâvetine 'Allah'tan korkarım' diye yaklaşmamaktır.

Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli hayır hasenât yapmaktır.

Tenhâda Allah'ı anıp göz yaşı dökmektir.12

7. İslâm'ı aşkla yaşamak, Hz. Ömer gibi şan ve şerefi İslâm'dan başka bir yerde aramamaktır.13


8. İslâm'ı aşkla yaşamak, İbn Abbas radıyallahu anhümâ gibi onu aşkla öğrenmek14 ve "Kılıcı enseme dayasanız, ben de Resûlullah'tan duyduğum bir hadisi, boynum kesilinceye kadar size duyuracağımı bilsem, onu elbette size aktarırdım" diyen Ebû Zerr radıyallahu anh gibi İslâm'ı aşkla öğretmektir.15

9. İslâm'ı aşkla yaşamak, Hubeyb b. Adî radıyallahu anh gibi, müslüman olarak öldükten sonra nasıl ve nerede öldüğünü dert etmemektir.16

İtidal Çizgisi

Elbette şartlara göre, kimi amel ve eylemlerin değeri değişebilir. Ama müslümanın derinlikli dini yaşayış ve iyi Müslüman olma arzusu, niyeti ve gayreti aslâ eksik olmamalıdır. Tümü elde edilemeyenin tümünü birden terk etmek gerekmez. Olabildiğince, gücü yettiğince ifrat ve tefrite düşmeden mutedil bir çizgide Müslümanlığımızın kalitesini arttırmaya çalışmak, İslâm'a olan temeldeki bağlılığımızın ve aşkımızın delili olmalıdır.

İslâm'ı aşkla yaşamak demek aslâ gözü kapalı, bilinçsiz ve abartılı olmak demek değildir. Çünkü hiç kimse ameliyle kurtuluşa eremez. Kurtuluş, rahmet-i ilâhiye iledir. O halde mutedil, müstekar, müstakim olmaya bakmak gerekir. Yani Müslüman için İslâm'ı aşkla yaşamak, her hal ve şartta Müslümanlığının bilincinde olmaktır.


"Din Aşktır"

Öte yandan Hz. Peygamber'in risâlet hayatı, önce din aşkının, sevgisinin ve bilincinin öğretilmesi ve sonra kurallarının belletilmesi gerektiğini göstermektedir. Nitekim o sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke döneminde on bir buçuk yıl süre ile sadece tevhid ilke ve inancını benimsetmeye gayret etmiş, İslâm'ın güzellik, derinlik ve gerekliliğini öğretmiştir. Mi'raç olayıyla başlayan son on bir buçuk yılda da o derinlikli dini hayatın sürdürülebilmesi için gerekli olan İslâm'ın kural ve kurumları oluşturulmuştur. Bu durum, din eğitim ve öğretiminde dinin önce aşk ve heyecanının verilmesi, sonra kurallarının öğretilmesi gerektiğini "sünnet" olarak ortaya koymaktadır. Kurallardan başlandığı takdirde, kuru bir şekilcilikte kalıp öze, aşk seviyesine ulaşamamak ihtimali büyüktür.

O halde artık her şey ortadadır. Muhammed İkbal'in "Din aşktır" ifadesiyle ortaya koyduğu gerçeğin farkında olmak, daha iyi, daha dayanıklı, daha olgun Müslüman olmaya çalışmak gerekmektedir. İkbal, dini aşk diye tanımladıktan sonra şunları ilave eder:

"Onun zâhiri yanar ve ateşlidir, onun bâtını Rabbül'âlemin'in nûrudur&Din, aşkın âdâbı olmadan olgunlaşamaz; dini, aşk sahiplerinin sohbetinden al."

Büyük oluşlar ve eserler bu aşk ve dinin ateşinden ileri gelir. Yine İkbal'e göre "Aşk, yulaf ekmeğiyle Hayberi fethetmiştir."19 Dinin hakikatini öğrenebilmek için âşıklarla beraber olmak gerekir. Dinin ne olduğu, ilâhi aşkı yaşayışlarında canlandırabilen insanlardan öğrenilebilir. Eğitim, dinin aslı olan dinamik kuvvetleri, yeni bir hamle veren aşk ve iştiyakı öğretirse, her noktada aşk sistemleşmiş, İslâm'ın derinlikli ve aşkla yaşanması gerçekleşme yoluna girmiş ve görüntüyü gerçek sanan, sahtelere kanıp aldanan fert ve toplumlara kurtuluş yolu açılmış olur.

Bütün mesele İslâm'ı derinlikli bir dînî hayat haline getirebilmekte düğümlenmektedir. Mevlâ yardımcımız olsun.
 
Üst Alt